şükela:  tümü | bugün
  • 17. istanbul tiyatro festivali kapsamında şakir gürzumar tarafından sahneye koyulan; irwin shaw'un yazdığı coşkun büktel'in sahiplendiği oyun.

    - spoiler-

    daha önce bu oyun sahnelenmek istenmiş, geçerli sebeplerden ötürü sahnelenememiş böylece 2010 yılına nasip olmuştur. oyun hem bu sebepten hem de antimilitarist bir içeriğe sahip olduğu için ilgimi çekiyordu ve merakla oyunun çıkmasını bekliyordum. 19 mayısta da nihayet görme fırsatım oldu. hani bir kitabı okuduktan sonra aldığın hazzı aynı kitaptan uyarlanmış filminden alamazsın da düş kırıklığı yaşarsın ya... aynı konu söz konusu oldu benim için de. bilmiyorum şakir gürzumar bu oyunu gerçekten çıkarırken içine sindirdi mi ama bana biraz bu oyun ''ya çıkacak ya da çıkacak'' mantığıyla sahnelenmiş gibi geldi.
    belirtmek isterim ki oyunu hem ilk günü hem de son günü izleme fırsatım oldu. psikopat gibi birini ön sıradan diğerini de arka sıradan izledim.

    her şeyden önce, bu oyun için oyuncu seçmeleri düzenlenmiş olmalı ve onca devlet tiyatrosu bünyesinde çalışmak isteyen arkadaştan seçile seçile en antin kuntinleri mi seçildi diye şaşırmadım değil. yirmi küsür oyuncudan bir elin beş parmağını geçmeyecek kadarını bu sıfattan tenzih ederim. oyuncuların genel olarak metni anlayamadıkları için karakterlerini savunamayıp seyirciye duygu geçiremediklerini düşünmekteyim. aynı zamanda yanlış cast seçimi olduğunu da savunuyorum. mesela altı ölüden 20 yaşında olduğunu iddia eden arkadaşın en az otuz yaşında olduğuna iddiaya girerim. şahsi fikrim bir yönetmen armuttan elma çıkarabilmeli tabii, sonuçta o sahne fantastik bir yer dolayısıyla da seyirciyi inandırdığı sürece her şey olabilir. fakat altını çiziyorum inandırıcılığını, samimiyetini kaybetmediği sürecedir bu. fakat en az otuz yaşında olan arkadaşımız ayaklarını sallarak, sesine çocuksuluk katarak rolünü karikatürize etmeye çalışıp da yediremediği için çok sırıtıyor; elbette seyirci bunu yemiyor. kaldı ki embesili değil de aslında 20 yaşında adam olmak için yaşınca beklemiş bir adamı oynuyor.
    belirtmeliyim ki asker ve kadınlarının ikili sahneleri biri hariç, inanılmaz derecede duygudan yoksun, durağan geçmektedir.
    insanı ikili ilişkilerde yaralayabilecek her türden cümleyi kapsayan bu sahneler izleyiciye geçmiyor. oyunun özellikle bu sahnelerde seyirciyi kitlemesi gerekirken, salon sahneden daha hareketli hale geliyor sıkıntıdan.
    bu sahneleri samimi kılmayan şey söylenen repliklerin alelade çıkmasından öte eksik kalan tepkiler. bence tadını çıkaramıyor; yaşamıyor ve yaşatamıyorlar.
    netice itibariyle askerlerden yalnızca ikisinin, kadınlarından da sadece martha rolündeki kızımızın karakterlerine büründüklerine inandım. onun dışındaki kızlarımızın casta oturduklarını düşünmekteyim. mesela kızlardan üçüncü sırada yer alan, uzun bacaklı ablamızı izleyen hiç kimsenin onu unutmasına imkan yok; gayet kötü.
    işte cast mantığıyla gidilirse ancak bu kadar oyunculuk görebiliriz.

