şükela:  tümü | bugün
  • bize yakışmayan şey. neden mi? dikkat ettim. bi yabancı çıkıp kendini bırakıp aşağı yukarı doğru salındığında;
    -jesuus, helll yeaaah, wohoooo, my goood diye bağırırken.
    bizden biri;
    -anannnı skiyim... laaaaan... aaaamına koyim... şeklinde bağırıyor.

    hayır hayır. ülke olarak henüz bungee jumpinge hazır değiliz.
  • tanrilarin insanlari ahizelere takip rakkas gibi salladiklari eglence bicimi.
  • bana şunu göstermiş olaydır: ölüm riski olmadan adrenalin olmuyor

    macau'da, macau tower'dan 233 m'den bunu yapma şansına eriştim. dünyanın en yükseğiymiş. tabi heyecanlı yönleri yok değil.

    öncelikle, sizi baya bir hafifletiyorlar yukarı çıkmadan önce. özellikle çin'deki en büyük paranın 30 lira civarına denk geldiğini düşünürseniz, baya bir bayılıyorsunuz onlardan. her bir 100'lüğü verirken ayrı bir adrenalin oluyor, zaman yavaşlıyor, gözler kararıyor, kalp ritmi hızlanıyor, kamera elden giden paralara zoom yapıyor falan, ben oldukça yaşlanmıştım para el değiştirme kısmı bittiğinde. olayın en adrenalinli kısmı da bu zaten, gerisi hava cıva.

    hava cıva kısmında ise, zaten seni birkaç noktadan bağlıyorlar atlamadan önce, bacaklar komple bağlı, bel kopmasın diye ordan bir bağlı, sen bir ana iple bağlısın, o ip iki yan iple değişik yerlere bağlı falan, bir ip kalabalığı var ortada. sonra da kenara gidiyosun, o kabloları aşağı salıyorlar, zaten o kadar kablo seni aşağıdan çekince, o saatten sonra dönüş yok, 3...2...1... sonra bırakıyorsun kendini, düşmeye başlıyorsun.

    düşerken herhalde ışık hızına yaklaştığından olacak, yine zaman baya bir yavaşlıyor. ben bildiğin 5 dakka düştüğüme yemin edebilirim, ama sonra dışarıdan izledim 15 sn, hadi seni kırmayım, 20 sn düşüyorsun. sonra bir kaç zıplayıp, duruyorsun, aşağı indiriyorlar seni.

    ulen zaten adamlar her tür güvenlik önlemini almış, o kadar parayı da bayılmışsın, sen de bırakıver kendini bir zahmet kenardan. o andan sonra olay erkeklikten çıkıp, "lan bayıldık o kadar para artık atlıycaz zorunlu"ya dönüyor.

    bir de paradan bahsetmişmiydim. bahsetmediysem bahsedeyim, atlamak için gerekli parayı, macau sınırından 30 katırla soktum. çocuklarımı afrika'da madenlere köle verdim, bir de üstüne böbreği sattım, öyle denkleştirdim.

