şükela:  tümü | bugün soru sor
  • bir atilla ilhan şiiri :

    1. şimdi sen olsan...

    ilk sonbahar yağmuruyla oturduk hayli dertleştik
    ben camın önündeydim o arkasındaydı
    sen izmir taraflarında uzakça bir yerdeydin

    dünden bugüne çektiklerin eksilmedi dedi yağmur bana
    eksilmeyecek dedi bugünden yarına
    bir hiçliğin koynunda istifham gibi büyüyeceksin
    sual sorduğun herşey senden sual soracak
    bitirdim sandığın vakit başladığını göreceksın

    yağmurun altında insanlar biçimsizdiler
    şimdi sen olsan ortalık şenlenecekti
    sanki birdenbire ışıklar yanacaktı
    oysa ben içimdeki kandili söndürecektim

    2. gözlerimi kapasam

    gözlerimi kapasam
    akşam
    bir karanlığın dibinden gözlerin ağzıma bakıyorlar
    ellerimi yüzümü yıldızlarla yıkayorum
    saçların boynuma sarılıyorlar

    gözlerimi kapasam
    sen boylu boyunca yanıbaşımdasın
    dişlerinin arasında bembeyaz bir nilüfer
    alevleri bile öpebilirmiş gibi
    güçlü ve gururlu ağzın
    beni öptüğün zaman erkek seni öptüğüm zaman kadın
    yanıbaşımdasın

    gözlerimi kapasam
    senin için bir mısra tasarlasam
    bir renk düşünsem
    başımı senin dizine koyduğumu uyuduğumu düşünsem
    çocuğunmuşum gibi saçlarımı okşadığını
    kocanmışım gibi yakama çiçek taktığını
    bir yağmur şehrin bütün seslerini öldürse
    sen ve ben günün yirmi dört saatını öldürsek
    boğazlasak
    ellerin göğsüme girse avuçlayıp kalbimi koparsa
    sımsıcak ben senin kanına girsem
    kalbine kurulup otursam

    gözlerimi kapasam
    rüzgârın kapıları derhal açılacak
    dağbaşlarının temkinli sessizliğiyle sonsuzluğu dinleyeceğiz
    kendimizi inkâr edeceğiz
    hele inkârımızı büsbütün inkâr edeceğiz
    bütün münkirler günde beş vakit bizi inkâr edecekler
    bir kibrit aydınlığında çatılmış kaşlarını göreceğim
    jiletle çizilmiş gibi keskin
    ince
    içimde kanlı bir ihtilâl kopacak
    dudakların bir akşam üstü dudaklarıma değince
    kadehim kırılacak
    münkirlere müminlere küfredeceğim

    3. iki elin kızıl kanda

    sökülüp
    salkım salkım leylekler gelirse ilkbahar olur
    kül mavinin yanına kirli sarı gelirse
    sonbahar
    sen benim yanıma gelirsen
    kıyamet olur
    bir damla gözyaşı okyanus boşluklarını doldurur
    senin gözyaşların beş kıtayı eritirler
    hünerli ellerin yeni bir dünya yaratırlar
    gözlerimden milyonlarca yıldız çoğaltırsın
    milyonlarca defa bakabilmem için
    geceleri sana bir saniyede
    parmaklarımdan istifhamlar çoğaltırsın
    her ağacın dalına bir istifham asarsın
    ölüme mahkûm eder beni asarsın
    ben tutar seni asarım
    karanlıkta kalmış çocuklara döneriz
    artık ben diye bir şey kalmamıştır
    sen diye bir şey yoktur
    hiç gelmemişe döneriz
    korkarız

    gözlerine baktığım zaman
    sonsuzluğu görebilmeliyim
    parmaklarım dudaklarında dolaşırken
    sonsuzluğa dokunmalı
    konuştuğun zaman
    sonsuzluğun sesini dinlemeliyim
    bir istifham gibi eğilip
    seni bir istifham gibi öpmeliyim
    elimden ne gelirse yapmalıyım
    bir tevrat bir incil bırakmalıyım
    beni bir dağ başına koymalılar
    başıma bir dağ koymalılar
    anama avradıma sövmeliler
    sen duymalısın
    iki elin kızıl kanda olsa
    gelmelisin

