şükela:  tümü | bugün
  • zamanında bulgaristan'dan türkiye'ye göç eden, etmeye çalışan dedelerden, türkiye'den bulgaristan'a göç eden, etmeye çalışan torunlarına...

    işte türkiye'nin özeti.
  • genel kanı olarak bulgaristan göçmenleri türkiye'de bulgar olarak algılanıyor. oysaki bulgaristan göçmeni dediğin insanlar bildiğin türk.. ben de 92de türkiyeye gelmiş birisi olarak;

    -nerelisin? sorusundan sonra en çok karşılaştığım diyalog:

    -nerelisin
    -bulgaristan göçmeniyim
    -yaa.. hiç belli olmuyo türkçe'yi iyi konuşuyosun.
    -biz bulgaristan'dayken de türkçe konuşuyoduk.

    evet efendim.. bilmeyenler için söyleyelim bulgaristan göçmenleri, ordayken de türkçe konuşurlardı, türkçe konuşmak yasaklandığında buna karşı çıktı diye ölenler vardır aralarında. (bkz: belene kampı) torununu sünnet ettirdi diye 9 ay hapiste yattı benim babaannemin kardeşi, hapiste türkçe konuşmak yasak diye, bulgarca bilmediği için ziyaretçileriyle yarım saat bakışmışlar, ağlaşmışlar. ha neden bulgarca bilmiyor dersen zaten bu insanlar osmanlı'nın iskan politikası(osmanlı devletinde yeni alınan bölgeleri türkleştirmek) kapsamında gitmiş bulgaristan'a, amaç zaten bulgarları türkleştirmek. ki bazı noktalarda da başarılı olmuşlar. neyse ya..

    bir de şu var, bazen dinle ilgili bir konu geçer, uyanığın teki anında yapıştırır:
    - ha sen zaten bulgardın değil mi?

    değildim efendim.. bulgaristan'da doğmak bulgar olmayı gerektirmez.. ayrıca dinden bahsederken ne alakası var bulgarlıkla.. bari hristiyan mıydın diye sor.. ama türktüm ve müslümandım.. neyse milliyetçi tavırlar takınmayalım.. annemin dediği gibi

    -bize bulgaristan'da türk, türkiye'de bulgar derler..
  • genel özellikleri şu şekilde sıralanabilir aslında;

    - çalışkandırlar. ciddi anlamda çalışkandırlar. evde herkes çalışır. ev hanımlığı diye bir meslek yoktur. doğum yapan bir kadın bile ilk fırsatta işinin başına döner.

    - boşnaklarla kaderleri hemen hemen benzerdir. epey ezilip, sindirilmeye çalışılmışlardır. bu nedenle dışa biraz kapalıdırlar. örneğin bir yunanistan veya makedonya göçmeni gibi değiller. yunanistan ile genelde karşılıkla mübadele yapıldı. hatırlatmakta fayda var.

    - cimrilik ile tutumluluk arasındaki ince çizgiyi bilirler. 48 ay taksitle iphone almazlar. ihtiyaç-lüks ayrımını iyi yaparlar. bunu bulgaristan göçmenlerinin %87.3'ünde görebilirsiniz. küsuratlı söyleyeyim de salladığım belli olmasın.

    - büyük çoğunluğu ev almazlar. arsadan apartmanları vardır. mesela babamlar göç ettiklerinde oradan iyi parayla gelmişler. burada da epey para etmekte. babam hiç uğraşmayalım, ev alalım demiş, dedem ise "ben torunlarımın geleceğini garantiye almadan bu dünyadan göçmem, saçma sapan komşularla muhatap olmasını istemem." demiş. bg göçmenlerinde komün yaşam devam eder. aynı durum bayrampaşa-yıldırım'da da vardır. boşnaklar biraz durumu abartıyor gerçi.

    - pasaport mevzusuna gelelim. çift vatandaşlığı bulgaristan'ı çok sevdiğimizden almıyoruz. türk pasaportu zaten kıymetli olsa buna hiç gerek duymayız.

