şükela:  tümü | bugün
  • paranın döndüğü, döndürüldüğü yerden kimse göç etmez. asıl olay, paranın burda dönmesi/döndürülmesidir. o da nevişahsına münhasır siyasal islamcı iktidarımızın suçudur. koskoca anadolu bomboş duruyor, yapsana yatırım. yapmaz ama.

    ekleme: ne alakası var siyasal islamla diyen dangalaklara el-cevap: istanbul’u yirmi beş yıldır, türkiyeyi aşağı yukarı 30 yıldır bunlar yönetiyor. sıcak islamcı. çaktın?

    ekleme iki: birisi siyasal islamla paranın ne alakası var yazmış. hahahahahhahahahahahahhahahahahahahah. doğru n'alakası var? hiçbir alakası yok. halk arasında biz "siyasal islamın yeşili" diye anıyoruz doları.

    ekleme üç: para mara dönmüyor diyen arkadaşlar, neler dönüyor neler, görseniz ağzınız uçuklar, çocuk yapma yeteneğinizi kaybedersiniz. fakiri fukarası, 1,000 lira olsa bile çalışır, çünkü anadolu'ya gitse onu da kazanamaz. bu türkiye'nin bir gerçeğidir.

    ekleme dört: küfrediyorsunuz sayın siyasal islamcı çaylak arkadaşlar. bakın olmuyor. gece gece abdest mi bozacağız, boy abdesti zor iş. hep yalap şalap ağza verdiğiniz ilk suda bırakmam, minimum üç kere ağza, üç kere burna, üç kere de kulağa su verdirtirim, yazık olur hepinize. dolar yeşili kardeşlerim benim. bilale (anadolu'da yaşayan sıradan bir türk genci) anlatır gibi anlatıyorum: istanbul bilmem kaç yıldır ekonomik, kültürel merkezmiş, ondan kaynaklı bu kalabalık. doğru kardeş, nerden baksan 800,000 suriyeli, afgan, paki, iranlı var lan. 15 milyon resmi nüfus, ama kafadan 35 milyon insan var. bu nüfus artışına bir bakın dangalak kardeşlerim, kafanızı yeşile mi boyadınız? yok boğazlarmış yok başka şeymiş. almanların bildiğim kadarıyla boğazı yok, ortadan üretiyor, trenle transfer ediyor, satıyor, postalıyor, kargoluyor; ama onların şansı da işte çok fazla siyasal islamcı yok ülkelerinde. dangalak dangalak konuşmayın.

    bu arada 2000 yılında bu şehrin nüfusu 8.803.468 milyon kadarmış. şu an açıklanan 15 milyon küsür, hissedilen 30 milyon kadar. şimdi söyleyin suçlu benim rahmetli dedem mi? aşağı yukarı 12-22 milyon kişiyi dedem mi getirdi?

    ekleme beş: "tarım ve hayvancılık da 20 yıl içinde sistematik olarak bitirildi. insanlar para kazanamadığı için tarlalarını sürmekten vazgeçip ev karşılığı müteahhitlere verdiler. böylelikle anadolu insanı geri dönmemek üzere külliyen istanbul’a taşındı." (bkz: in a sentimental mood) eklemesidir.

    ekleme altı: düzgün cevap istiyorsan küfretmeyeceksin. valla mesaj kutusunun yeşilinde badeleme işlemi yapar, kötü konuşurum, ağzımızın tadı kaçar sayın dinci dolar yeşili kardeşler.

    ekleme yedi: türkiye akp öncesi bir norveç kasabası değildi haklısın, ama istersen akp sonrası olanlara bir bakalım: on yılda değişen istanbul - onedio

    son ekleme: çözüm önerisi sun, problem üretme diyen arkadaşlara diyeceğim tek cevap: yumurta kapıya dayanınca mi aklınıza geldi? çözüm mözüm yok kardeşim, neyini çözeceksin yer altından kayarken.şurada toplanacağız artık. çünkü ağam paşam öyle istemiş, öyle buyurmuş.
  • depremden ziyade zaten olması gerekendir.
    bir ülke nüfusunun %25'ini, ekonomisinin de neredeyse %50'sini bir şehirde topluyorsa eğer o ülke cok büyük güvenlik zaafiyeti içindedir.