    4. sen olmadığın vakit

    sen olmadığın vakit büyük yalnızlığım var
    dalgaların kendilerini taştan taşa vurmaları
    sonbahar yıldızlarının sessiz sedasız çırpınmaları
    ve büyük yalnızlığım var
    biliyorsun hani o
    rüzgârın gözüne karanlık bir yelken gibi açtığım
    içimsıra vahşi bir kadın gibi taşıdığım yalnızlığım

    sen olmadığın vakit o denizde
    şarabım tuzlu bir lezzet kazanıyor
    avuçlarımda bir ateş yanıyor
    bir çift insan gözü
    hırsızı iti uğursuzu
    köpek gözü toz ve toprak
    bir kadeh quantro bir kadeh rom bir kadeh yağmur
    avuçlarımda ve çırılçıplak
    sen olmadığın vakit ben de olmuyorum

    o denizde gördüğüm sen
    benim için bir şarkı söyleyecektin
    hazırdın gitarını bir çocuk gibi dizlerine yatırdın
    kanada'lı üç tayfa tezgâhın içine girdiler
    karanlık kıllı kollarıyla şarkının içine girdiler
    kavga çıktı birbirinin çenesini kırdılar
    o denizde gördüğüm sen
    benim için bir şarkı söyleyecektin
    ağlayacaktın
    görecektim
    sıradan bir şarkı söyleyecektin
    kanada'lı tayfalar kahrolup öleceklerdi
    ben de ölecektim

    5. değil mi ki...

    şehrin üstünde tozlu bir ay silkinmektedir
    mevsim yaz olmuş sonbahar olmuş ne umurum
    değil mi ki o büyük istifham üzerindeyiz
    birbirimizi seviyoruz
    ve sevgimizden şüphe ediyoruz
  • "bu şiirleri, pangaltı'daki haylayf pastahanesi'nin camlı bölümünde yazdığımı, bugünmüş gibi hatırlıyorum. haylayf'ta daha çok hasan'la (tanrıkut) konuşurduk. ikinci paris dönüşümde, baylan'dan önce, bir zaman burada mekân tutmuştum. mecidiköyü'nde oturuyorum ya, otobüse atladım mı, pangaltı'dayım. camlara yağmur yağıyor, kurtuluş tramvayları önümsıra virajı alıyorlar. içerde şişli'li, harbiye'li, bir 'madam' kalabalığı. bense önümde kuramsal bir kitap, (muhtemelen plekhanov) suna'yı düşünüyorum. neden istifham üzerinde? o dönem, (zenciler birbirine benzemez'de de bu ısrarla vurgulanır) soru sormadan inanmamak gerektiğini söylüyorum. sadece inanca dayalı kurtuluş çareleri, yeni mistisizmler getiriyor. oysa akılcı olmak şart. bu da, bilimsel kuşkuyu haklı kılar. ama sürekli soru sormamın kararsızlığına dayanabilmek de zordur. hem buna dayanacak kadar yürekli olacaksın, hem de soru işaretlerinden yeni bileşimler çıkarabilecek kadar usta. suna'ya söylemek istediğim bu mu?"

    attila ilhan, yağmur kaçağı, sf.97-98, bilgi yayınevi, 5. basım, 1991.
  • "gözlerine baktığım zaman
    sonsuzluğu görebilmeliyim
    parmaklarım dudaklarında dolaşırken
    sonsuzluğa dokunmalı
    konuştuğun zaman
    sonsuzluğun sesini dinlemeliyim
    bir istifham gibi eğilip
    seni bir istifham gibi öpmeliyim
    elimden ne gelirse yapmalıyım
    bir tevrat bir incil bırakmalıyım
    beni bir dağ başına koymalılar
    başıma bir dağ koymalılar
    anama avradıma sövmeliler
    sen duymalısın
    iki elin kızıl kanda olsa
    gelmelisin"

    attila ilhan'ın fikrimce en güzel şiiridir. anlatmaya kelimeler yetmez. sadece defalarca ve defalarca okunmalıdır.
  • derin ve felsefi olmasının yanı sıra kendini okutabilen, çok güçlü bir atilla ilhan şiiridir.

    attilla ilhan bazı şiirlerini seslendirmişti. albüm halinde yayınlanmıştı.

    üstadın hitabeti ve üslubu çok iyi olduğu için konuşurken bile insanı kendine çekiyor, sıradan daha önce bir benzer biçimlerde duyulmuş bir konuyu bile merak içinde dinletebiliyor. (bkz: dip dalgası)(bkz: atilla ilhan'la zaman içinde yolculuk)

    zaten kimsenin atilla ilhan'ın şiir okuma yetisini tartışmaya açacağını sanmıyorum. hele kendi şiirlerini okuması ayrıdır... keşke bu şiirini de seslendirdiği bir ses kaydı çıksa.

    özleniyorsun kaptan...