şükela:  tümü | bugün
  • 26 agustos 1922 sabahi ba$komutan mustafa kemal pa$a taarruz emrini verdi. 4:30'da taciz ate$i ile ba$layan harekat 30 agustos 1922 gunu zafere donu$tu.
  • bir nazim hikmet şiiri

    dağlarda tek tek ateşler yanıyordu.
    ve yıldızlar öyle ışıltılı öyle ferahtılar ki
    sayak kalpaklı adam
    nasıl ve ne zaman geleceğini bilmeden
    güzel, rahat günlere inanıyordu
    ve gülen bıyıklarıyla duruyordu ki mavzerinin yanında,
    birden bire beş adım sağında onu gördü.
    paşalar onun arkasındaydılar.
    o , saati sordu.
    paşalar ' üç ' dediler.
    sarışın bir kurda benziyordu .
    ve mavi gözleri çakmak çakmaktı.
    yürüdü uçurumun kenarına kadar,
    eğildi durdu.
    bıraksalar
    ince uzun bacakları üstünde yaylanarak
    ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak
    kocatepe'den afyon ovası'na atlayacaktı..
  • ne kadar doğru bilinmez tabii ama bu taarruz sırasında yunan askeri o kadar hızlı bir çekilme (daha çok bozulma ve panik içerisinde kaçma) sürecine girerki, türk askerleri için kovalamak savaşmaktan daha yorucu hale gelir ve "keşke biraz savaşsalar da dinlensek" derler zira atatürk yunan ordusunun izmire kadar kovalanmasını emretmiştir.
  • gazi mustafa kemal pasa, 4 mart 1922'de büyük millet meclisi'nin gizli bir toplantisinda, "ordumuzun karari, taarruzdur. fakat bu taarruzu tehir ediyoruz. sebebi, hazirligimizi tamamen ikmale biraz daha zaman lazimdir. yarim hazirlikla, yarim tedbirlerle yapilacak taarruz, hiç taarruz etmemekten daha çok fenadir" diyordu. nitekim mustafa kemal, sonuca diplomasi yoluyla gidilemeyecegini kestirdiginden, büyük taarruz hazirliklarini yogunlastirmis ve bu sirada yusuf kemal ve fethi beyleri türk tezini anlatmak üzere avrupa baskentlerine göndererek gerçek niyetini ustalikla saklamayi basarmisti.

    26 agustos sabahi baskomutan mustafa kemal pasa, yaninda genelkurmay baskani fevzi pasa, garp cephesi komutani ismet pasa ve birinci ordu komutani ile birlikte muharebeyi yakindan izlemek ve idare etmek üzere kocatepe'deki gözetleme yerine çiktilar. tarihî taarruz burada basladi. topçularin sabah saat 4.30'da açtiklari ta'ciz atesi ile baslayan harekât, saat 5'de önemli noktalari hedefleyen yogun topçu atesi ile devam etti. yunan komutani haci anesti izmir'deki konforlu karargâhindan emirler verip talimatlar gönderiyordu. türk taarruzu 30 agustos'da dumlupinar'da bes yunan tümenini hareketsiz hale getirmis, imha harekâtiyla da "büyük felaket" yunan ordusunun üstüne çökmüstü. büyük taarruz basladigindan beri geri çekilen yunanlilar 31 agustos'ta usak'i, 2 eylül'de aydin'i, 4 eylül'de alasehir'i, 5 eylül'de kasaba'yi, 6 eylül'de manisa'yi yakarak izmir'e dogru kaçiyorlardi.

    nihayet, 9 eylül 1922 günü öncü türk süvari birligi izmir'e girerken pesinden mürsel tümeni geliyordu. panik yüzünden yunan birliklerinin ve hiristiyan halkin büyük bir kismi kelimenin tam anlami ile "denize dökülmüstü". 11 eylül'de de bursa'nin kurtulmasiyla, büyük millet meclisi'nin kürsüsüne bursa'nin yunan isgâline ugramasinin isareti olarak konulan siyah örtü kaldirildi. böylece yunanistan'in 15 mayis 1919'da fiilen baslattigi "küçük asya macerasi" eylül 1922'de hezimetle sona ermisti.