    - bulgaristan göçmenlerini de kendi içinde ikiye ayırabiliriz aslında, kuzey ve güney olmak üzere. kimse kusura bakmasın, türkiye'de akdeniz ve karadeniz insanı gibi birbirlerinden farklı yaşamları vardır.
    güney bulgaristan'da türk nüfusu bir arada bulunur, bu nedenle kimliklerini daha fazla korumuşlardır. kuzey bulgaristan'daki türkler ise daha dağınıktır. bulgarlarla daha fazla haşır neşir olduğundan kimlik karmaşası daha fazla. iki yörede de su yerine alkol alırlar.
    ilginçtir ki kuzey ve güneydekiler birbirinden pek haz etmez. kuzeylilerde(deliorman diyelim artık) fitne, fesat boldur. yabanisiniz abi... güneyliler ise kendi içlerinde dedikoduyu çok sever. (bu konu tartışmaya bile kapalıdır, öz eleştiri içerir)

    - fiziksel olarak iklimin de etkisiyle pek anadolululara benzedigimiz söylenemez. 50+ yaş genelde şişman olur. büyük çoğunluğu ise kumral ve sarışındır. gerçi beni sırplara, boşnaklara daha fazla benzetirler.

    - tarihten gelen bağzı sebeplerden dolayı milliyetçi olurlar, ama bu durum kafatasçılığa gitmez. üç harfliyi de pek sevmezler. ama bursa'daki akrabalarim ve göçmenlerin büyük çoğunluğu üzülerek söylüyorum ki g*öt kılı olmuş.

    - haaa şunu da söyleyelim, balkanlardan gelenler göçmendir, anayurda dönmüşlerdir. suriyeliler ise mültecidir, misafirdir.

    - genel olarak iyi insanlarız be... kimseye bir zararımız yok.

    final şöyle olsun,

    türkiye cumhuriyeti'nin kurucusu anafartalar komutanı gazi mareşal ulu önder mustafa kemal atatürk der ki: "muhacirler, kaybedilmiş toprakların aziz hatıralarıdır."

    tüm balkanlara selam olsun...
  • bulgar göçmeni ne amk salagi? bulgardan mı göçtü o insanlar? bulgaristan'dan göç ettiler.
    vatandaşlık verse bulgaristan'a kaçacak orospu çocukları bu gocmenlere "asimile olmuş "diyor,sen git önce askerlik yap sikik! .
  • genellikle osmanlı tarafından bulgaristan'da iskan edilmiş karaman türkleri'nin soyundan geldikleri düşünülür. bu algı bulgaristan göçmenleri arasında da oldukça yaygın biçimde gözlemlenebilmektedir. bu düşünce biçiminin oluşmasında, bize öğretilen tarihte "1071'de, malazgirt zaferi ile anadolu'nun kapısının türklere açıldığı" bilgisinin ısrarla vurgulanıyor olmasının önemi büyüktür. burada asıl yanılgı, türklerin batıya karadeniz'in güneyinden, anadolu üzerinden gelip balkanlara geçtiği şeklindeki şablondadır.

    bu şablon yanlış. en başta şunu kafanızdan atmalısınız, alparslan'ın bizim zannettiğimiz gibi, dur şu bizans'ı tepeleyeyim de türklere ve müslümanlara anadolu'nun kapılarını açayım, anadolu'yu türk yurdu yapayım diye bir derdi yok. alparslan güney'deki müslüman topraklarını fethetmenin derdinde, çünkü para orada. bizans'a ilişmek istemiyor ve bunu da doğu roma'nın kara kaşından kara gözünden dolayı değil, maliyeti getirisinden yüksek olacağı için istemiyor. ancak güneye yapacağı seferde bizans toraklarından geçmek zorunda ve lojistik hattının kesilmemesi, dönüş yolunun güvencede kalması için malazgirt'i almak zorunda ve alıyor da. alıyor ve asıl hedefi olan güneydeki müslüman topraklarına doğru ilerlemeye devam ediyor. bir yandan da istanbul'a elçi gönderiyor, aman diyor yanlış anlamayın, benim malazgirt'le falan işim olmaz, şu aşağıdaki müslümanları tepeleyip gelicem, kalenizi de size geri vericem, bizde yanlış olmaz diyor.

