şükela:  tümü | bugün soru sor
  • çoğunlukla mutlu olduklarına tanıklık ettiğim insanlar. hâlbuki eskiden olsa bu tipleri sıkıcı ve vizyonsuz olarak değerlendirirdim. artık anlayabiliyorum. risk almamak, yapılmışı yapmak ve sonuçtan değil de süreçten tatmin olmak gayet anlaşılabilir geliyor şimdilerde.

    çok sevdiğim bir söz vardır, "zeki insan kendi hatalarından, daha zeki insan ise başkalarının hatalarından ders çıkarır." şeklinde. başkalarının hikâyesinden kulağa küpe yapanlar bir hayli zeki ve ön görüsü yüksek insanlar olmalı, diye akla geliyor ancak başlığa konu olan insanlar böyle mi emin değilim. yani aslında çevresinden gördüğünü tamamen hayatına uygulayan insan zeki olduğu için mi bu yolu izliyor, yoksa iç güdüsel olarak ayak izlerini mi takip ediyor bilemiyorum.

    gördüğüm en güzel örnek köydeki bir çocuktu. 15-16 yaşlarında kısmen piç ama özünde iyi bir çocuk olan oğuzhan, liseyi zar zor bitirdi. zıplar gibi yürürdü, aklı bir karış havadaydı. konuşması genelde şakacı bir intiba verirdi, yüzünden gülümsemesi pek eksik olmazdı.

    dediğim gibi liseyi öyle böyle bitirdi oğuzhan. okul bitince önce bir süre berber çırağı oldu, sonra köye en yakın ilçenin iki esnaf lokantasından birinde garson olarak çalışmaya başladı. zaman su gibi aktı, askere gitme vakti geldi. tüm tofaş'lar toplandı, köy yıkıldı en büyük asker oğuzhan diye. küçük amcası gibi doğuda askerlik yapacak olması çevresindekilerde gurur yaratıyordu, oğuzhan ise pek belli etmese de korkuyordu kanımca. köyünün bağlı olduğu 5000 nüfuslu ilçeden dışarı pek çıkmazdı, çıksa bile en fazla şehir merkezine giderdi. o da belki ayda yılda bir kereydi. fakat şimdi askerlik için otobüsle 14-15 saat çeken yerlere gidecek, hep ön yargıyla baktığı insanların memleketinde nefes alacaktı. oğuzhan 12 ay boyunca asker oldu ve nihayetinde sağ salim döndü. ön yargısı kırılmadı, hatta pekişti. ailesi onunla gurur duyuyordu, hem de fazlasıyla. askerlik muhabbetleri açıldığında eli sağlamdı artık: g3 mermileri, teröristlerin telsiz konuşmaları...

    "askerliğini bile yaptın oğlum, artık çocukça davranma." sözlerini duymaya başladı döner dönmez. hareketleri ağırlaştı, eski enerjisi yerini ağır abiliğe bırakmaya başladı. yüzündeki gülümseme hâlâ daha oradaydı ama. babası alelacele bir iş buldu, yakındaki tekstil fabrikasına iplikçi olarak girdi. kendisinden yaşça büyük kuzeni de orada çalışıyordu, ara sıra denk gelirler, büyük kuzeni ona aldığı arabadan ve ikinci el piyasasından söz ederdi. oğuzhan da içten içe araba alma aşkıyla kavrulurdu ama pek belli etmezdi. oğuzhan'a hâlini sorduğumda "iyiyim abi, çok şükür" derdi hep, askerden dönüp tekstil fabrikasına girdiği sıralarda da sormuştum, hâline şükretmişti. "askerden geldikten sonra biraz takılsaydın ya ulan" dediğimde, "ben de isterdim ama babam iş buldu abi" dedi, ben de üstelemedim.

    oğuzhan 21 yaşını henüz geride bırakmışken annesi bir gün ona şakayla karışık kısmet bulduğunu söyledi. fiziksel olarak hiç fena olmayan oğuzhan'ın kızlarla arası kötü sayılmazdı. lisede birkaç kızla parka gidip çekirdek çitlemişliği vardı ama lise bittikten sonra kızlarla aynı ortamda hiç bulunamamış, tekstil fabrikasında da kadınlar ve erkekler ayrı bölümlerde çalıştığından oğuzhan karşı cinsle hiçbir yakınlık kuramaz hâle gelmişti. o yüzden annesinin söylediklerini duyar duymaz gamzeleri belirginleşti, sırıtmak istedi ama utandığı için kendisini tuttu. velhasıl, birkaç hafta içinde oğuzhan annesinin bahsettiği kızla mesajlaşmaya başladı. evvela instagram'dan gamze'yi takip etti, takibine takip gelince içi içine sığmaz oldu. konuşacak pek bir şeyi yoktu ama iki taraf da isteyince her şey oluyor, konuşmalar saatlerce sürüyor, kah hain teröristler konuşuluyor kah köy yolunun bir türlü yapılmadığından söz ediliyordu. çok fazla zaman geçmedi, 7-8 ay sonra oğuzhan'ın ailesi kızı istemeye gitti, gamze'nin ailesi de verdi. takılacak altınlar bile konuşuldu, gamze ve oğuzhan evlilik yolunda adım attılar. gamze oğuzhan'dan iki yaş küçüktü, henüz yirmi yaşında bile yoktu, liseyi bitirdiğinden beri evde annesine yardım etmekle meşguldü. gamze, oğuzhan isterse çalışabileceğini söyledi ama oğuzhan hiç istemedi. annesi gibi olmalıydı kadın, evde oturmalıydı ona göre.

    aradan bir süre vakit geçti, canım anneannemin cenazesi için köye gittim. cenaze kalktı, insanlar dağıldılar. cenaze evinin önünde birkaç torun dikiliyorduk. güneş diyarımızı terk edip başkalarının ışığı olmaya hazırlanıyordu. gökyüzü mavi ve turuncunun müthiş ahengine sahne oluyordu ama içimizdeki hüzün sebebiyle mavi ve ve turuncu ancak içimizde yanan ateşi anımsatıyordu bize. evin önüne beyaz iyi görünümlü bir araba yanaştı, içinden oğuzhan ve gamze çıktı. oğuzhan üstündeki ucuz ceketin buruşan kısımlarını düzeltiyordu arabadan inerken, gamze ise bize hiç selam vermeden doğruca cenaze evine ilerliyor fakat karnındaki çocuğu onun da önünde koşuyordu sanki. oğuzhan bizim yanımıza geldi, baş sağlığı diledi, ben de hâlini keyfini sordum, "hamdolsun, çok şükür." dedi. beş on dakika boyunca boş boş dikildik, gamze evden çıktı ve arabaya binip gittiler. arabanın gidişini seyrettiğim sırada, evin önünde oturan teyzelerden bir tanesi "ne hayırlı evlat şu oğuzhan." dedi. "öyle." dedim ben de.
  • insanlık tarihine doğrudan bir katkı sağlayamadan göçüp gidecek olan insandır.