    bu konuda alman modeli örnek alınmalıdır. en büyük şehri ile en küçük şehri arasındaki makas ne kadar dar.
  • işimin anadoluda karşılığı olsa bir dakika kalmam, dahil olurum dediğim göçtür
    lakin özel sektör çalışanları için alternatif iş fırsatları istanbul dışında yok denecek kadar azdır. benim için ise sıfırdır.
    edit: ne iş yaptığımı soranlar oldu. bir perakende firmasının merkez ofisinde çalışıyorum. tüm iş alternatifleri de istanbul merkezli. ha dersen ki istanbul olmasa neresi olur, dubai olur, düsseldorf olur, londra olur mesela ama bir konya, bir ankara, bir antalya olamıyor anasını satayım.
  • istanbulun nüfusunu anadoluya dağıtmak aslında görünenden daha kolay olabilir. bunun için ufak bir vergi düzenlemesi yapılsa( olmaz demeyin bir hukukçu olarak herşeyin kanuna bağlanabileceğini görüyorum) istanbul, izmir gibi belirli nüfusun üzerinde olan şehirlerde ticaret ve sanayi şirketlerine %5 civarı vergi artışı yapılsa, daha küçük nüfuslu ve kalkınması istenen şehirlerde %5 vergi indirimi yapılsa toplam %10 lük vergi yükünden kurtulmak için koca koca şirketler bile tüm merkezlerini çekinmeden taşır. kapitalizmin doğası kar etme üzerine kuruludur. bunu bir fırsata çevirip öncelikle iş alanlarının göçe teşviki yapılırsa nüfusu ıstanbulda tutacak herhangi bir neden kalmayacaktır. (deniz demeyin kalbinizi kırarım) bu sayede emin olun hem büyük bir afet neticesinde ekonominin 40 50 yıl geriye gitmesinin hem de yüksek can kayıplarının önüne geçilmiş olacaktır.
  • maalesef büyük istanbul depremi yaşanmadıkça gerçekleşmeyecek olan göçtür.

    1) türkiye'de yüksek nitelikli bir sermaye sınıfı yoktur. en niteliklileri ancak buzdolabı çamaşır makinesi ya da dandik otomobil montaj hatlarında alt segment araç üretip, çalışanlarına mobbing uygulayarak saçma sapan fazla mesai yaptırmaya çalışan meşhur holdingimize bağlı orta teknoloji şirketlerdir.

    kısacası, beyaz eşya ya da dandik otomobil üreterek gelişecek bir özel sektör ve sermaye sınıfı yapımız yoktur. sermayenin büyümesi ile sermayenin gelişmesi aynı şey değildir. çalışan üzerinde baskı kurarak daha çok buzdolabı üretip satarak daha çok kazanabilirsiniz ama kazandığınız paranın niteliği düşük kalmaya devam eder. bir sermaye sınıfını güçlü yapan şey ürettiği katma değerdir.

    zaten bu sermaye sahibinde de katma değeri yüksek alanlarda iş yapmaya kalkacak ne cesaret ne de vizyon vardır. 100 yıllık cumhuriyet tarihinin üretebildiği sermaye sınıfının vizyonu beyaz eşya ve dandik otomobil üretmekten ibarettir. elektrikli otomobiller çok yaygınlaşırsa belki 15-20 sene sonra da fason elektrikli otomobil üretirler, o da yabancı ortakları eğer izin verirse.

    peki neden nitelikli bir sermaye sınıfı üretilemez ve yıllardır bu durum böyle sürer gider?

    bu oldukça zor bir sorudur. cevabı fatih sultan mehmet'in sadrazamı çandarlı halil paşa'yı idamına kadar gider. temel neden devletin kendi işleyişinin bozulmasına karşı çıkmasıdır. çünkü türkiye'de toplum hiyerarşik-kolektif bir yapıya sahiptir, bu yapı korunmazsa devlet aklı varlığını sürdüremeyeceğini düşünür.

