şükela:  tümü | bugün
  • evrenin cevabini bulamadigi sorulardan biri.

    bir cember etrafina dizilmis domino taslari dusunun. hepsi insanlari simgelesin arkadaki insan onundeki insani yalnizliga ittigi anda digeri duserken can havliyle onundekine tutunmaya calisip digerini de cekiyor yalnizliga. cemberin sonunda bi insani yalnizliga ilk iten insan da yalnizliga dusuyor. onlar artik yalniz intikam icin yasiyor istese de sevemiyor.

    (bkz: beni sen ellerin olayim diye mi sevdin)
  • kaybedenler kulübünden bir replik. devamı şöyledir "madem hepimiz yatıyoruz neden yalnız yatalım?"
  • "(...)madem hepimiz yatıyoruz neden yalnız yatalım?" diye devam eden kaybedenler kulübü'nün ünlü repliklerindendir.
  • "kimse, kimseyi sevmezken; neden kimse, kimseyi sevmez?" *
  • sevgili ismail yk' nın "beni beğeneni ben ben beğenmem, benim beğendiğim ise beni beğenmez!" diyerek kendince cevabını verdiği sorudur.
  • marketten içeri aynı anda girdik. hafif yağlı olmasına rağmen uzun siyah saçları ve atletik yapısıyla yalnız başına alışveriş yapması pek mümkün olmayacak kadar yakışıklı bir tipti. belli belirsiz birbirimizi süzdükten ve notumuzu verdikten sonra yakın raflar arasında dolaşmaya başladık.

    önce hazır yemeklerin olduğu yere gittik. ben çok uğraşmadan karnımı doyurabileceğim farklı lezzetler peşindeydim. o ise turşu almaya kararlı görünüyordu. "hoşgeldiniz hanımefendi" diyen reyon görevlisini, "ben daha karar vermedim, siz arkadaşla ilgilenin" diyerek başımdan savdım. bana baktı, tıpkı closer filminde yapmacık bir minnetle "thank you" diyen natalie portman gibi teşekkür etti. tek istediği lahana turşusuydu ve istediğini aldıktan sonra başka bir reyona geçti.

    minik bir hazır yemek kompozisyonundan sonra raflar arasındaki gezisinde ona tekrar katıldım. büyük bir paket cips, beyaz leblebi ve çikolata alışverişinden sonra kendimizi bira dolabının karşısında kafa kafaya vermiş bakarken bulduk. camdan yansımasını görüyordum ve o da aynı şekilde biralara değil bana bakıyordu. dikkatimi tekrar biralara yönelttikten sonra kendime güldüm. düşünecek ne vardı sanki, zaten miller alacaktım. ben başka bira içemezdim ki, hepsinin tadı iğrençti. aslında içki içmeyi bile sevmezdim ama nedense içesim vardı işte.

    yine de benden önce o uzandı dolabın kapağına. 2 tuborg gold, 2 extra ve 2 de kırmızı tuborg aldıktan sonra bana döndü. "sizin için miller alıyorum, uygun mu?" diye sordu. acaba alnımda "only miller" yazan bir bandrol falan mı var diye düşünürken güldüm.

    "herkes yalnızken neden herkes yalnız, değil mi?" diye sordum. "2 tane lütfen" diye eklemeyi de ihmal etmedim. "yalnızız çünkü bilgisayarımızın karşısında konuştuğumuz kişiyi merak etmek daha etkileyici. hem istediğin zaman kapatıp kaybolma şansın da var" dedi. "kadınlarla başetmek zor değil mi" dedim. elindeki 6 kutu birayı göstererek gülümsedi.

    kasaya giderken birlikte yürüdük. güzeller güzeli kasiyer kız olanca seksistliğiyle yanımdaki beyefendiye öncelik verdiğinde "ben daha karar vermedim, siz arkadaşla ilgilenin" diyerek bana göz kırptı. buz tutmuş ellerimle cüzdanımı çıkartmaya çalışırken "bir paket kısa marlboro lütfen" dedim. "ayrılmaması gereken üçlüleri tamamladınız, tebrikler" diyerek güldü. içimden "bu da sözlük yazarı çıktı" derken gözlerimi şaşı yaparak gülüşüne karşılık verdim.

    tıpkı küçük bir çocuk gibi, aldıklarımı torbalamama yardım etti. nezaket gereği aynı şekilde ben de ona yardım ettim. birlikte girdiğimiz marketten birlikte çıktık.

    kapının önünde durup gözlerime baktı. "asla aramayacağını biliyorum" diyerek kartını uzattı. "asla açmayacağını biliyorum" diyerek kartını aldım. arkamızı dönüp, moda caddesi'nin iki ayrı ucuna doğru yürümeye başladık. "end of the story" dedim içimden. sahi neden kendi kendime ingilizce konuşuyordum ki.
  • (bkz: 42)

    evet, evet; cevabı ancak bu olabilir.
  • ekşi sözlük fuck buddy aranıyor ilanları projesini hayata geçirmiş soru.
  • sevildiğimiz insanı sevemiyoruz illa biz sevmek istiyoruz ondan da hiçbir zaman emin olamıyoruz böyle bir kısır döngü oluşuyor.