şükela:  tümü | bugün
  • adana'ya bağlı bir yayla. bence bu tarafların en güzel yaylası. bi kere çok yeşildir ki önemli bi özellik takdir edersiniz ki bi yayla için. yeşil olmayanı olur mu yaylanın demeyin, bi sürü var. hem havası da güzeldir. yazın cehenneme dönen adana'da bi sürü yaylanın tek avantajı poyraz esmesi ve havanın kuru olmasıdır. böylece sıcaktan başka bi derdiniz olmaz. sıcak üstü nem adamı mantar yapar, isilik yapar, sinir hastası yapar. diğer yaylalarda bol poyraz olur. hava kuru diye huzura erer ama bi yandan da sürekli poyrazın yarattığı mankafalıktan kafayı sıyırırsınız. bürücekte böyle bi hadise yoktur. hava serin olur, hatta ağustos'ta yorganla bile yatılır. ama kuru değildir. olsa bile poyrazdan değildir. bence ağaçların, sarmaşıkların filan da bu kadar bol ve yeşil olması aynı sebeptendir. sonra, çok estetik evler vardır bürücekte. öyle pek derme çatma yayla evi bulunmaz. son yıllarda bi değişiklik olmadıysa yaylaya çıkanların çoğu da uzun yıllardır çıktıklarından çoğunluk birbirini tanır, atmosfer gayet hoştur. ortalıkta sincaplar filan gezer. tabii yayla düşmanlarındansanız hiç bi yayla çekilmez. ama beterin beteri vardır her zaman. sonuç olarak bürücek yaylaya gidilecekse gidilesi bi yayladır. öyledir evet.
  • en sirin cocukluk anilarimin ev sahipligini yapmis mukemmel bir yerdir. burucek denmesinin nedenini ben o zamanlar cok fazla bocek olmasina baglardim. hava kararir kararmaz ayni anda onlarca agustos bocegi kanatlarini kiclarina surtmeye baslardi. hava benim hatirladigim kadariyla hep cok soguk olurdu. kazakla dolasmak zorunda kalirdik ki bu bile adana'nin yazinin tum korkunc etkilerini silerdi. burucek yaylasi demek benim icin aslinda commodore 64 demektir biraz da... yayla da commodore oynamaktan baska yapilacak bir sey olmazdi genellikle.

    kolumu kirmistim bir keresinde de yaylada... bekcimiz vardi onun tufegiyle oynayan biz afacanlari o kovalarken ben bir bucuk metrelik bir istinat duvarindan dusup kirmistim kolumu... sonra bir de sisman amca vardi yaylada. her gun sabah oranin yerlisi kadinlarin yaptigi bir tepsi baklavaya bir kucuk raki dokup kasiklardi. babamin arkadasiydi gerci bana babam anlatti sonradan.

    tum toroslarin en guzel yaylalarindan biri olmasi disinda benim icin en keyifli cocukluk gunlerine giden klasorun ismidir.
  • dev ladin agaclarının golgelerinin kararttıgı dar yollarından gecerken dogal guselliklerin yanısıra cevredeki evlere yapılan masraflar da dikkat ceker.cocukken eglenceli olur buralar.fakat birkaç sene sonra gidilmez olur. gidilirse de kitap okunur.bir iyi yanı da sehir merkezine ulaşımın kolay olmasıdır.adana sıcagından (bkz: gavur amı) 45-50 dakikada kacılır ve yorgan battaniyeyle yatılır.
  • sırtını toroslara vermiş, güzel mi güzel adana'm yaylası.
  • benim için dağ havası, şirin sincapların ve heybetli ağaçlar arasında yapılan uzun yürüyüşler, temiz havadan dolayı iyice acıkarak oturulan büyük sofralar ve cümbür cemaat aile demek olan yer. her ziyaretimde biraz daha yenilendiğim, nefes aldığım, sakin, dingin, huzurlu kaçamak.
  • rize ili derepazarı ilçesine bağlı bir köy. rize'ye 11, derepazarı'na 3km uzaklıktadır.
  • adana'dan arabayla yaklaşık 45 dk uzaklıktaki bir yayla.

    coğrafya kitabımı bulup tekrar okuyasım var neredeyse. bu kadar kısa bir mesafede bir iklim nasıl değişir insan bilimsel bişiler okumadan anlamakta zorlanıyor. nem diye bir şey kesinlikle yok. ama sincap var :)
  • ayrıca bürücek adında bir şalgam çıkmıştır piyasaya istanbulda birçok standa görebiliyoruz

    doğanaydan daha hakiki daha güzel bir şalgamdır, bizzat içiyorum
  • çocukluktan ergenliğe kadar yaz aylarında giderdik. daha sonra inanılmaz sıkıcı gelmeye başlamıştı. ama hayatımızın unutulmayacak dönemlerinden biri olacağını hiç düşünmezdim.

    koç bakkalı zar zor hatırlıyorum. fidan teyze işletiyordu, sanırım kocası ölmüştü. langırt falan oynanırdı. akşamüzerleri sabitlenecek yerlerdendi. 30 ağustos'ta gençler parti düzenlerdi burda. 90'ların son gençleriydi sanırım. az ileride ünal bakkal vardı. koça göre daha soğuktu tabi.

    küçük çarşıdan ekmek alırdık. büyük çarşıdan da genel alışveriş olurdu. sürekli ormanlık alanda geziyorduk. her defasında farklı terkedilmiş ahşap evler bulabiliyorduk. camgöz ve dedeoğlu ailelerini tanıyorduk. çocuklarıyla çatı katında atari 2600 oynuyorduk ama zaman genelde dışarda geçiyordu. sitti akavcı hayratından içme suyu doldururduk.

    günde 3 kez adanaya giden otobüsler kalkardı. saatlerini bilirdik ve yavaş hareket ederdi bürücek içindeyken. bizde şoförlere korna çalması için bağırırdık. hepsinin kornasını bilirdik. uzaktan kornayı duyunca şükrü geçiyor derdik veya mehmet, fatih'te vardı.

    aslında çok küçük bi yerdi. söğütlü diye bir yol vardı. çok merak edip ordan girdik ama çok kısa süre içinde büyük çarşıya bağlanınca hayal kırıklığına uğramıştık asdf. düşündüm de sanki bir adada kayboluş gibiydi sıkılmalarımız.

    şimdilerde fazla bağlantımız yok. babamın halasının yanına diye bazen 1 hafta gidiyoruz. bazı yerler ve noktalar yıllara rağmen hala duruyor.