    çünkü devletin açtığı katma değersiz inşaat ihaleleriyle büyüyen (ama tabii ki gelişemeyen) sermaye sınıfının devletin düzenine karşı çıkması bir yana en büyük savunucusu haline gelmesi son derece normaldir. bugün türkiye'de bir girişimci spacex gibi bir şirket açmaya kalksa ve dahi başarılı olup milyarlarca dolar ihracat geliri kazanmaya başlasa en büyük rakibi devlet olurdu. çünkü böylesi bir özel kurumun güçlenmesi bizzat devletin varlığına bir tehdit.

    şimdi birtakım kişiler bazı savunma sanayi girişimlerini örnek verip bu dediğimi çürütmeye çalışacaktır bu nedenle tekrar vurgulayayım. spacex gibi diyorum, baykar makina gibi demiyorum. baykar makina'nın yaptığı işi küçümsediğimden de değil bunu deme nedenim, aksine kendi amacı doğrultusunda çok başarılı çalışan bir firmadır.

    kağıt üzerinde ikisi de özel şirket olabilir ama spacex direkt bir şekilde devlete hizmet etmezken baykar makina ediyor. bunun anlamı şudur: spacex varlığını devlete borçlu değilken baykar makina borçludur. bu da devletin ihtiyaç duyduğu (terörle mücadele için siha gereksinimi) ya da izin verdiği (açılan ihalelerin boyutu) ölçüde başarılı olabileceğini gösterir.

    bu yatırım ortamında zaten çıkamaz ama çıksa bile devlet senede 15-20 milyar dolarlık ihracatı sadece 1-2 milyar dolar ithalat ile başarabilen bir sermaye grubunu ya direkt yok etmeye ya da ele geçirmeye çalışırdı. zaten yatırım ortamı da bu yüzden bozuktur, düzelmesi istenmediği için.

    bunun için devlet yadırganabilir mi derseniz bence yadırganamaz çünkü ülkenin kahir ekseriyeti aynı dili* konuşuyor ama aynı hayatı yaşamıyor. yekpare bir kültür yok. ülke ana aksından yenilikçi/gelenekçi olarak ayrılmış bir durumda. alt kırılımlarda başka başka fraksiyonlar da var. bu yapıyı bir arada tutmak için demokrasi yerine hiyerarşi gereksinimi gerekiyor. o da ülkenin militer tarihi nedeniyle görece kolaydır.

    ortadaki ulus bilinci geçmişte sermaye sınıfını güçlendirebilmiş ülkelerdeki ulus bilinci kadar uniform değil. bu yapıda da demokrasi deneyimi arada darbelerle bölünüyor, tek parti baskıcılığıyla bölünüyor ama ilerliyor.

    kimi siyasetçiler, bazen devletin ta kendisi, ülkedeki ana aksı farklı şekillerde kullanıyor ve bu yapıdan güçlü bir sermaye sınıfının oluşmasına izin verilmiyor. bu aksı ilk keşfeden tabii ki recep tayyip erdoğan değil ama kariyerinde bunu en başarılı kullanan lider olduğu da aşikar.

    kısacası sadrazam çandarlı halil paşa'nın idamından beri devletin kendisine ve müesses nizamına rakip olacak bir nitelikli sermaye sınıfı yaratılması istememesi nedeniyle mevcut sermaye sınıfı yatırımlarının kahir ekseriyetini istanbul ve çevresinden başka yere taşıyamayacak durumdadır.