    o esnada bizans tahtında oturmakta olan romanos diogenes'in de, atına atlayıp malazgirt'i "kafir" türklerin elinden kurtarmak gibi bir derdi yok aslında ama başka dertleri var. kendinden önceki imparator ölünce kocasız kalan ve oğlu da henüz tahta geçecek yaşa gelmemiş olan imparatoriçe tarafından, yakışıklı ve heybetli asker kontenjanından seçilip tahta oturmuş oturmasına da, istanbul sosyetesine henüz kendini kabul ettirememiş durumda. abi sakin olalım, adamlar geri vereceklerini söylüyorlar, şimdi kim uğraşacak savaşla mavaşla diye mırın kırın etmeye çalışsa da, vay sen isa efendimize meryem anamıza tapınılan kiliselerimizi ayakları altına alıp kutsal topraklarımızı iğfal eden kafir türklerden korkuyor musun, delikanlı dedik, asker dedik başımıza geçirdik pısırığın önde gideniymişsin şeklinde tepkiler büyümeye başlayınca mecburen orduyu toparlayıp yola çıkıyor.

    tabi o dönemde ikmal ve lojistik ciddi bir iş, binlerce adam atıyla eşeğiyle koyunuyla kuzusuyla yollara düşüyor, hadi savaşacaz desen en erken altı ay sonra savaşa başlayabiliyorsun. bizim kayserili yakışıklı romanos ve şürekası ha babam de babam malazgirt'e doğru yol alırken, durumu öğrenen alparslan da, ulan bu salaklar yolumuzu keserlerse sıkıntı olur geri dönelim bari diyor, o da malazgirt'e doğru yol almaya başlıyor.

    dikkat ederseniz alparslan doğudan batıya gelmiyor, güneyden kuzeye çıkıyor. yani dörtnala gelip uzak asya'dan, akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanmak diye bişey yok. unut onu.

    burada ikinci olarak bilmemiz gereken husus şu, o dönemlerin orduları çoğunlukla "yerli ve milli" değil. her orduda farklı milletlerden unsurlar yer alıyor, her devlet parasını bastırıp adam kiralayabiliyor. doğu roma ordusunda da mesela imparatorun korumaları viking. hafif süvari birlikleri ise türk. bunu da biliyoruz zaten, hatta şöyle biliyoruz, bu türkler malazgirt'te alparslan'ın tarafına geçmişler falan. bu da yalan. bizans kaynaklarında türklerin savaşta bizans ordusunu sattığına dair bir bilgi yok. sadece şu var, romanos diegones, savaştan önce yaklaşmakta olan türk ordusunu karşılamak üzere ordusunun bir bölümünü gönderiyor. bu gönderilenler bir daha geri gelmiyor. bunlar saf mı değiştirdi, alparslan ile savaşıp yenildiler mi, yoksa siktir edin ya ne savaşıcaz deyip sıvıştılar mı orası muallak.

    neyse asıl konumuza geri dönelim, bizim tarih kitaplarında, doğu roma ordusunda yer alan bu türklerden bahsediliyor da, bunların nasıl olup da o ordunun içinde yer aldığına pek değinilmiyor. sanki savaş öncesi imparator bi ıslık çalmış, bunlar da 5 bin 10 bin kişi abi kimi dövüyoz diye gelmişler gibi. böyle bişey de tabii ki yok. ya ne var? bunlar zaten doğu roma topraklarında ya da komşu topraklarda yaşamakta olan, aileleri, tarlaları, dükkanları, köyleri, şehirleri olan insanlar. hem de yüz yıllardır o topraklardalar. hangi topraklarda? balkanlarda ve kısmen de anadolu'da.

