şükela:  tümü | bugün
  • zamanında fazlaca büyük konuşup başıma gelmesi sonucu artık küçükçe büyük konuşmaya başlamıştım...
    ama fark etmediğini görüyorum, tedbirli küçükçe büyük konuşmalarımın da fena patlaması sebebiyle hiç konuşmama kararı almanın eşiğindeyim...

    sükut altındır.
  • fark edilmesine rağmen insanın kendini yapmaktan yine alıkoyamadığı lanetli güç. herhangi birinde de sanmıyorum ki aksini kanıtlayacak tek bir örnek olsun. hatta ben tek başıma bile aksinin olmadığını kanıtlar, olmayana ergi ile buna bilimsel bir boyut dahi kazandırabilirim, o derece.

    en uyduruk cümlesi bile çıkar karşına insanın. ve dersiniz ki, tamam, beyaz bayrak çekiyorum. bir daha tövbe büyük konuşmam. sonra aradan zaman geçiyor. kınanması gayet doğal olan bir şeyi kınıyorsunuz. örneğin bir insanın annesine karşı çok kötü konuşması, örneğin evli biriyle duygusal yakınlık, örneğin topluluk için de fazlaca anormal bir davranış vs. yani bu tür şeyleri herkes eleştirir. normaldir. ama onu da yapmayacaksın işte. yoksa geliyor buluyor. vallahi buluyor kahrolası, sesindeki tipiye tutulduğum...
  • hayatımda duyduğum en doğru söz ve mutlaka yaşanan durumdur.

    iş kuaförde biter, saç ürününe asla para vermem demiştim 80 liraya serum aldım resmen basiretim mi bağlandı ne oldu bilemiyorum. daha da büyük konuşmuyorum arkadaş.
  • ayakların yere basmadığı, pembe gözlüklerin gözde olduğu zamanlardaki havai tavırların rahatlığıyla dile gelenlerin surata tokatı indirip, ayakları yerle buluşturduğu ve pembe gözlüğü düşürdüğü durumdur.
  • sadece negatif konularda deneyimlediğim için nefret ettiğim durum. hangi konuda büyük konuşursam eninde sonunda tükürdüğümü yalama kıvamına getiriliyorum hayat tarafından. tamam diyorum ey hayat, senin kuralların ile oynayalım. yıllardır tek taraflı olarak sevdiğim kızı düşünerek diyorum ki "bu kız beni dünya dursa sevmez" ve bekliyorum ki her daim olduğu gibi bunun da tersi olsun. beni göt etmek, ders vermek ya da olgunlaşmama yardımcı olmak adına (artık hangisi ilgisini çekiyorsa) hayat çarklarını işletsin. sonuç elbette hüsran. böyle çocuksu düşünceler ile yola çıkıyorum olmuyor, olgunlaşıp rasyonalist pencereden hayata bakıyorum olmuyor, haz dolu bir şekilde yaşamayı beceremedim gitti.
  • "kınamayınız, kınadığınız şey başınıza gelmedikçe ölmezsiniz." (tirmizi)
  • sene 06 falan veledin birinde casio f-19w var meşur asker saati. koluna ters takmış züppe, nasıl ayar oldum bi bilseniz. içten içe diyorum; ulan böyle saat mi takılır, hayatta yapmam bu hamleyi(iste simdi basliga bakin), aradan 1-2 ay gecer, bendeniz artistik bir saat almisimdir, derken bir gun nasil olduysa, saat kolda ters döner, bir anlık düzeltmeme isteği doğar; çunku o anki hormonsal ve beyinsel salgılar yakıştı yönünde dikte eder beni. bırakırım öyle şekilde bayaa o sekil takarım saati, ve kendime i never i never diye saçma bir öğüt veririm. oto kontrol sağlar zamanla ve kotalı konuşturur insana.
  • çok mübarek bir hatıramı hatırlamama vesile olan cümle.

    güzel bir yaz günü. saat sabah on bir civarı. balkona güzel güzel hazırlamışız kahvaltımızı. oh mis! ev arkadaşım ve erkek arkadaşımla klişeleşen sabah esprileri havada uçuşuyor. (evet, güzel günlerdi. hatırlayınca burkulmadı değil içim.) neyse. apartmanın önündeki cafeye giden çocukla önceki gün kedi mevzusunda tartışan ev arkadaşıma döndüm ve dedim ki:

    -müptezeldeki özgüvene bak! kim bununla bir dakika geçirir ki?

    evet sevgili sözlük. çok aylar sonra o çocuk yeni erkek arkadaşım.
    sofradakine gelince ise; "yapmaz" demiştim. taş oldum. :)