    çandarlı halil paşa, türksoylu olan ve kıt bilgimle bildiğim kadarıyla ailesinden de gelen bir geçmişi olan biridir. devlete karşı bu kişilerin güçlenmesi osmanlı'nın gücünü sarsacağından dolayı fatih ile beraber artık normal ve merkezi bir devletten ziyade imparatorluk olarak büyüyecek bir devletin böyle rakipleri olmamalıdır. doğru bir benzetim sayılmasa da çandarlı halil paşa zamanının nitelikli sermaye sınıfını temsil ediyor da denebilir.

    onun idamıyla birlikte bildiğim kadarıyla kısa bir köprülüler dönemi dışında yüksek osmanlı bürokrasisi sadece devşirmelerden oluşturuldu. onlar da güç zehirlenmesi yaşayıp ya idam edildiler, ya da saraya damat edilip hanedana eklemlendiler.

    imparatorluk ile merkezi devletlerin sistemleri çok başkadır. cumhuriyet ile bu yapı büyük oranda değişmiştir ama devlet aklı, raison d'etat, dediğiniz şey tarihten gelen bir süreçle akar. 500 yıllık imparatorluk geçmişinin üzerine cumhuriyet inşa edip hadi sermaye sınıfı yaratalım dediğinizde ortaya çamaşır makinası ve/veya fason hafif ticari araç üreten bir sermaye sınıfı çıkıyor, spacex çıkmıyor.

    şu anki devlet aklıyla düşünmeye çalıştığımda vardığım sonuç nitelikli bir sermaye sınıfının üretilmesine imkan tanıyacak yasalar hayata geçirildiğinde müesses nizama rakip olacağından dolayı istenmediğidir. bunca yolsuzluğa da devlet tarafından sıkıntı çıkarılmamasının nedeni budur. hatta ana akstaki gerilimi diri tutacağı için iktidar değişikliklerinde bunların yargılanmasını, ya da bazen ayyuka çıkmasına rağmen cezasız bırakılmasının sağlanmasını bu akıl destekler.

    2) ulaşım: bir malı üretip alıcıya ulaştırırken sarf edilen lojistik masrafının en düşük olacağı konumun seçilmesine dikkat edilir. malın içindeki katma değer arttıkça lojistik maliyetleri ikinci planda kalır. mesela 100 tane hafif ticari araç satacaksanız lojistiğin önemi çok büyük ve maliyeti de yüksektir, ama aynı paraya 1000 tane iphone ya da 5 adet maserati satacaksanız lojistik maliyeti sizin için ikinci planda kalır. katma değeri açıklamak çok kolay olmasa da satılan malın fiyatının kilosuna bölümü olarak ele alınabilir.

    istanbul hem oluşturduğu pazar nedeniyle hem de ulaşım avantajı nedeniyle zaten niteliği düşük mal üretecek firmaların yakınında bulunmak isteyeceği bir bölgedir. yani hem nitelikli sermaye sınıfının düzgün bir niteliği yok, hem de doğası gereği nitelikli olması zor olan sektörlerin istanbul ve çevresi dışında bir alternatifi yok.

    nitelikli sermaye sınıfı olsaydı bu bir sorun olmazdı. mesela avustralya'da bugün bmw marka otomobil satılır ama abd üretimi civata satılmaz. çünkü civatada bir katma değer yoktur, ucuzdur. ucuz olduğu için de abd'den avustralya'ya taşımak pahalı ve anlamsızdır.

    ama bmw sadece almanya'da üretilir, x serisi dışında. prestijli bir markadır, dünya çapındadır. bu nedenle avustralya'da bmw'ye talep vardır. bmw bu örnekte sizin nitelikli sermaye ürününüz oluyor. bu kalite bir ürünü türkiye üretseydi eğer, ister istanbul'da üretsin ister malatya'da üretsin istediği yere satardı. ama fason hafif ticari araç üretecekseniz ucuz işçiliğiniz ve navlun avantajınız olmak zorundadır. bu da istanbul ve belki izmir çevresi dışında bir alternatif bırakmaz.

    ekonominin yapısını verimin artacağı, yani nitelikli sermayenin gelişeceği bir rotaya sokamadığınız ama artan nüfus nedeniyle de büyümek zorunda kaldığınız zaman bölgedeki yığılma artarak devam etmek zorunda kalır.

    yani 20 milyonluk nüfusu beslemek için 1 milyon hafif ticari araç satabilirsiniz ama nüfus 80 milyon olduğunda 1 milyon hafif ticari araç + 1 milyon iphone yerine, 4 milyon hafif ticari araç satmak zorunda kalırsanız, nüfus o bölgede yoğunlaşmak zorunda kalır.