    bu trajik oyunu komediye dönüştüren bir çok unsur daha var.
    oyun başlarken ölüler diriliyor ve ellerinde silah olan savaş görmüş askerlerin biri bile ölülere atşe etmiyor. yapmayın ya.
    adamlar korkmuş gibi yapmaktan öteye gidemiyorlar. oyun devam ederken oyuncular ölülerin koktuğunu unutuyorlar.
    hepsini geçtim oyuncuların bağzıları sırf bağırıyor bazıları da sırf el kol ve kafa kullanıyor. dikkatinizi çekerim sesi öne almak değil bağırmak diyorum...
    bazı oyuncular var ki vurgu ve tonlamalar dolayısıyla adeta yeşilçamdan amerikan filmine fırlamış gibiler.
    oyunun sonunda yaratılan kaotik ortamda oyuncular mikrofon kullanmışlar. böylece mekanik ve sürekli yankılanan rahatsızlık veren kirli bir ses çıkıyor. keşke mikrofon kullanmasalar.
    müziği de uyumsuz buldum. etkileyici bir parça olmadığı kanaatindeyim.
    dekor gerçekten muhteşem.
    arka fondaki yıldızlar bir sonsuzluk teması yaratıyor, mezarların hiç beklenmedik bir şekilde hac şeklini alıp hallelujah ile birlikte kalkması çok görkemli olmuş. fahişenin hallelujah söylemesi de harika.

    emeğe saygı duyuyorum ve sezonda bu oyunun oturmasını bekliyorum.
    çünkü bu haliyle hiç samimi değil.

    - gerçekler bazen acıdır -
  • --- spoiler ---

    martha: bir şey söyle...bir şey söyle...orda öyle durma, tüylerim ürperiyor sen orda öyle durdukça, o görünüşünle. canlı olduğun zaman yeterince kötüydü, benimle konuşmazdın, bana daima yolunda bir engelmişim gibi bakardın. başını sallama biliyorum. mutlu olduğun tek şey cumartesi akşamları o 3-5 serseriyle birlikte içtiğin biralardan ibaret. mutluydun o zamanlar, ama kendi evinde mutlu değildin, benim yanımda mutlu değildin. söylemesende bunu biliyorum. her neyse bende mutlu değildim.
    güneşin yılda üç kez bile vurmadığı kahrolası 3 tane oda içinde yaşamak, hamamböceklerinin duvarlarda piknik yaptığını seyretmek. mutlu! haftada 18 dolar 50 sent. elinden gelen! 18-50! tereyağının tadını unuttum. 18 dolar 50 sent! süt tozu, yılda bir kez bir çift ayakkabı, çürümüş et! tanrım nasılda nefret ederim çürümüş etten! 18-50! herşeyden korkarsın, ev sahibinden, gaz şirketinden, acaba bu ay hamile kaldım mı diye ödün kopar!!!! niye bir bebek doğurmamam gereksin? kim söylüyor bir bebek doğurmamam gerektiğini?! niye?
    18 dolar elli sent! bebek yok!

    bir evde çocuk olmalı, ama o ev dolu bir buzdolabına sahip temiz bir ev olmalı! niye benim çocuk doğurmamam gereksin? diğer insanlar doğuruyor, şimdi bile, savaş zamanında diğer insanlar çocuk doğuruyor. onlar takvimden kopardıkları her yaprakla birlikte ciltelerinin biraz daha kırıştığını hissetmek zorunda kalmıyorlar. sağlıklı ambulanslarda, güzel hastahanelere gidip, bebeklerini renkli çarşaflar arasına doğuruyorlar! onlarda tanrının sevdiği ne var ki tanrı onlar için bebek doğurmayı bu kadar kolay kılıyor?

    18 dolar 50 sentle hiçbirşey söylemeden yaşıyor, sonra seni öldürdükleri zaman ayağa kalkıyorsun, seni ahmak.

    gitmek zorunda kaldın ve beni bütün bunlarla başbaşa bıraktın! savaşın benimle ne ilgisi var ki, geceleri tek kelime etmeden oturmak zorunda olayım? savaşın seninle ne ilgisi var ki gitmek zorunda kaldın?

    --- spoiler ---
  • "...shaw’un oyununun leitmotifi (ana teması) açık ve kesindir: başkalarının savaşını yürüten ve buna hayır demeyen dirilere karşı ölülerin ayaklanışını ve gömülmeyi reddedişlerini anlatır. shaw’un oyununda savaş kapitalistlerin çıkarları uğruna yürütülmektedir. generaller ve medya onların emrinde, onların işini görmektedir.