    balkanlar'da türklerin varlığı malazgirt'ten 300 yıl hatta daha da öncesine kadar uzanıyor. sadece sonradan slavlaşan bulgarlar değil, uz'lar, kumanlar ve peçenekler, yüzyıllardır macar ovalarında, romanya bozkırlarında, deliorman'da yaşıyorlar. bazen kendi aralarında savaşıyorlar, bazen devlet kuruyorlar, bazen ittifaklar oluşturuyorlar, genelde başka devletlerin askeri teşkilatlarının içinde yer alıyorlar ama öyle ya da böyle, varlar. türkçe konuşuyorlar, dinlerini olmasa bile kültürlerini muhafaza ediyorlar. özellikle deliorman bölgesi, neredeyse tamamen türklerin yerleşik olduğu bir yer olarak öne çıkıyor. bizans kaynaklarında bile adı teleorman olarak geçiyor. buradaki tele deli demek ve deli de abi adamda deli gibi para var cümlesindeki manada deli.

    selçukluların anadolu'yu ele geçirme ve devletleşme sürecinde ve sonrasında da anadolu'dan balkanlara türk göçü ve iskanı, karadeniz'in kuzeyinden gelen göçlere paralel bir şekilde devam ediyor. mesela sarı saltuk ile birlikte binlerce çepni, selçuklular ile anlaşmazlığa düşünce bizans ile anlaşarak istanbul boğazından balkanlara geçiyor ve bir süre sonra onun ardılları dobruca beyliğini kuruyor. balkanlardaki türklerin bektaşilik üzerinden islam ile tanışmaları ve geçişleri de bu dönemde başlıyor büyük oranda. dobruca beyliği tatarlar ile savaşıp yenilince, çepnilerin bir kısmı bu sefer çanakkale boğazı üzerinden tekrar anadolu'ya göç edip, çanakkale, balıkesir ve kısmen de manisa'nın dağlarında 100'e yakın yeni kurulan köylerde iskan ediliyorlar. bugün bu bölgelerde "çetmi" köyü olarak bilinen alevi bektaşi köyleri büyük oranda o dönemde kurulan köyler.

    bu çepnilerin bir kısmı da yine balkanlarda, bulgaristan'da deliorman'da kalıyor. bu, osmanlı öncesinde balkanlar, özellikle bulgaristan'daki türk nüfusu hareketlerinin anlaşılması açısından bir örnek. karadeniz'in kuzeyinden yüzlerce yıl boyunca yoğun bir türk nüfusu gelip yerleştiği gibi, bu türklerin bir kısmı da gerek bizans, gerekse daha sonrakid evletler tarafından anadoluya, anadolu'dan da balkanlara iskan edilmeye devam etmiş.

    ha osmanlı döneminde iskan yok mu, yine var. özellikle karaman türkmenleri gönderiliyor doğru. ancak buradaki karaman'dan kasıt da sadece konya/karaman değil, osmanlı döneminde karaman, çok daha geniş bir bölgeyi kapsıyor.

    velhasılı, sevgili macır kardeşim, osmanlı tarafından iskan edilmiş bir karaman türkmeninin soyundan geliyor olabilirsin evet ama özellikle deliorman civarından geliyorsan, soyunun karadeniz'in kuzeyinden, selçukludan yüzlerce yıl önce gelmiş uzlara, kumanlara, peçeneklere, ya da sarı saltuk'un çepnilerine dayanıyor olma ihtimalinin yüksek olduğunu da bilmeni istedim. sevgiler.
  • öncelikle bulgar değil bulgaristan göçmeni diyeceksin, sonra da başına sayın ekleyip ağzına almadan önce o pis ağzını çalkalayacaksın sayın amına koduğum.
    bak, ben insan olmadığın halde sana sayın diyorum değil mi ama?