    3) bu durumda geriye devlet kalıyor. yani devlet yatırım bütçesinin çok yüksek bir kısmını anadolu bölgesine ayıracak ki istanbul'un nüfusu azalsın. bu ham bir hayaldir. bunun ise birçok nedeni vardır ama en önemlisi türkiye'de bütün siyasi dengenin ekonomik açıdan istanbul'da dönen rant üzerinden kurulmuş olmasıdır. bu denge siyasetin iç dinamikleri ile değişecek bir durumda değildir. daha doğrusu bunun gerçekleşebilmesi için ağırlıkla kırsal kesimde yaşayan ve bugün 45-50 yaş üzerinde olan kesimin ölmesi gerekir ama beklenen istanbul depreminin takvim olarak bundan daha yakın olduğu fikrindeyim.

    öncelikle rant kelimesinin anlamına odaklanmak lazım. fransızca ve ingilizcede kiralamak anlamına gelen rent kelimesinin fransızca birebir okunuşuyla türkçeye geçmiş bir kelimedir. bu kavram sadece türkiye'ye özgü olmayıp bütün gelişmekte olan ülkelerin gelişmiş ülkeler sınıfına yükselememesinin de nedenidir.

    bir ekonomi kuralı olarak rantı yüksek olan bir yapının katma değeri düşük, para devir hızı yüksektir. zaten bu ikisi birbirini besleyen bir döngüdür. bu nedenle makroekonomik yapının içinde rantı yüksek kısmın büyüklüğünün katma değeri yüksek kısmın büyüklüğüne oranını düşük tutmak gerekir çünkü aksi durum hem sürdürülemezdir hem de enflasyon yaratır. şu anda yaşanan durum ise bu durumun sürdürülemez olduğunun tarafımıza bildirilmesinden ibarettir.

    içerideki katma değer üreten düşük bir kesimin hem sermaye hem de emek tarafından artı değerini devlet eliyle alıp rant odaklarına dağıtarak iktidar olmak mümkündür. ahlaki değildir doğru ama siyasi olarak mantıksız değildir. fakat bu sömürüye ek olarak dışarıdan borçlanarak bu borç ile beraber bir niteliksiz sermaye sınıfı yaratarak iktidar olmak mümkün iktidar kalmak imkansızdır. aslında ahlaki olmayan bir durum da sürdürülemezdir ama ekonomik olarak sürdürülemeyen bir duruma nazaran çok daha uzun süre devam edebilir.

    özetlemek gerekirse, siyasi dengeler neden rant üzerine kurulmuştur derseniz 1 numaralı maddede açıkladığım kısmı yeniden okumanızı önermekten başka yapabileceğim bir şey yok. şu anki iktidar krizi neden yaşanıyor derseniz de abd'nin makroekonomik göstergelerindeki iyileşmeye de bağlayabilirsiniz bu durumu çandarlı halil paşa'nın idamına da.

    bu nedenlerle sermaye dönüşümü yaşanmayacağından dolayı büyük bir istanbul depremi olmadan mevzubahis büyük istanbul göçünün başlayacağına inanmıyorum, ha inanmak istiyorum o ayrı.

    peki deprem gerçekleşirse bu yapı değişir mi?

