şükela:  tümü | bugün
  • (bkz: bunamak)
  • bunaklığım* benim, sidikli kontesim, kont eşim.
    henüz yavaş geliyor, farkında değilsin.

    en çok dikkati eskiden presenil demans denen alzheimer hastalığı/alzheimer demansı'nın çektiği, birçok nedenden bellek, zihin işlevselliğinin (yönelim, sorun çözme, dil, dikkat gibi) gerilediği genelde ileri yaş ve yaşlılık laneti. bunamak sözcük türü olarak başka, bunama demansın türkçesi.

    belli başlı diğer bunamalar senil demans, frontotemporal demans, vasküler demans/multi-infarkt demans, parkinson demansı, lewy cisimcikli demans , creutzfeldt jacob hastalığı**, normal basınçlı hidrosefali (adams-hakim sendromu) diye sayılabilir.

    erken bunama şizofreninin eski tanımı demans precox/dementia praecox'un türkçeye çevirisi oluyor. o apayrı bir hastalık, delilik/akıl hastalığı diye bilinen. erken yaşta başlaması, yıkımının ciddiliği ve geri dönüşsüzlüğü nedeniyle bu adı almış, ama yurdum insanı doğrudan çağrışımla işlediğinden bunu bunamalardan hafif erken başlayanı sanıyor. aynı antisosyal derken asosyal demeye çalıştığı gibi.

    sevip saydığımız ali nahit babaoğlu hoca erkek bunamasını (olasılıkla bir fıkradan ilhamla) iki evrede özetlerdi:
    "hafif evresinde adam işedikten sonra fermuarını çekmeyi unutur. ağır evresinde adam işemek için fermuar indirmeyi unutur."

    "ölüm ayrılıktır. ayrılık ölümdür. cem ettim, semah çektim, kocamın ölümüne dayandım." diyordu. ruhsal olarak yaralıydı, gözlerinin içleri acı acı da olsa gülüyordu, parlıyordu. bir vakit daha geçtikten sonra koca bunak bir bebek olmaya yönelmişti, yuvarlanmayı bir yerden sonra yönetemiyordu. gözleri hala canlı, ve artık bokunu oraya buraya silen sıvayan. ve canlı, yaramaz, ateşli gözlerle kuyusuna bakacağını, korkarken aynı kalacağını, belki korkmayı bunamayla aştığını, biraz geçirdiğini anlar gibiydim. beni yolundan iteleyerek* mi çekiyordu, mıknatısça halı sererek mi?

    biriktirmeye karşı en önemli itiraz ile boşa çıkarma dün ve düş benzerliğinden gelir. biriktirdiğinin sadece şimdide var olan ve şimdi yarayan kısmı gerçektir, ötekileri anı tortusudur. akıl da öyle. dün yoktu, bugün var, yarın bir bunamayla gene uçar. akıl bile düş gibidir. şimdiki aklım olsaydı sözü en sıkı göstergesidir. sadece şimdiki aklım vardır. aklın gitmesinden korkmak şimdi aklı gitmiş ve cehennemin dibine girmiş yapar zaten. aklın gelmesinden korkuşun da uyanış sancısını başlattığı gibi. (bkz: zaman yani şimdi)

    (bkz: vivir para contarla/@ibisile)
    (bkz: dediğini koduğunu bilmemek)
    (bkz: bunak/@ibisile), matıflamak, unutmak
  • (bkz: demans)
  • zamanının büyük bir kısmını oturarak geçiren insanlarda görülen hastalık. "işleyen demir ışıldar" der atalarımız, evet, insan atalete kapıldı mı, bunar ve söner!

    hareketsiz insanlarda medyal temporal lobun ince olduğu ve bunun da bilişsel gerilemeye sebep olduğu düşünülüyor.
  • anneanneme konan teşhis.
    hafif unutkanlıklar vardı ancak 6 ay önce evinde düşüp kafasını eski tip radyatöre geçirince bildiğiniz kafa gitti. iki dakika içinde anahtarını bulmak için 5 kere çantasını boşaltıp anahtarı bulup tekrar doldurma, seneler önce ölmüş insanları özledim nasıllar diye sorma öldüklerini öğrenince tekrar tekrar üzülme, her gün ben yarına eve gidiyorum teranesi, hiç idrar kaçırmam diyip ped kullanmama ve her yere işeme sonra da bunu kabul etmeme gibi çeşitli sonuçlarını yaşıyoruz.
    bu teşhis konmuş birisine bakmak psikolojik olarak çok yorucu ve hatta tüketici. bir kere öncelikle kendimizin bu durumu kabul etmemiz bir zaman aldı. basma kalıp gibi sürekli aynı şeyleri sorması/ söylemesi bir noktadan sonra sinir törpüsü haline geliyor. bizimki ayrıca narsist, dolayısıyla iş katmerli zor. her şeyi en iyi ben bilirim havasından dolayı sürekli herkesin işine, kıyafetine, saçına, oturuşuna karışma; evin düzenine karışma; aynı saatin içinde kızınca kilo aldın, sevince zayıfladın muhabbetleri.. saymakla bitmez.
    çelik gibi sinirleri olanlar için bile profesyonel bakım yardımı alma ya da bakım evine yerleştirme şansı olanlar için kesinlikle bu şansı kullanmalarını tavsiye ederim.
  • bunama ile ilgili çalışmalar, çoğunlukla insanların neler yapamayacakları üzerine odaklanmış. pozitif psikolojinin vurguladığı nokta ise insanların neler yapabileceği… bu yüzden insanlara, “hafızan ne kadar zayıf?” değil de “ne kadar iyi?” sorusunu sormak gerekiyor. pozitif psikoloji, bu yüzden yaşlanma sürecinde yaratıcılık üzerine odaklanıyor. bunun nedeni, yaşlanma sürecince enerji ve hafızanın giderek zayıflıyor oluşu.

    95 yaşındaki bir eski akademisyene “en çok hangi döneminde yaratıcı idin?” diye bir sorulmuş.

    cevap: “şimdi…”

    halil inalcık, ilber ortaylı, fuat sezgin gibi akademisyenlerin çok ileri yaşlarda çalışabiliyor ve üretebiliyor olmalarını sanırım “şimdi” cevabı ile açıklayabiliriz. halil inalcık’ın bir sözü var ki hiç çıkaramam aklımdan: “en güzel eserlerimi 70 yaşından sonra yazdım.”

    peki, yaşlandıkça enerji ve hafıza kaybı yaşarken 95 yaşında birinin makale yazmasını nasıl açıklayabiliriz?

    birincisi, bilgi artık tepe noktasında.

    ikincisi, yaratıcılık demek, orijinal bir bilgi üretme değil aslında.

    üçüncüsü de okuyucu ile etkileşim… daha doğrusu okurların akademisyenden yazma konusunda beklentili olması… bir diğer ifade ile ilişki etkisi… bu şekilde sadece akademisyen değil müzisyenlik, yazarlık gibi çok çeşitli meslek gruplarından verilecek tonla örnek var.

    bir yaşlı müzisyen, olağanüstü bir keman performansı gösterdikten sonra kendini delice alkışlayan seyircilere dönmüş ve şöyle demiş: “bir sanatçının görevi, geride bıraktıklarını düşünerek ileride daha ne kadar müzik yapacağını görebilmektir.”
  • kronik depresif, kara safralı ruhun sanki bilinçli olarak girdiği bir hal; hafızanın distorsiyonu.
hesabın var mı? giriş yap