    asimile olmuşmuş da yaşantısı bulgar gibiymiş de bulgarlar adamdan saymıyormuş da. geçiniz bunları. hakkımızda ne biliyorsunuz da atıp tutuyorsunuz?

    en basitinden, gelince tarlasını tapanını bırakıp istanbul'un en güzel yerlerine imarsız izinsiz gecekondu diken anadolu çomarları mı öğretecek bize geleneği yaşantıyı? onlar gibi şark kurnazlığına girip bugün milyonlar eden yolsuzluklar etmedik diye mi bulgar olduk?

    ya da dışarıda önüne gelene kerkinip, ahlaksızlığın allahını yapıp eve gelince karısını kızını döven onları eve hapseden ya da 13 yaşındaki kızını koyun karşılığı dedesi yaşında adama peşkeş çekmediğimiz için mi asimile olmuş olduk?

    bizim insanlarımız geldi de medeniyet gördünüz lan, benim ailem gibi onlarca medeni aile geldi de kadınlarınızın çalışmasının kabul edilebilir olduğunu gördünüz. alnımızın teriyle kazandığımız kadarıyla ev araba sahibi olduk da, sizin gibi kurnaz anadolu çomarları gibi hak hukuk yemedik. vatanımızı dinimizi sevdik, vergimizi verdik, kaçakla göçekle işimiz olmadı, ahlaklı insanlar olduk.
    sen kalkıp da benim/bizim milliyetçi damarımızı kabartamazsın eyy it oğlu it!

    benim ailem topraklarını tarlalarını bırakıp doğup büyüdükleri, dedelerinin mezarları olan topraklardan niye geldi biliyor musun?
    senin bizi olmakla itham ettiğin şeyi, asimile olmayı kabul edemedikleri için!
    önce dillerini konuşmayı yasakladılar, sonra isimlerini değiştirdiler, güzelim gülşenler oldu galina bilmemnova, sıra dine geldi, ezanlar camiler yasaklandı.
    asimile olmamak için sıfırdan başladılar hayata! asimile olmayı kabullenip hristiyan galinalar stoyçolar olarak yaşayabilirleri, ama kabul etmediler. ve ne oldu biliyor musun? memleketimin toprakları, memleketimin insanları diye güvendikleri insanlar daha sınır kapısının ötesine geçtiklerinde kazıkladı onları! evet evet, siz sayın anadolu çomarları.

    o yüzden, haddini bil de konuş. haddini kıvırıp hak ettiği yere sokmaktan büyük keyif alırım, ama yorma insanı.
  • en yakın arkadaşım bulgaristan doğumlu bir bulgaristan göçmeni. ibne şimdi yolda, bu başlıktaki coşmayı göremez, o yüzden sonra ona dert olur ben yazayım hehe.

    olm kim yıkıyor sizin beyninizi böyle? adamla yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmez, defalarca bursa'da gittim evinde kaldım, daha en son bayramda burgas'a memleketine gittik adamların evinde kaldım, köyüne gittim yedim içtim, yani demek istediğim marteniçkasından rakısına, bulgar gofretinden konserve balığına kadar adamın kültürü ile iç içeydim yıllarca ve hala öyleyim. bir kez olsun burada yazılanları görmedim.

    bir kere 2014 yılında hala alt alta üst üste yaşam şekli bulgar göçmenlerinde değil boşnaklarda olur, bunu da bir boşnak olarak yazıyorum. artık yeni jenerasyonu bu durum biraz sıktığı için insanlar farklı evlere çıkıyorlar. yıldırım mahallesi'nde ya da pendik'te çoğu apartmanın merdivenleri halı kaplıdır, ayakkabılar evin önünde değil apartmanın girişine konur. genelde her evin üstünde evin anahtarı vardır, altlı üstlü oturmanın yaygınlığını ben orada gördüm. kimse kimsenin ağzına silah dayamaz illa benimle oturacaksın diye. bu işin bulgarı boşnağı olmaz, eğer anan yaşlıysa koyarsın onu alt katına yaşarsın.