    değişimden kasıt nitelikli sermaye sınıfına yol açacak bir adımsa bu söz konusu değildir. yani rant yapısı varlığını niteliksiz sermaye sınıfları üzerinden koruyacak ama iktidar olabilmek/kalabilmek için bu rant gruplarının rıza göstereceği ihalelerin boyutu da küçülecektir. rantın boyutunun küçülmesi ne olursa olsun ekonominin geneli için iyi bir şeydir. bu küçülmenin yerini nitelikli sermaye sınıfı alamasa da nitelikli emek sınıfı alacaktır ki bu da türkiye ekonomisinin olası bir depremden sonraki 15-20 yıl boyunca verimliliğini artırır.

    son olarak umarım deprem olmaz ve milyonlarca insanın yaşadığı bu şehirde bir trajedi yaşamayız ve bu dönüşüm süreci kendi mecrasında daha yavaş ama daha hasarsız devam eder ama bütün bilim insanları bu deprem olacak diyorsa umarım olmaz demenin de kime ne faydası var bilmiyorum.

    edit: imla
  • devletin bu konuda geç kalması bile kendi ayağına sıkmasından başka bir şey değildir. koca ülkenin dörtte biri istanbul'da yaşıyor ve tüm ekonominin büyük bir bölümü yine bu şehirde bulunuyor. yatırımlar başka illere kaydırılmazsa, olası büyük bir depremde hem iş gücü kaybı olacak hem de ekonomik krizde olan ülkemiz iyice dibi görecektir. tanım: zaman kaybedilmeden gerçekleştirilmesi gereken göç.
  • istanbul deniz, hava, kara taşımacılığı için çok iyi bir noktada. fabrikaların, iş merkezlerinin buraya yığılmasını anlıyorum ama şu fabrikalar ülke geneline yayılsaydı, iş koluna göre denize kıyısı olan illere veya hava taşımacılığının ve kara taşımacılığının geliştirilebileceği anadolu şehirlerine. bu sayede hem istanbul nüfus bombardımanına uğramaz, her yer beton olmaz hem de ekonomi anadolu’ya da bölünürdü. istanbul’da yaşayanlar ayıla bayıla kalmıyorlar, insanlar iş imkanlarından dolayı o kalabalığa katlanıyorlar. 99 depreminden sonra bu konuya ağırlık verilseydi şu an istanbul depreminden korkmak için hiçbir sebep olmazdı. şehir tamamen kaos halinde. yüzbinlerce konuta, milyonlarca insana nasıl ulaşacaksın?
  • yazması kolay (dün ben de benzerini yazdım) ancak uygulaması imkansıza yakın.

    çünkü:

    1-) hali hazırda devletin marmara dışına yatırım için verdiği müthiş teşvikler var.

    ancak beklenen akışı sağlamıyor çünkü özel sektör riski sevmez, gidip altyapı kurulmasını beklemez. bu nedenle devlet kendi gitmeli ve sonra özelleştirmeli veya anonim ortaklık ile çözmeli.
    (fakat bizimkiler devletçiliği ve hele ki uzun vadeli yatırımları hiç sevmezler bu nedenle imkansız.)

    2) ulaşım: iç anadolu tabiatıyla denize kıyısı olmadığı ve nehir yolu olmadığı için kaybediyor.

    bu durumda demiryolu, karayolu ve havayolu ile telafi edilmesi gerekiyor.

    iç anadolu’nun istanbul’un sanayi kapasitesi yükünü kaldırması için çok ekmek yemesi, her limana hızlı ulaşan hatlara sahip olması lazım yoksa kimse gitmez. (ya da deprem marmara’yı yıkar, zorunlu gideriz ancak şu an özel sektör oraya gitmez.)

    oralara en azından yoğun yük taşıyabilecek demiryolları lazım. onun için de para lazım.

    fakat gel gör ki biz paraların çoğunu deprem bölgesi marmara’ya, çeşit çeşit inşaatlara gömdük, ve şu an para yok :)

    ***

    özet:

    biz türkler başımıza bir müsibet gelmeden böyle işlere girişmeyiz, uzun vadeli plan sevmeyiz. huy meselesi.

