şükela:  tümü | bugün
  • çinçilla kürkü için şöyle konuşmuş, katılmıyorum:

    “allah, yarattıklarının içinde en çok insanoğlunu seviyor. hayvanı da insanoğluna faydası olsun diye, etinden, sütünden, gücünden, tüyünden, derisinden istifade edelim diye yaratmış."

    kendi cinsel yönelimini ''sapkınlık'' olarak gören bir din ile hayvan katliamını meşru göstermeye çalışmıştır.

    (bkz: denize düşen yılana sarılır)

    ek: yılana sarıldıktan sonra: ''hazır sarılmışken; şunun derisi de pek güzel sanki?''
  • karşısındaki ebru gündeş denen kadın, osmantan erkır denen adama göz süzerek ''ay innnnşallah bir erkek evladım olur da ben de askere yollarım böyle anlı şanlı'' diye alkış toplarken zart diye araya girip ''sonra da ölüsünü gömersin'' diyerek şahane bir ayar vermiş insandır. ''alnımızda ne yazıyorsa o! şehitler ölmez...'' gibi vatanperver çıkışlarına devam eden ebru gündeş'i ''biz de seviyoruz vatanımızı. ama artık bırakın bu klişeleri. olmaz böyle.'' diyerek susturmuş, o esnada çılgıncasına alkışlayan seyircileri ise neyi alkışladıklarına dair bir bilinmezlik içinde bırakmıştır.

    keşke çok istediği üzere bir evlat sahibi olabilse idi. zira ebru gündeş'ten çok daha iyi anne olacağına inanıyorum ben. erkek çocuğu doğurup doğurup vatana feda etmenin annelik olmadığını biliyor en azından.
  • küçükken oturduğum binanın hemen arkasında bulunan binaya süreklilik halinde gelirdi kendisi... fazla önem vermez ama bilirdik onun ''o'' olduğunu.
    yine fırtınalı bir maç yapıyoruz bülent ablamızın geldiği binanın bahçesinde. mükkemmel bir orta kestiler sol kanattan, gelişine bir abanmışım ''güüüüm'' top bülent ersoyun yepisyeni beyaz bmw'sinin sol arka kapısında patlıyor.. kapıda kafam kadar bir göçük, söförü zaptediyor bizi, kara kara düşünüyoruz... akabinde bülent ersoy geliyor, şöyle bir arabaya bakıyor, diyor ki ''yavrucum bir şeyin var mı ?''. ben anlayamıyorum haliyle, sonra takılarak ''ı ııh'' diyorum.. ''üzme kendini önemi yok, çocuksunuz kıracaksınız tabiki'' diyor, gerisin geri çıkıyor yukarı şen kahkalarıyla...

    (bkz: bu da boyle bir animdir)
  • tek kişilik rio karnavalı.
  • gerçek bir beyefendi olan zeki müren'in hayatı boyunca hazzetmediği insandır. zeki müren, son derece zarif bir insandı. bu kişinin vermeye çalıştığı süper-ekstra-kibar imajı ise paçalarından dökülüyor.

    şarkı söyleyiş stilleri de birbiriyle taban tabana zıttır: zeki müren'in son derece akademik bir şarkı söyleme stili vardı. sesine çok hakimdi, parça içindeki iniş-çıkışları hakkını vererek söylerdi, ama hiçbir zaman haykırarak güç gösterisi yapmazdı. bülent ersoy ise, gür sesini dinleyenlerinin gözüne sokmaktan özel bir zevk duyuyor.

    zeki müren'in insana huzur veren berrak bir sesi vardı. bülent ersoy ise, bir jet motorunu bastırabilecek volümü ve -aldığı hormonlardan mıdır, nedir- pürüzlü, travesti ses rengiyle, her ne kadar sanatına hakim olsa da, insanı irrite eden bir sese sahip. zeki müren, terapi niyetine saatlerce dinlenebilirdi. bülent ersoy'a ise, özellikle benim gibi alaturkadan pek de hoşlanmayanların 1-2 şarkıdan fazla tahammül etmeleri pek zordur sanırım.

    zeki müren, billur gibi, kusursuz bir türkçe konuşurdu. bülent ersoy ise, yarım yamalak bildiği, kulaktan dolma osmanlıca kelimelerle süslü, ağdalı kisvesi altında sakil bir türkçe konuşuyor.

    bülent ersoy, hayatı boyunca zeki müren'e yetişmek, onunla mukayese edilmek istedi. kırmayalım, edelim: zeki müren, sanat güneşiydi. bülent ersoy ise, zeki müren'in olmadığı yerde bülent ersoy'dur.
  • bulent ersoy'un transeksuelligini cinsel tercihi, yonelimi, donanimi, doneniminin toplum icin ne oldugunu degil de, topluma ragmen ne olabildigi ile degerlendirirsek bu aciklama ve onu yapmak icin ihtiyac duyulan cesaretin (bkz: parrhesia) kaynagi daha bir netlesir. "top, toparlak, ibne, gotveren, kari gibi" soylemlerinin standart asagilama, dislama, otekilestirme envanterinde oldugu bir toplumdan ciktigi halde transeksuellige gecis yapmis (ya da yapabilmis) herkes gibi toplumun genel kanaatleri ve yargilarina ragmen dogru bildigini yapma, dogru olanda israr edebilme yetenegi ve yetisine sahiptir, ya da hic olmadi, hayatinda en azindan bir kere bu yetiye sahip olmustur ve bu curetin gogsune mihladigi kirmizi harfle yasamak mecburiyetinde kalmistir. bu acidan bulent ersoy sartlandirma ve konformizmin catisi altinda sirtini manevi kolektife vererek "dogru"yu soylemek ve yapmak durumunda olanlarla yuzlesme cesaretini zaten seneler evvel gosterebilmis, kot farkini yukari cekmistir. cinsel yoneliminde oldugu uzere, vicdani ve akli yoneliminde de kendisini ifade etmekte benzeri bir cesareti gostermesine cok da sasalamamak lazim, en son soyleminin yaptirimi hapis ise, toplum disi olmak ise, sahne ve sanatin getirisi olanlar disinda toplumla iliskisi oteden beri kopuk olan bulent ersoy'un o mahkumiyetin sosyal ayagini uzun yillardir yasadigini dusunuyorum; hapsedilse dahi cezasinin bir kismini hala ceken birisini mahkum etmis olacaksiniz.