    kısacası, güzel bir olay, fena değil ama indikten sonra hayatın sırrını çözmüş olmuyor insan, o beklentiyle gitmeyin, onun için (bkz: 42).
  • turne hazırlıkları bitiyor. elimde bir yol planı var. 8-10 üniversitenin bahar şenliğinde yapılacak gösterilerden sonra duvarı* kuracağım yer alanya.
    tam yerini soruyorum;
    "orada bizim bir bungee vinci var, hemen yanına kuracaksın" diyor sponsor*...
    haftalar geçiyor, sıra alanya'ya geliyor. içimde garip bir korku ve heyecan var. duvar orada kurulacaksa illaki de bungee yapacağız.
    açıkçası bunu isteyip istemediğime emin değilim, kararsızlığımı ekibe* karşı dile getirmiyorum, ama emin olduğum bir şey varsa o da atlayacağım.
    kamyonu vincin yanına park ediyoruz, geleceğimizden haberdar olan bungee personeli karşılıyor bizi ve "adettendir" diyorlar, henüz tanışmadan kemerleri kuşanıyoruz.
    ekip önce katapult ardından bungee atlayışı yapıyor ayağının tozu ile.
    ben yavaştan alıp, takım kaptanlığının ağırlığını kullanarak kendi sıramı sona bırakıyorum, ama maalesef ki aynı konum sebebi ile atlamak zorunda olduğumun da farkındayım. dizlerim titriyor, evet yapmak istediğim son şeylerden biri bungee, buna eminim artık...
    hayatımdaki pek nadir ertelemelerden biridir orada yaptığım. genel tavır olarak bir sebepten istemediğim bir işin içinde isem onu hemen yapar ve mümkün olduğunca çabuk tarih olmasını tercih ederim. ama o gün bunun tersi yönde davranıp son ana kadar erteliyorum atlayışlarımı.
    nihayetinde gelip çatıyor o an, önce kullanılan emniyet kemerlerine kusur bulup kendiminkini arıyorum kamyonun kasasında, ardından bir bira açıp biraz daha zaman geçiriyorum.
    sonunda katapult mekanizmasına bağlıyım. boş vinç sırtımda konumlanmış titanyum kancaya bağlı lastiği 70 metre kadar gererek yükseliyor, ayaklarım yerden kesilmiş durumda. operatör touch lock karabinayı serbest bırakana kadar fırlayıp gitmemem için yerdeki beton bloğa bağlıyım beni germeyecek şekilde kuşandığım başka bir perlon ile.
    çenemi göğsüme bastırmamı söyledikten hemen sonra 3'ten geriye sayan eleman ipi çekiyor ve ben kaç kilometre olduğunu hatırlayamadığım yüksek bir hızda uçuşa geçiyorum. arada geçen zamanın farkında değilim ama ilk iki salınımdan sonrası pek heyecanlı değil...
    yere inmem 1 dakikayı belki biraz geçiyor ve dizlerimdeki titreme eşliğindeki sırıtmam henüz geçmeden vincin ucunda sallanan kabine bindiriliyorum. kabin 65 metreye yükselirken ayak bileklerimin bağlantısını yapıyor eleman. bir yandan da ürkmem için;
    "aslında bu işlem yerde iki kişi tarafından yapılır ama siz yabancı değilsiniz, ondan burada böyle acele ile bağlamamda bir sakınca yok" gibi birşeyler söylüyor.
    "tamam" diyorum, "ne demek yabancı değilsiniz? daha adını bile bilmiyorum, sus! korkmam için bunları söylemene gerek yok! zaten yeterince kötüyüm".
    bu açıklığım karşısında susmayı tercih ediyor, vinç yukarı vardığında bağlantıları kontrol ediyor ve hazır olduğumda atlayabileceğimi söylüyor. yapılacak olan atlayış kollar iki yana açık halde balıklama boşluğa bırakılan klasik bungee atlayışı*.
    bunu ilk defa yapanların üst bedenindeki emniyet kemerinin sırt kısmından tutan operatör atlayıcının vinçten boşluğa devrildiği halde düşmemesini sağlar ve kişi "tamam" dedikten sonra bırakır. böylece geri dönüşü olmayan bir açıda boşluğa sarkmış atlayıcı düşer ve lastik gerilene kadar süzülmeye başlar, bu ilk düşüşün adrenalin deşarjı hat safhada iken bu defa lastiğin geri çekişi başlar ve atlayıcı çoğu zaman ilk atladığı yüksekliği de biraz aşacak şekilde kabinin hemen yanına yükselir. bu noktada bir an "ne arıyorum ben burada" duruşu olur ve yeniden düşüş başlar. ama bu ikinci düşüş ilkine göre hayli şekilsiz olur. birkaç salınımın aradından atlayış heyecanını yitirir ve baş aşağı durmaktan kafaya hücum eden kanın verdiği rahatsızlık çok uzun sürmesin diye kurban acele ile yere indirilir.

    işin garip yanı bu derece korktuğum işlemi, orada geçirdiğim 2 hafta boyunca 100'den hayli fazla kere tekrarlıyorum ve eve cebimde bir "show jumper" kartı ile dönüyorum...
    diyeceğim odur ki; adrenalin deşarjı ciddi bağımlılık yapar bazı bünyelerde, "bir kereden ne olur" demeyin ve temkinli olun...
  • tartılıp, kilonuza göre ip seçtirip, küpelerinizi çıkarıp "uyuşturucu bağımlısı değilim, hamile değilim vs" kağıdını imzalayıp tüm emniyetleriniz takıldıktan sonra 50 metreye doğru yükselirken vinçte şu tip uyarılarla karşılaşırsınız:

    "aşağıya bakma"
    "birden yaylanıp atlama, bizi de sallama"
    "ben dediklerimi bitirmeden atlama, üçe kadar sayacağım, üçte atla"
    "aşağıya bir ip sarkıtacağız, sakın onu hızla inerken tutma, elin yanar"
    "ilk kez atlıyorsan arkan dönük atlama bence"
    "eveeeet, biiir, ikiiii, ü.?"
    "a..(a atlamış!)"
  • kampist'in organize ettiği bungee jumping festivalinde ilk defa denediğim ve bir daha asla bırakamayacağımı düşündüğüm manyaklık.

    sıra bana gelene kadar "hele hele" diye ortalıkta dolaşan ben, o değişik güvenlik aksesuarlarını üzerime geçirdiklerinde "hasktr hasktr" demeye başlamıştım. vinç yukarı çekmeye başlamadan önce "sadece yanındaki adamın gözlerine bak sakin, böylece yüksekliği görmezsin, korkmazsın" diye kendimi tembihlesem de sırasıyla insanların, arabaların ve binaların adamın arkasından kaybolduğunu ve son raddede adama bakıp fonda bulutları görüp "lan ben bi b.k yedim ama" psikolojisine girmiştim bile.

    yukarıya çıkancaya kadar gayet samimi ve güven verici ses tonuyla bana yapmam gerekenleri anlatan arkadaş tam güvenlik ipini çözüp "evet hazır mısın" dediğinde ben hatmi bitirmiş, arkadaşı dinlemektense çoktan vazgeçmiştim zaten...

    -evet şimdi sağından doğru arkanı dönüyorsun
    -sallallahummevıdıbidididisislşmaknakmas.....
    -şimdi kollarını aç, üç dediğimde yavaşça öne doğru eğil ve dik bir atlayış yap
    -innateynaannskm
    -biir, ikiii, üüç...
    -haaaaaaaaaaaaaaasssssssssssssskkkkkkkkkkttttiiiiiiiiiiioooooooooooooorrrrrrrr!!!!
    -ehe ehe

    ------------
    işte böyle, ölmeden önce mutlaka yapılması gereken şeyler listesinde ilk üçe oynar.
  • öpüşerek yapan çiftler de varmış.

    -bir çift bungee jumping yaptı, öpüşerek indiler!
    +iyiymiş :)
    -ben de istiyorum. yapalım tamam mı?
    +özenti olmaz mıyız? biz başka bi şey yapalım!
  • çok kısa bir zaman aralığında önce dünyanın en mutlu insanı ve hemen akabinde dünyanın en mutsuz insanı olmak suretiyle ruhen de icra edilebilen spor.
  • ben de yemiştim bu boku efenim afedersiniz, anlatıp tecrübemi paylaşmak isterim müsadenizle. sene 2001, mayıs ayı ege üniversitesi bahar şenlikleri, vakit akşam üzeri, henüz güneş batmamış. çoktandır yapmak istediğim bir şeyi o gün yapmak kısmetmiş. öncesinde parayı bayılıyorsunuz, 15-20 milyondu sanırım. sonrasında tartmışlardı, belli kilo limitleri dahilinde iseniz atlayabiliyordunuz, ya da belli bir sınırdan sonra ekstra lastik bağlıyorlar sanırım. atlamadan önce bir de kağıt imzalattıtmışlardı tüm sorumlulukları kabul ediyorum gibisinden. neyse sonrasında bacakları ve omuzları saran dağcıların kullandığı cinsten bir emniyet kemeri kuşandırmışlardı, bir de ayak bileklerine asıl lastik ipin bağlandığı şeylerden* sardılar. tüm bunlar olurken bende hiç heyecan yok. neyse bir görevliyle vince bindik, yukarı çıkana kadar bir karabinayla vincin demirinden emniyet aldı. vincin yükselmeye başlamasıyla kalbim deli gibi çarpmaya başladı. eleman o arada şöyle yap, böyle yapma gibisinden bişeler anlatıyor. yukarı çıktığımızda yükseklik kaç metreydi bilmiyorum ama tüm körfez, konak tarafından bornovaya gelen arabalar, ışıkları vs. görünüyordu, aşağıda kalabalık, insanlar, uğultu. yukarı çıkınca karabinayı çıkardı. sonrasında aşağı doğru bakıp kendimi bırakmak kaldı. bıraktığımda 1-1,5 saniyelik bir serbest düşüş, 9,8 i hissettiğinde sanki iç organların ağzından çıkacakmış gibi oluyor, aaaa diye bağırıyorsun. o an anlatılmaz yaşanır. sonrasında birkaç kez aşağı yukarı salınımlar. ama asıl olay o ilk etaptaki kendini aşağı bırakma ve serbest düşüş. aşağı indiğimde sesim kısılmıştı bağırmaktan.
    hayatta bir kez denenebilir, ama şu an bedava deseler de yapmam. o zaman gençliğin verdiği heyecanla tehlikesini düşünmeden yapmışız ama şu an oldukça riskli geliyor.
  • başlangıç kısmı hepsinde aynı sanıyorum. tırsa tırsa "yapsam mı lan? yok yok çok korkunç. ama çok istiyorum ne zamandır, hazır varken yapalım"... sonra bir gaz bir heyecan. ismini yazdırırsın, ödemeni yapar sıraya girersin. 70 dolar mıydı neydi, çok koymuştu o zaman.. hem korkudan götüm atıcak hem kazıklanıcam, çok zekiyim gerçekten. olsun devam..