    örneğin iki kapitalist, gömülmeyi reddeden ölülerin icabına bakmayı bilmeyen generaller için, “bunlar bizim emrimizde değil mi? niye para veriyoruz onlara?” derler. basının gerçekleri yazmasının infiale yol açacağını bildiklerinden, ölülerin gömülmeyi reddettikleri haberini, “savaşı zaferle sonlandırana kadar ölülerimiz bile gömülmeyi reddediyor” manşetiyle yayınlatırlar!

    ama mızrak çuvala sığmaz. ölülerin neden gömülmeyi reddettikleri açıktır: diriler savaşa karşı çıkmadıkları için ölüler karşı çıkmaktadır. gömülmeyi reddeden altı askerin hikayesinin ardından ölü ve diri askerler silahlarını artık “düşman” askerlerine değil, tam da karl liebknecht’in tembihlediği gibi, kendi komutanlarına doğrulturlar.

    shaw’un pasifist bir mesaj vermiyor olması önemlidir. silahlar ve savaşı reddetme konusunda geleneksel pasifist tutum, “süngüleri (ya da silahları) toprağa saplamak” şiarında cisimleşmiştir. savaşın nedenlerini ve çıkar sahiplerinin kim olduğunu anlayamamaktan ya da anlamak istememekten kaynaklı bu yanlış görüş üniformalı işçi ve emekçileri olsa olsa uysal kuzulardan huysuz kuzulara dönüştürür. oysa silahları kendi burjuvalarına (üniformalı ya da üniformasız) doğrultmak yalnızca savaşı değil, savaşın nedenlerini, temelini de ortadan kaldırmayı sağlar: kapitalizm..."
    http://www.militan.net/?p=2441
  • türkiye'de ilk olarak 1998 yılında yüo tarafından oynanmıştır.
  • bugün cevahirde prömiyeri gerçekleşen oyun. görmeye değer birçok şey var oyunda eksiklerle birlikte ama etkileyici bir biçimde sahnelenmiş.. yazılacak çok şey var ama zaman yok.. yanlış bilmiyorsam toplam 3 kere sahnelenecek, kaçırmayın derim.
  • türkçe çeviriden midir nedir bilmem bana fena halde zorlama veya yapmacık gelen diyaloglarla dolu olan, sahne dekoru, ışık,kostümler ve makyaj süper ama müziklerini başarısız bulduğum, senaryosu ilgi çekici fakat yer yer gereğinden fazla uzamış tiratlarla insanı bayabilen, göreselliğin ve oyunculuk kalitesinin hikayenin önünde yer aldığı oyun.
  • müsamerenin azıcık üstünde bir genel performans arasında "fulya ceylan aksütlü" ve "musa uzunlar" ın birer yıldız gibi parladığı oyun. kötü dekor, kötü müzik, fazlasıyla büyük ve yapmacık oyunculuklar, bire bir çevirisi ile dili oturmamış oyunun ilerleyen zamanlarda oturmasını ummaktan başka çare yok.
  • tanınmış romancı, tiyatro yazarı ve senarist irwin shaw'un savaş ve militarizm karşıtı etkileyici tiyatro oyunu.

    bir savaşta ölen altı askerin gömülmeyi reddetmesiyle gelişen olayları konu alan bu oyun, coşkun büktel tarafından "ölüleri gömün" adıyla türkçeye çevrilmiş ve büktel'in "eleştiren oyunlar" (dramatik yayınlar, istanbul 1998) adını verdiği tiyatro oyunları antolojisinde yayımlanmıştır.

    ölüleri gömün'ün çevirmeni büktel bu oyunu okurlara şu ifadelerle sunmuş:

    "best seller romanlar yazarı irwin shaw’un, ilk ve en çarpıcı eseri. 1936’da, henüz 23 yaşında ve henüz ideallerini kaybetmemiş olan genç shaw’un heyecanı, samimiyeti, keskinliği ve uzlaşmaz şiddeti, bu oyuna damgasını öylesine vuruyor ve ele aldığı temayı öylesine benzersiz biçimde etkili kılıyor ki; ölüleri gömün, savaşı ve miltarizmi destekleyenlere karşı dünya tiyatro repertuarında yer alan en yaratıcı, en sarsıcı, en vurucu, en soylu cevap oluyor."
  • şakir gürzumar ın yönetiminde çok yakında istanbul devlet tiyatrolarında sahnelenecek oyun.