    bulent ersoy'un bu soylemi sebebiyle aklin, mantigin, toplumsal sorumlulugun ve insanlik onurunun sozcusu ilan etmek dogru olmaz; siyasi gecmisi de, vukuatlari da malumumuzdur. ve fakat kendisine dava acilmasini zaruri kilan mahut ifadesi kapsaminda, bilhassa "ucubeligi, yaratikligi, dogaya aykiriligi"ni hatirlatanlara, ve "orospu cocugu katledilse ne diyeceksiniz eheheh" diyenlere, soylenecek bir demet sozumuz var:

    hepimiz transeksueliz,
    hepimiz bulent ersoyuz.

    bonus:

    helal mi?
  • 1982 yılında cinsiyet değişikliği ameliyatı geçirmiştir, bu yüzden biyolojik olarak 61 olsa da aslında 31 yaşında bir kadındır kendisi.
    dolayısıyla giyim kuşamı, hâl hareketleri 61 yaşına yetişene kadar böyle olacaktır, gösterişli ve aşırı kadın oluşu bundandır.

    acelesi var kadının anladınız mı, 30 yıl geriden geliyor yahu, biraz anlayış.
  • fi tarihinde televizyonda, hollanda'da verdiği bir konserin kulisinde yaşanan olayların, gizli kameraya çekilmesiyle yer almıştı da dehşetten meme uçlarım irileşmişti.
    biriyle telefonda konuşuyo bu : " nerde lan benim param? dört bin dolar demedin mi laaan? parammm..nerde paraaamm"
    zavallı felemenk'in teki bunun yanına yanaşıp: "muğli?" gibi bişey soruyo(ki bu kelime yıllarca tarafımızca yaşatılmıştır!),bu da adamcağıza "ne diyosun lan? ne laan?" diye yelpazeyle girişiyodu.
    ünlü türk sanatçılarıyla, ünlü türk büyükleri klasmanlarını bi örtüştürebilsek, o gün strazburg da milletcek piknik yapacağımız gündür işte!
  • "şehitler ölmez" demekle şehitler ölmüyor değiller, "vatan bölünmez" demekle tuzumuz kuru oturamıyoruz. anneler oğullarını yetiştiriyor, askere gönderiyor, birilerinin birilerinin başına çuval geçirmesine ses çıkartmayan zihniyet, ölerek ve öldürerek masa başındaki oyunların kurbanı ediyor genç insanları. bülent ersoy'un isyanı genel olarak savaşılmasına, vatanın bölünmezliğine falan değil. "30 yıldır askerimiz ölüyor, birilerinin masada çözemediği bir dava yüzünden, öldürdüğünün yerine de dışarıdan destekli yenisi geliyor, bunun sonu yok ki" diyor kadın.

    vatan için ölünmesi başka bişey, yapılabilecek bişeyler varken onları yapmayıp, öldürenin mantar gibi çoğalmasına göz yummak başka bi şey. söylediğinin eleştirilecek bi tarafı yok. ama maalesef "bülent ersoy" olmanın daha en baştan bir "eleştirisi" olduğundan, başkası söylediğinde kimsenin tepki göstermediği şeyi, o söyleyince kıyamet kopuyor. olmayan evladı için "askere gönderirim, vatana feda olsun oğlum" diye ahkam kesen ucuz populistin tribünlere oynadığı oyun görülmüyor da, olmayan evladın kaybının bir anne için ne olduğunu tahmin edebilen, empati yapabilen, üstelik çocuk doğurma yetisine sahip olmadığı halde bunu yapabilen bir insanın, seyircisini kaybetme uğruna inandığı şeyi söyleyebilmesi suç oluyor.

    yoksa bunu söyleyen ilk o değil, son da olmayacak. buyrun bakın:

    ""..85 yıldır "vatanın bölünmez bütünlüğü"nü bir türlü garantiye alamamış, bu çocukları 30 yıldır savaşmak durumunda bırakmış herkese lanet okuyorum"

    pakize suda...

    ben de oğlu olan birisi olarak, oğlum vatana feda olsun demiyorum, diyemiyorum. bu kadar ucuz değil verilen emek, duyulan sevgi. vatanın bölünmez bütünlüğüne inancım sonsuz ama bunu bu kadar canın diyetiyle sağlamak zorunda olacağımız bir zaman diliminde yaşamıyoruz artık.
  • keşke gözlüğü direkt güneşe taksaymış, hepimiz faydalanırdık.