    3-11 ekim 1922 tarihleri arasinda itilaf devletleri'yle yunanistan ve türkiye'nin katildiklari mudanya konferansi'nda ise dogu trakya'nin, bogazlar ve istanbul'un gelecegi konulari görüsülmüs, 11 ekim günü de mudanya mütarekesi imzalanmisti. bu mütarekeye yunanistan ancak 14 ekim'de imza koymus ve dogu trakya'nin da yunanlilarca bosaltilmasi saglanmisti.

    mudanya mütarekesi'nden üç hafta sonra, ingiltere, fransa ve italya, müttefik devletler adina bir çagri yaparak, baris konferansi'nin toplanmasini istediler. ismet pasa'nin baskanligindaki türk heyetinin katildigi konferansa, yunanistan, savasin basindan beri ingiltere'nin koruyuculuguna siginmis bulunan eski basbakani venizelos'un yönettigi bir delegasyonla gitti. konferans 20 kasim'da basladi. ancak müttefiklerle özellikle osmanli borçlari, musul meselesi, kapitülasyonlar ve öteki imtiyazlarin kaldirilmasi konularinda derin anlasmazliklarin ortaya çikmasi üzerine, 4 subat'ta toplanti dagildi. lozan görüsmeleri 23 nisan 1923'te yeniden basladi ve 24 temmuz'da baris antlasmasi ve ekleri imzalandi. daha önce, 30 ocak'ta imzalanmis bulunan türk­yunan sözlesmesi de, son senet kapsamina alindi.

    lozan görüsmelerinin ilk döneminde türkiye ile yunanistan; askerî esirler ve sivil tutuklularin degisimi; iki devlet arasindaki sinirin, mudanya mütarekesi'nde tespit edildigi gibi meriç nehrinden geçmesi, imroz, bozcaada ve italya'nin egemenligindeki oniki ada disindaki dogu ege adalarinin silahsizlandirilma sarti ile yunanistan'in egemenligine birakilmasi; türkiye'deki rumlarla yunanistan'daki türklerin mübadelesi konularinda anlasmaya varmislardi. pürüzlü tek nokta, yunan ordularinin ülkemize verdigi zararin giderilebilmesi için istenilen tazminat konusuydu. lozan konferansi'nin ikinci döneminde, yunanistan'in böyle bir tazminati ödeyemeyecek durumda oldugunu gören türk temsilcileri, tazminâta karsilik edirne karaagaç'in türk sinirlari içine konulmasiyla yetinince, bu mesele de da çözülmüs oldu.

    avrupa'nin önde gelen devletlerinin masasi ve oyuncagi olmayi kabul ederek "istanbul'u almak, bizans'i kurmak, megali idea'yi gerçeklestirmek" gibi olmayacak hayallerin pesinde kosan yunanlilar'in anadolu macerasi büyük bir hüsrân ve hayal kirikligi ile son bulmustur. istanbul'un isgal altinda olmasindan cesaret alarak, türk milletine boyun egdirebileceklerini sanan yunanlilarin ve onlari oyuncak gibi kullanan "büyük" devletlerin en büyük hatalari, ankara'da mustafa kemâl pasa'nin önderliginde teskilâtlanan türk milletinin bagimsizlik tutkusunu ve ölmeyi esir olmaya tercih eden anlayisini hesâba katmamalari olmustur. nitekim türk milleti bagimsizlik konusundaki azim ve kararliligini balkan savasi, birinci dünya savasi ve istiklâl savasi ile geçen uzun, yorucu, yipratici ve esi görülmedik bir tarihî dönemin sonunda, osmanli devleti'nin mirasçisi olan türkiye cumhuriyeti'nin kurarak göstermistir.

    kaynak:http://www.mfa.gov.tr/turkce/gruph/hg/hgb/28.htm
  • büyük taaruzdaki zayiat bilgilerimiz de şöyledir:

    insan zayiatımız 2542 şehit, 9977 yaralı, 101 esirden ibarettir. şehitlerimizden 122 si subay , 2420si erdir. yaralılardan ise 381i subay, 9596 sı erdir.
  • nutuk'tan...

    "...

    gerçekte ordumuz ihtiyaçlarını ve eksiklerini tamamlamak üzere bulunuyordu. ben, daha haziran ortalarında taarruza karar vermiştim. bu kararımı yalnız cephe komutanı ile genelkurmay başkanı ve millî savunma bakanı biliyorlardı. bildirdiğim tarihlerde bir geziyi vesile ederek izmit - adapazarı yönüne hareket ettiğim zaman, ankara'da genelkurmay başkanı fevzi paşa hazretleri'yle görüştükten sonra, o zaman millî savunma bakanı bulunan kâzım paşa hazretleri'ni sarıköy istasyonuna kadar birlikte götürerek, oraya davet ettiğim cephe komutanı ismet paşa hazretleri'yle birlikte, taarruz için gerekli hazırlıkların sür'atle tamamlanması ile ilgili kararlar aldık.

