şükela:  tümü | bugün
  • tanım: tayfun atay'ın cumhuriyet gazetesinde bugün yayınlanan yazısı.

    90lı yıllarda gençliğin en büyük sorunu olan üniversiteye giriş, akp iktidarıyla geliştirilen eğitim politikasıyla aşılırken bu köklü sorun, sadece zamana yayılarak iş bulma sorununa evril(til)mişti. nitekim eğitim politikası, üniversite kapasitesini aşmak ve vakıf/ticarethane üniversitelerinin açılmasına kolaylık gösterilmesinden ibaretti. yan etkisi de etkisiz ve eğitimsiz üniversiteler oldu. siyasi erk baskı da üniversiteleri boğması olanaksızlıktan yakınan ama zor kurulan kurumları bozguna uğrattı. 15 temmuz ise fetö dalgasının en büyük sarsıntılarından biri üniversite eğitiminde hissedildi. tüm devlet üniversiteleri de ister istemez bundan payını aldı.

    aşağıda okuyacağınız işte bu yolda görülen enstantanelerden sadece birisi.

    çoğu okuyucuya yabancı olmayan bir konu.

    siyasi iktidarın, bozduğu liyakat ve başarı merdivenini ne hale getirdiğinin en önemli göstergesi "diploması olsun da" mantığı. çünkü fetö kaynaklarını kullanırken bir yandan kendi "okumuş/diplomalı partili" zümresini de hazırlıyordu. bugün "yetmez ama evet"lerle yaşamaya başladık.

    --- spoiler ---
    kendisinden insan nedir, kültür nedir, toplum nedir, bilim nedir öğrendiğim, dolayısıyla öğrettikleriyle bırakın bin yılı sonsuza dek kulu-kölesi olacağım bozkurt güvenç hoca, 1990’larda emekli olduktan sonra da okumaya, yazmaya, öğrenmeye, öğretmeye devam etmiş, neredeyse asırlık bir üniversite emekçisi...

    daha önce de yazmıştım, ben ondan öğretmenliğin “ebedi öğrencilik” olduğunu öğrendim!..

    bozkurt hoca çok yakın zamanlara kadar bazı vakıf üniversitelerinde ders vermeye davet edilmekteydi.

    en son, özel bir üniversite, farklı disiplinlerden doktora öğrencilerine bir “insanbilim” (antropoloji) formasyonu kazandırma düşüncesiyle ondan ders talep etti.

    hoca, kendisinin “rahle-i tedris”inden geçmiş hepimiz için bir örnek-model oluşturan yöntemiyle, ilk derste dersin temel okuma listesini sunarak kitapların içerik tanıtımını yapmış. ve hayli “yetişkin” konumdaki 25 öğrencisinin her birinden bu kitaplardan birini okuyup derste ayrıntılı eleştirel değerlendirmeye tâbi tutan bir sunuş yapmasını, sonrasında da bunu bir yazılı rapor haline getirmesini istemiş.

    bu, öğrencinin dersteki başarısını belirleme yolunda temel ölçütlerden biriydi.

    dersten sonra bozkurt hoca odasına çekildiğinde kapı çalındı. bir öğrenci dersteki öğrenciler adına konuşmaya geldiğini belirterek ona şunları söyledi:

    “hocam, biz buraya okuyup yazma öğrenmeye değil, diploma almaya geldik. bizim kitap okuyacak vaktimiz olsaydı zaten buraya gelmezdik.”

    bozkurt hoca ilk şaşkınlığı atlattıktan sonra, bu kitaplar okunup topluca değerlendirmeye açılmadan böyle bir dersin amacına ulaşamayacağını ve onlara da bir yararı olmayacağını ifade etti.

    bunun üzerine öğrenci kendi “ara çözüm”ünü önerdi:

    “siz zaten bu kitapları okumuşsunuz. bize bunların bir özetini verseniz, biz de o özetleri çalışıp sınava girsek olmaz mı?”

    hoca’nın cevabı: “olur tabii, ama bunun adı üniversite olmaz, medrese olur.”

    öğrenci hiç mi hiç tatmin olmamış bir yüz ifadesiyle çıkıp gitmiş.

    ama bitmedi!

    ertesi gün, üniversitenin ilgili enstitüsünden bir yönetici, muhtemelen kendisinin yaşından çok daha fazla yıl üniversitede ve üniversiteyi “yaşamış” bozkurt hoca’yı aramış bu meseleye binaen ve...

    “aman hocam, öğrenciler bizim velinimetimiz, onlara bu kadar sert davranmayalım! emeğinizin karşılığını da onlar sayesinde ödüyoruz...”

    demiş!..

    bozkurt hoca’nın cevabı, teşekkür etmek ve “artık benim burada yapabileceğim hiçbir şey olamaz” diyerek ayrılma kararını bildirmek olmuş.

    bu, ömrünü bilime, düşünceye, eğitime adamış bir insanın, emekçisi, gönüllüsü, tutkunu olduğu üniversiteye elveda dediği an...

    ama aslına bakılırsa gerçek anlamda “üniversite”nin bu ülkeye, topluma, hepimize “elveda” dediği anlardan biri!..

    şimdi kontenjanları sinek avlayan üniversitelere de böyle geldik.
    --- spoiler ---
  • şaşırmadığım olay ama hoca neden medrese benzetmesi yapmış anlayamadım.
  • temelin en aşağısından itibaren, yani ilköğretim ve liseden itibaren eleştirel bir şekilde düşünme yerine hazır bilgiyi tekrar edip beyni kullanmamayı aşılayan bir eğitim sistemi olduktan sonra böyle şeyler çok normal. bir şeyi öğretirken hiçbir mantığını, ne alanda kullanılacağını öğretilmezse bir bireyden çok öğretilen şeyleri söyleyen organik makina yaratılır.