    gelelim para teslim olayına; olm allah çarpar lan yalan konuşmayın bari, babaya teslim edilecek elde ne var ne yok verilecek. ben daha bir kez böyle bir olayı ne gördüm ne duydum. üniversite kazanıp şehir dışına çıkan çocuk versiyonu bu benim arkadaşım, hem de istanbul gibi bir şehre geldi. ben bir kez olsun cimriliğini görmedim, cimrilik ve tutumluluk ayrı şey. ben de hesabımı kitabımı yaparım ona göre harcarım, herkes bana tutumlu der ama bir allahın kulu da cimrisin sen diyemez. benim de dayıma herkes cimri der, ama adam 7 kardeşe ve sayısız yeğene bakıyor, bu adam hesap kitap yapmak zorunda. göçmen aileler zorluk çekerek geliyorlar bu ülkeye.

    arkadaşımızın dediği gibi bulgaristan'da türk diye dışlanıyorsun, türkiye'de bulgar. lan oğlum siz salak mısınız? iki gram tarih okuyun bu insanlar nereden nasıl gelmiş bir görün. bulgaristan'dan gelen bir tane adamda türkçe olmayan bir isim gördünüz mü? bak ne diyorum, benim tek kelime türkçe konuşamayan, yugoslavya iç savaşından ingiltere'ye kaçan akrabalarımın ismi arslan, sabina, irfan, selma. bu isimler kadar bile yabancısını bulamazsınız ki bunlar sabina hariç türkiye'de çok rastlanılan isimlerdir. türkiye'de evlerde türkçe konuşurlar. size bulgaristan'da çok şaşırdığım bir olayı anlatayım; arkadaşın köyüne gittik. bir tane bulgarca konuşan yaşlı yok, hepsi türkçe konuşuyor. okumak için çalışmak için şehre gidenler biliyor bulgarcayı. buna gerçekten çok şaşırmıştım, bulgaristan'da doğup orada ölüp bulgarca bilmeyen türkler bile mevcut. çünkü orada köyde yaşayan insanlar adeta türkiye'nin bir devamı gibi yaşıyorlar, dinlerine bağlılar, geleneklerine görecenkerine türkiye'de yozluğun aksine fazlasıyla bağlılar.

    balkan türkleri, bu ülkede eleştirilecek en son gruptur. bu ülkeye, en çok ben türküm diye kasılan yüzlerce çöpten kat kat daha faydası olan insanlardır bulgaristan göçmenleri. aşırı çalışkandırlar, tutumludurlar, temiz kalplidirler. yau hepsini geçtim bu rezalet gen havuzunu düzelten ender gruplardan biridir, eğlenmesini bilir, içmesini bilir, bir tane yamuk adam tanımadım.

    ha son sözüm de şu, iyi ki güzel yerleri almışlar da bu kekolara bırakmamışlar.

    tüm bulgar ve sancak türklerine selam olsun.
  • bi grup arapçı yobaz köpek provokasyon olsun diye bu başlığı açmış.

    peşinen söyleyeyim bende hiçbir göçmenlik yok. ama ülkede şu durum çok nettir: türkiyeden balkan ve kafkas göçmenlerini çıkardığında geriye afganistan kalır..
  • siz gelmeseniz ulke afganistan olacakmıs,abi akrabanız esiniz dostunuz yok mu, nolur getirin ya. bulgaristanda turkleri dovdurelim,dedikodu yapalım kalan kim varsa goc etsin.
  • bulgaristan'da türk oldukları için ırkçılığa maruz kalmış, türkiye'de ise bulgar olmakla suçlanan topluluktur. bulgar kelimesine karşı olan tepkinin temel sebebi budur.

    bu arada suriyelilerle eş olduğunu düşünenler varmış. allah akıl fikir versin ne diyelim. ben hiç dilenen çalan çırpanı görmedim. çoluğunu çocuğunu dilendiren, eşine hayvan muamelesi yapan yoktur.