    efendiler, artık büyük taarruz'dan söz açma sırası geldi. bilirsiniz ki, sakarya meydan muharebesi'nden sonra, düşman ordusu büyük ve kuvvetli bir grupla afyonkarahisar - dumlupınar arasında bulunuyordu. bir başka kuvvetli grubuyla da eskişehir bölgesindeydi. bu iki grup arasında yedek kuvvetleri vardı. sağ kanadını, menderes dolaylarında bulundurduğu kuvvetlerle, sol kanadını da iznik gölü'nün kuzey ve güneyindeki kuvvetleriyle koruyordu. denilebilir ki, düşman cephesi, marmara'dan menderes'e kadar uzanıyordu. düşman ordusunun teşkilâtı, üç kolordu ve bazı müstakil birliklerin mevcudu da üç tümeni bulmaktaydı. biz, batı cephesi'ndeki kuvvetlerimizi iki ordu halinde teşkilâtlandırmış ve düzenlemiştik. bundan başka, doğrudan doğruya cepheye bağlı teşkilâtımız da vardı. bizim bütün birliklerimiz on sekiz tümen idi. bundan başka üç tümenli bir süvari kolordumuz ve daha zayıf mevcutlu iki süvari tümenimiz vardı. teşkilâtı biribirinden farklı olan iki düşman ordusu biribiriyle karşılaştırılırsa, her iki tarafın insan ve tüfek kuvvetleri, aşağı yukarı biribirine denk bulunuyordu. yalnız, yunan ordusu, dünyanın hür ve kendisini destekleyen sanayiine dayandığı için, makineli tüfek, top, uçak, taşıt, cephâne ve teknik malzeme bakımından daha üstün durumdaydı. diğer taraftan bizim ordumuz süvari sayısı yönünden daha üstün bulunuyordu.

    ..."
  • nutuk'tan...

    "...

    efendiler, düşman ordusunun cephe ve teşkilât durumu ile, ona karşı batı cephesi'ndeki kuvvetlerimizin esas olarak iki ordu halinde kurulup düzenlenmiş olduğunu söylemiştim. öteden beri tasarlamış olduğumuz taarruz plânımızın ana çizgilerini de arz edeyim :

    düşündüğümüz, ordularımızın ana kuvvetlerini düşman cephesinin bir kanadında ve mümkün olduğu kadar dış kanadında toplayarak, bir imha meydan muharebesi vermekti. bunun için elverişli bulduğumuz durum, ana kuvvetlerimizi, düşmanın afyonkarahisar yakınlarında bulunan sağ kanat grubu, güneyinde ve akarçay ile dumlupınar hizasına kadar olan alanlarda toplamaktı. düşmanın en hassas ve önemli noktası orasıydı. çabuk ve kesin sonuç almak, düşmanı bu kanadından vurmakla mümkündü.

    batı cephesi komutanı ismet paşa ve genelkurmay başkanı fevzi paşa, bu bakımdan gerektiği gibi bizzat incelemeler yapmışlardı. hareket ve taarruz plânımız çok önceden tespit edilmişti.

    konya'ya gelmiş olan general townshend'in isteği üzerine, kendisiyle görüşmek için, ankara'dan hareket ederek 23 temmuz 1922 akşamı batı cephesi karargâhı'nın bulunduğu akşehir'e gittim. savaş plânı üzerinde görüşürken genelkurmay başkanı'nın da katılmasını uygun bulduk. ben, 24 temmuzda konya'ya gittim. 27'sinde tekrar akşehir'e gelmişti. 27/28 temmuz gecesi birlikte yaptığımız görüşme sonunda, tespit edilmiş olan plân gereğince taarruz etmek üzere, 15 ağustosa kadar bütün hazırlıkların tamamlanmasına çalışmayı kararlaştırdık.

    28 temmuz 1922 günü öğleden sonra yaptırıian bir futbol maçını seyretmek bahanesiyle ordu komutanları ve bazı kolordu komutanları akşehir'e çağrıldı. 28/29 temmuz gecesi genel olarak komutanların taarruzla ilgili görüşlerini aldım. 30 temmuz 1922 günü genelkurmay başkanı ve batı cephesi komutanı ile yeniden görüşerek tarruzun şeklini ve ayrıntılarını tespit ettik. ankarara'dan çağırdığımız millî savunma bakanı kâzım paşa da 1 ağustos 1922 öğleden sonra eskişehir'e geldi. ordu hazırlığının tamamlanmasında millî savunma bakanlığı'na düşen işler tespit edildi.

    ordunun hazırlıklarının tamamlanmasını ve taarruzun bir an önce yapılmasını emrettikten sonra tekrar ankara'ya döndüm. batı cephesi komutanı, 6 ağustos 1922'de ordularına gizli olarak taarruza hazırlık emri verdi. genelkurmay başkanı ve millî savunma bakanı paşalar da ankara'ya döndüler.

    efendiler, taarruz için yeniden cepheye gitmeden önce, ankara'da yapılması gereken bazı işler vardı. daha taarruz emri verdiğimi bakanlar kurulu'na da açıkça bildirmemiştim. artık onlara recmî olarak haber verme zamanı gelmişti. yaptığımız bir toplantıda iç ve dış durumlarla ordunun durumunu görüşüp tartıştıktan sonra, taarruz konusunda bakanlar kurulu ile görüş birliğine vardık.

