1. kibar, pipolu, herkese hanfendi ya da beyfendi diye hitap eden, bir kaldırım taşı üzerine çıksa yüzbin kişiyi peşinden sürükleyebileceği söylenen adam.

    yurtdışında uzun süre geçirdikten sonra türkiye'ye döndüğünde tanışmıştım. bir kitap fuarında. son sözleri kürtçü partilerin söylemleriyle örtüşüyordu. hala öyle midir bilmem.
  2. uzun sure önce siyasetten kopmus, yurtdisinda yasamis, karakteristik biyiklariyla taninan kisi.
  3. 12 eylül darbesi için -ülkenin bir günde refaha kavuştuğunu sanan safdillere kapak niyetine- şunları söylemiştir..

    "bu işi olgunlaştırıp yaptılar..bütün istihbaratlar, bilgiler oluşmuştu..bilmedikleri bir şeyleri yoktu bizim açımızdan..olmuşu topladılar..silkelediler sadece ağacı.."
  4. 1952 istanbul doğumlu, sırasıyla dev-genç, dev-yol, dev-sol ve kurtuluş hareketleri içerisinde yer almış devrimci.

    1971 yılında istanbul üniversitesi'nde önce eczacılık, daha sonra iktisat fakültesi'ne girdi. fikren mahir çayan ve thkp-c çizgisini benimsemişse de, thkp-c içerisinde fiilen yer almadı. 1974 yılında iktisat fakültesi öğrenci derneği başkanlığını kazandı. 1976'da dev-genç'in genel başkanlığına seçildi. 1977 yılında dev-yol kadroları arasında yer aldı. 1978'de devrimci sol'un üç kurucusundan birisi oldu. bu süreç içerisinde filistin'e de giderek el-fetih kamplarında gerilla eğitimi aldı. israil kuvvetleri ile girilen bir çatışmada esir düştü. esir değiş tokuşu ile serbest kaldıktan sonra türkiye'ye geri döndü.

    dev-sol içerisinde, özellikle mahir çayan çizgisi ile ilgili fikirlerde kısa sürede başgösteren anlaşmazlıklar üzerine dev-sol'dan ayrıldı ve çayan eleştirisini o yıllarda ön plana çıkartmış kurtuluş hareketine katılarak, kısa süre içerisinde tkkkö'nün lider kadrosunda yer aldı.

    1980 darbesinin ardından yurtdışına kaçtı. almanya, "tehlikeli terörist" listesinde olduğu için kendisini türkiye'ye iade etme kararı aldı. bunun üzerine almanya'dan da fransa'ya kaçtı. daha sonra uzun süre isviçre'de siyasi mülteci olarak yaşadı. bu süreç içerisinde, türkiye'de gıyabında yapılan mahkemelerde iki kez idam cezasına çarptırıldı. hakkındaki cezalar düşünce türkiye'ye geri döndü.

    günümüzde epey dağılan kurtuluşçuların bir grubu ile birlikte hareket ediyor ve işçilerin sosyalist partisi içerisinde yer alıyor.
  5. (bkz: #18016649)

    aynı belgeseldeki bir başka sözü de, 80 öncesinde kanser hücreleri gibi bölünen soladır:

    --- spoiler ---

    "devrimden sonra anaokulunun nasıl olacağı" hakkındaki bir ayrışmanın ciddiyeti olabilir mi? bu noktaya getirmiştik ince ince kıyarak... tamam o sovyet-çin-arnavutluk ayrımının getirdiği bir nesnellik vardı. ama hem sovyetler'i savunup kendi arasında bölünen çoktu, hem çin'i savunup kendi arasında bölünen çoktu, hem de arnavutluk'u savunup kendi arasında bölünen çoktu. bizim aramızdaki ayrılıklar bir kere sınıfsal değildi. mesela şu söz doğru değildir: her ayrılık sınıfsal bir temele dayanır. 60 tane sınıf yok ki! ama 60 tane örgüt vardı!