    seni tartarlar kilona göre ip ayarlamak için. benim kilomu elimin üstüne yazmışlardı. 47,2 imiş. solucanımsı.

    ayaklarımıza gerekli ekipmanları bağlamakla görevli yunan eleman "bizde bir deyiş vardır, en iyi türk ölü türktür" falan filan diye ibne cümleleri sarfetmişti, beni hem sinire hem paranoyaya sevketmişti. insan tırsıyo yani. nasılsa imzalamışım feragat ediyorum herşeyden diye. "ay pardon ip koptuuğaa" olucak sonra. pekmez yerlerde.

    sonra vince bindik, bitane fotoğrafçı, bitane vinç sabitleyici kişi (atlayınca sallanıyo ya) bi de şöyleböyleyapdiyenadam.
    şöyleböyleyapdiyenadam anlattı: "hiç heyecanlanma, nefes almayı unutma, bacaklarını hep kapalı tut, ben 5 e kadar sayıp sonra senin atlamana yardım edicem."
    o lafını bitirince bi refleksle aşağı baktım, çünkü vince bindiğimizde gümbürgümbür müzik sesi varken birden ortalık sessizleşmişti.
    aşağıya bakmamla suratımda çığlık maskesi ifadesiyle şöyleböyleyapdiyenadam'a doğru hışımla dönmem bir oldu. koca havuz nerdeeee???? tükürük birikintisi. mavi. bi de siyah siyah noktalar.

    herif pispis sırıttı. "korkma, çok eğleneceksin". (tecavüz kaçınılmazsa...)

    5 e kadar saydı, sonra itti aşağı.
    nefesimi tutup gözlerimi sıkmıştım ilk 5 salise, sonra dedim napıyosun atladın bi kere, bak bakalım ne var etrafta.
    gözümü açtım, sadece gökyüzü görüyorum. kafamı kaldırınca hızla havuza yaklaştığımızı gördüm ve bi sevinç kahkahası attım. çok eğlenceliydi. sonra ilk düşüş bitti, ip gerildi, yukarı çekti..

    aniden bir adrenalin pompası daha girdi devreye: tekrar aşağı iniş başladığında ipi sağ bacağımda hissettim. önceden izlediğim, bungee sırasında ip dolanıp boynu beli bacağı kopan insanların videoları gözümün önünden geçti ve "gitti bacak" dedim.
    bekledim, dolanan birşey yoktu, bacağım yerinde kaldı.

    sonra yavaşladı, yavaşladı ve bitti. ben ise hala devam etmek istiyordum.
    aşağıdaki elemanlar yakaladılar, ipleri çözdüler.

    "bi daha yapabilir miyim" diye sordum. "hayır, günde bir kereden fazlasına izin veremiyoruz" dediler. çöm olduğum içinmiş.

    sertifika verdiler bi de. bungee jumping dünyasına katılmıştır diye. (katılmakla kaldım, devam edemedim, çok hüzünlüyüm)

    vinçteki fotoğrafçı hatun kişi bu çük saniyelik düşüş esnasında 36 poz bitirmeyi başarmış, filmi elimize tutuşturdu. tebrik ettim kendisini.

    sonra çıkan fotoğraflara baktım.
    şöyleböyleyapdiyenadam'ın konuşmasının bir bölümünü hatırladım "bacaklarını kapalı tut"
    fotoğraflara bir daha baktım.
    bir tanesinde bile kapalı değil.
    ondan sonra ip bacağıma değdi bilmem ne.
    e yani.

    güzel güzel. süper. çok tırsınç ve tehlikeli ama unutulmaz ve eşsiz. bulursanız yapın. hiçbişe olmaz..