    önemli bir konu daha vardı. muhalifler ordunun çürüdüğünden, kıpırdayacak durumda olmadığından, böyle karanlık ve belirsizlik içinde beklemenin sonucunun felâketten ibaret olacağı yolundaki propagandalarına alabildiğine hız vermişlerdi. gerçi, meclis'te bu düşünce akımının bıraktığı yankılar, zaten düşmanlardan fazlasıyla gizlemek istediğim taarruz bakımından yararlıydı. fakat bu olumsuz propaganda en yakın ve en inanmış kimseler üzerinde bile kötü etkisini göstermeye başlamış, onlarda da kararsızlıklar uyandırmıştı. onları da yakında yapacağım taarruz konusunda ve altı yedi gün içinde düşmanın ana kuvvetlerini yeneceğime olan güvenim hususunda aydınlatmayı ve yatıştırmayı gerekli buldum. bunu da yaptıktan sonra ankara'dan ayrıldım. genelkurmay başkanı benden önce 13 ağustos 1922'de cepheye gitmişti.

    ben birkaç gün sonra hareket ettim. hareketimi belirli birkaç kişi dışında bütün ankara'dan gizledim. benim ankara'dan ayrılacağımı bilenler, burada imişim gibi davranacaklardı. hattâ gazetelerde benim çankaya'da çay ziyafeti verdiğimi de ilân edeceklerdi. bunu şüphesiz o vakitler işitmişsinizdir. trenle hareket etmedim. bir gece otomobille tuz çölü üzerinden konya'ya gittim. konya'ya hareketimi telgrafla orada kimseye bildirmediğim gibi, konya'ya varır varmaz telgrafhaneyi kontrol altına aldırarak konya'da bulunduğumun da hiçbir yere bildirilmemesini sağladım. 20 ağustos 1922 günü öğleden sonra saat 16.00'da batı cephesi karargâhı'nda yani akşehir'de bulunuyordum. kısa bir görüşmeden sonra 26 ağustos 1922 sabahı düşmana tarruz için cephe komutanı'na emir verdim.

    2o/21 ağustos 1922 gecesi 1' inci ve 2' nci ordu komutanlarını da cephe karargâhına çağırdım. genelkurmay başkanı ile cephe komutanını da yanımda bulundurarak, taarruzun nasıl yapılacağını harita üzerinde kısa bir savaş oyunu şeklinde açıkladıktan sonra, cephe komutanı'na o gün vermiş olduğum emri tekrarladım. komutanlar harekete geçtiler. taarruzumuz, strateji ve aynı zamanda bir taktik baskın halinde yürütülecekti. bunun gerçekleştirilebilmesi için de kuvvetlerin yığınak ve hazırlıklarının gizli kalmasına önem vermek gerekiyordu. bu sebeple bütün yürüyüşler gece yapılacak, birlikler gündüzleri köylerde ve ağaçlıklar altında dinleneceklerdi. taarruz bölgesinde, yolların düzeltilmesi v.b.çalışmalarla düşmanın dikkatini çekmemek için diğer bazı bölgelerde de benzeri yanıltıcı hareketlerde bulunulacaktı.
    24 ağustos 1922'de karargâhımızı akşehir'den, taarruz cephesi gerisindeki şuhut kasabasına getirttik, 25 ağustos 1922 sabahı da şuhut'tan savaşı idare ettiğimiz kocatepe'nin güneybatısındaki çadırlı ordugâha naklettik. 26 ağustos sabahı kocatepe'de hazır bulunuyorduk. sabah saat 5.30'da topçu ateşimizle taarruz başladı.

    ..."
  • büyük taarruz 26 agustos 1922, sabah 4:30'da, kocatepe'den sincanlı ovasını döven, topçu atışıyla başlar. toplar taarruza başlanmadan koca tepeye öyle gizli ve sessiz bir şekilde taşınmıştır ki, 26 ağustos sabahı, yunan ordusu hiç beklemediği bu anî baskın karşısında aciz kalmış, 1 yıl süren hazırlık döneminden sonra ulaştığı taarruz gücü ile ordularımız, akınlarıyla düşman cephesini yarmış ve 30 ağustos 1922de zaferini ilan etmiştir.
  • ismet paşa'nın zekasının bir örneği
  • ruhi su'nun seferberlik türküleri ve kuvayi milliye destani albümünde, yalın yorumuna karşın anlamını tam olarak hissederek ve hissettirerek okuduğu şiir.