    --- spoiler ---

    ekleme: geçen fark ettim de, yine aynı dönemde sol fraksiyonlar tarafından işlenip sağ cenaha ihale edilen baz cinayetleri de itiraf etmektedir kendisi:

    --- spoiler ---

    - aynı miras üzerinden kavga etmeye başladığınız zaman, miras kavgasının sonunda cinayet olur.
    - bir müddet sonra cinayetler başladı...

    --- spoiler ---

    yaaa işte...
  6. '70'li yılların efsane konuşmacısı. toplantı ve mitinglerde o kürsüde konuşurken binler, on binler onun konuşmasına paralel olarak dalgalanırmış.

    "ajitatör" derdik eskiden ama anlaşılıyor ki ajitatör ve ajitasyon kelimeleri kötü anlamlar kazanmış zaman içinde. "ajitasyon ve propaganda" genelde birlikte kullanılan kelimelerdi. ilki kitleleri, grupları benimsemiş ya da benimsemeye teşne oldukları bir doğrultuda harekete geçirmek, yönlendirmek amacıyla yapılan ateşli konuşmayı, ikincisi, yani propaganda ise dinleyene, okuyana bir görüşü benimsetmek amacıyla yapılan çalışmayı ifade ederdi.

    bugün ajitasyona tanım olarak "gaza getirmek" bile dense razıyım ama her yerde "kışkırtmak" diye karşılandığını görünce buz gibi soğudum.

    neyse konumuz bu değildi. bülent uluer o yıllarda devrimci yol'dan devrimci sol'la birlikte ayrılmış, ama daha sonra kurtuluş'çu (bkz: kurtuluş sosyalist dergi) olmuş bir abi. 12 eylül'den sonra avrupa'ya çıktı. orada da siyasal faaliyetlere devam etti. türkiye'ye '90'larda dönebildi. ödp kurulurken galiba yasal olarak yönetici olamadı (sabıka meseleleri) ama fahri ünvanlarla onurlandırılanlardan biriydi, diye hatırlıyorum. (not: ödp deyince bugünkü ödp anlaşılmamalı. ödp kurulduğunda kurtuluş ve kurtuluş'tan doğmuş troçkist gruplar dahil pek çok sol grubun ortak partisiydi, ama ortaklık birkaç yıldan fazla yürümedi. bugünkü ödp baştaki gruplardan sadece birinin partisidir).

    şimdi cnn türk'te gördüm kendisini, hatırladıklarımı da buraya dökeyim dedim. kendisini ilk kez izliyorum. dile hakimiyeti ve iyi bir hatip olduğu çok açık.
  7. sol hareketi yalnızca akademik yayın sayısı arttırmanın bir yolu olarak, ya da entellektuel bir etiketmis gibi algilayanlara en guzel cevaplari vermektedir kendisi. zamaninda liderliklerini yaptiklari fraksiyonlarin attigi silahlarin "ozelestirisi"ni yapmak icin bir mayıs'ın otuz bes sene sonra tekrar -her seye ragmen- bayram havasinda kutlanmasini bekleyen zihniyete de ne denir, 78'liler vakfi baskani ile birlikte gostermistir bulent dayi: [hollandali bir komunist parti baskaninin anilarini aktararak] "adam [komunist parti baskani] soyle diyor: 'hayatim boyunca komunist oldum ve hayatim boyunca komunistlere karsi mucadele ettim...' kim neresinden anlarsa anlasin artik!"
  8. halil berktay'a hak ettigi cevabi veren kisi, devrimci. berktay'a ''35 yil niye bekledin?'' seklinde ki en basit ve en akilci soruyu sormus, daha onceki iddiasina da herhangi bir arguman getiremiyen berktay, bu soru karsisinda da afallamis, ayip ediyorsun minvalinde bir seyler gevelemistir.

bülent uluer hakkında bilgi verin