şükela:  tümü | bugün
  • sanayi devrimi ile iktidara gelen burjuvazinin bu yaklasik 200 yillik iktidar tarihinde yarattigi -kulturel- urunlere verilen ortak ad.

    her ne kadar marx bu kulturu en kaba tabiriyle "meta kulturu" olarak tanimlamissa da (bkz: commodity fetishism) bu olusumu, kanimca bir "aristokrat kulturu - burjuva kulturu" ayriminda incelemek daha ilginc bir yaklasim olabilir. marx'a gore insani her urun -somut ya da soyut- kulturun bir parcasidir, o halde burjuvazinin her urunu de burjuva kulturunun bir parcasidir denilebilir. bu baglamda, burjuvazinin iktidarina kosut olarak ortaya cikan ve bu toplumsal sinifa ozgu olan tum -kulturel- urunler (sanat eserleri, normlar, degerler, aliskanliklar vb.), gene marx'tan hareketle emegin yabancilasmasi ekseninde incelenebilir. ancak, burjuvazinin, iktidari devraldigi aristokrasi sinifi ile yarattiklari urunler ekseninde kaba bir karsilastirmalarinin yapilmasi daha ilginc olacaktir.

    koklu bir sanatsal bir birikime ve para-kar disinda temelde hic bir degere sahip olmayan burjuvazi, deyim yerindeyse yuzyillarca olcup bicilip belirli bir tarihsel birikimin sonucunda olusan ve uyelerinin kucuklukten itibaren ozenle yetistirildigi kapali bir toplum urunu olan aristokrat kulturunun ustune bir guzel kurulmustur. zamanla bu kulturun kaliplarinin ve temel deger yargilarinin kendine uygun olmadigini gordukce, hazir olarak sahiplendigi bu kulturu kendine benzetmis, abartili, satafatli ama incelikten yoksun kulturel urunler vermeye baslamistir. burjuvazinin "yukselise gectigi" 19.yy.'da ozellikle avrupa'da burjuvazinin yapti(rdi)gi kopru, saray ve kiliselerle ornegin bir 16.yy. mimari urunleri karsilastirilirsa yukarida bahsi gecen "kulturel dejenerasyon" daha da acik gorulebilir. acikcasi, bu postmodernizm hikayesinin de bir burjuvazi uydurmasi olmasina da sasmamak lazim. anything goes dusturunun sanatsal izdusumu de tam olarak burjuvazinin kaba saba sanat anlayisinin mesrulastirilmasidir kanimca. bu acidan yukarida iddia ettigim kulturun dejenere olamayacagini, cunku her degerin ve anlayisin kendi ozgul sartlari ve cografyasi icinde degerlendirilmesi gerektigini one surecek hermeneutik tandansli ve belki de postmodern arkadaslara selam etmekle yetinecegim. ne denirse densin burjuvazi her sey gibi aristokrat kulturunu de (satin) alip rezil etmistir.

    burada son olarak biraz da bizim toplumumuzdan bahsetmekte fayda var: bizde osmanli saray kulturu yalnizca istanbul ile sinirli kaldigindan guclu bir aristokrat kulturu gelisememistir. turkiye'de cumhuriyet sonrasinda guclenen burjuvazinin taklit edebilecegi, dogrudan miras alabilecegi bir aristokrat kulturunun yoklugu, onu avrupa burjuvazisinin -kendi aristokrasinin deformatif hali olan- carpik kulture yamanmasina itmistir. gunumuze kadarki 80 kusur yillik surecte de turkiye burjuvazisi, bozulmus bir kulturun carpik bir sentezini sahiplenmistir.

    ama madem yukarida kiliseler, saraylar dedik, bu acidan, istanbul'daki iki unlu saray ornek verilebilir: topkapi sarayi ve dolmabahce sarayi. topkapi sarayi 15.yy. eseridir ve osmanli saray (aristokrat) kulturunun izlerini barindirir. dolmabahce sarayi ise 19.yy.'a aittir ve abdulmecid'in hukumdarliginda yaptirilmistir ve herhalde aksine iddia eden cikmayacaktir ki dolmabahce sarayi, mimari ve ayrintilardaki zenginlik acisindan topkapi sarayi'nin yanina bile yaklasamaz...
  • "... iki öğe görebiliyorum. bir tanesi taklitçilik, diğeri biçimin özün yerini alması. bir ölçüde bunları tüm dünyada görüyoruz fakat türkiye'de daha güçlü bir şekilde ortaya çıkıyor, çünkü bu hızlı dönüşüm sınıfsal açıdan bir boşluk yaratıyor. sermaye birikimi var ama kentleşme ve kentleşmenin getirdiği kültür ortada yok. bir burjuva sınıfı kültürel olarak oluşmuyor...

    ...ilkin, burjuva devrimi dediğimiz olay uzun yıllara yayılan, batı'da olduğu gibi kendi kültürünü birlikte getiren bir oluşum olarak ortaya çıkmadı bizde. ikincisi ülkemizin nüfusu genç bir nüfus. bunların sonucunda taklitçilik ve abartılı sunumlar ortaya çıkıyor. insanlarda güçlü bir bilgi birikim olmadığından daha çok göruntüye önem veriyorlar..."

    vedat milor
    tuhaf dergi 29