    biz ne kadar ötsek de hiçbir yönetim bu saydıklarımızı yapmaz çünkü müthiş girift, düğümlenmiş bir rant kapısı var. allah’tan veya doğadan zorlama gelmediği müddetçe bunu kimse bozamaz.

    bu nedenle en azından müsibet sonrası yapalım demiştim : (bkz: #95853632)

    kaçınılmaz son sonrası burası işlemez olacağı için tedbirle karışık kaydırmak zorunda kalabiliriz (artık buraya kurulmayalım değil mi!).

    zorunlu şekilde iç anadolu’ya kaymamız gerektiğine kanaat getireceğimiz için gelecek krediler/fonlar üstte saydığım şekilde değerlendirilebilir ve gelecek nesiller kurtarılabilir.

    eğer mevzubahis gelecek fon stoğunu iyi yönetecek olursak daha sağlıklı bir altyapıya ve homojen nüfus dağılımına sahip bir türkiye yaratabiliriz.

    bonus: doğu’ya yavaş yavaş (ani değil) kaymaya başlayan sanayi ve istihdam, terör sorununu da zaman içinde sıfırlar (bir-iki on yıl).

    bonus 2: akdeniz bölgesi batı kısmı ve ege de deprem tehlikesi altında ve karadeniz de çok yeşillik olduğu için doğasını bozmak istemedim; bu nedenle sanayi hep bakir olan iç kısımlara dönsün dedim.

    bunun bonus’u da şu:

    harika bir sahil hattına sahip olduğumuz için ta artvin’den istanbul’a, istanbul’dan mersin-hatay’a kadar tüm sahil şeridini mümkün olduğunca sanayiden ve yüksek nüfustan arındırırsak ve tüm şeridi estetik ve mimari olarak buna hazırlarsak korkunç sayıda nitelikli turist çekeriz. (çok kazanırız ve biz de çok güzel yaşarız; kesinlikle refah seviyemiz çok artar.)

    ***

    şehir demek insan için yaşanılası yaşam alanları demek.

    bizde şu an bu tanıma uyan şehir yok, hep yaşamak için mücadele ediyoruz. uzun vadeli olarak bütün türkiye baştan aşağı yenilenmeli, kilim desenli bina kültürünü yok edip gerçek şehir kültürüne geçmeli, şehirlerin merkezlerini de arabanın giremediği, insanların birbirinin üstüne çıkmak zorunda kalmadığı, “insan”a uygun bölgeler haline getirmeliyiz.

    sahil şeridinde de hava, doğa kirliliği ve yoğun nüfus olmaksızın insanlar tatil yapabilmeli. iç anadolu’da ve güney/doğu anadolu’da da üreteceğiz.

    ülkenin potansiyeli çok büyük. hep sorduğumuz: “burası x’in elinde olsa nasıl olurdu?” sorusunun cevabını buralar bizim elimizdeyken hayata geçirmemiz lazım. bunu normal şartlar altında yapmazdık biliyorum ancak maalesef olması beklenen elem olay yapmamız için fırsat olacak. bu sefer yapmazsak gelecek nesillee aynı sefillikleri yaşayacaklar. umarım bu kadar aptal ve bencil olmayız...
  • türkiye'de yaşayan eğitimli kesimin bir çoğu için istanbul dışında yaşama, para kazanma olasılığı yok. seneye deprem olacak, nüfusun yarısı ölecek deseniz, belki ben ölmem deyip istanbul'da kalacak çok insan var.
    asıl çözüm yatırımların artık çevre illere ve türkiye'nin diğer bölgelerine yayılmasını sağlamaktır.
  • anadolu’da ikinci bir istanbul yaratma projesi bir parti tarafindan yapildi. ne oldu %25 alip oturdular. ıstanbulda da yuzde 30 almisti. kim icin kimim yararini dusunuyorsunuz. adam sen de.
    (bkz: merkez türkiye projesi)