şükela:  tümü | bugün
  • büyülü gerçeklik sanatın her alanında ama en çok edebiyatta rastlanılan bir tarzdır. öncüsü g g marquez olmakla beraber boris vian, paul auster, jorge amado, tom robbins gibi yazarlar benim okuduğum kadarıyla bu tarza uygun yapıtları olan yazarlardır. büyülü gerçekliğe uygun yazılarda herşey gerçektir. okuyucu anlatılanlar karşısında hayretler içinde kalmaz ama aslında anlatılanlar bire bir düşünüldüğünde hiç de gerçek değildirler. rüzgarla uçup giden kadınlar, uçabilen ama yükseklik korkusu olan insanlar, pan'la arkadaşlık edip yüzyıllarca yaşayan sevgililer ve birbirlerine aşık olan kediler ile kırlangıçlar o kadar kendinden emin bir şekilde anlatılır ki okuyucunun bunların gerçekliğine inanmaktan başka şansı kalmaz. içlerinde ironi ve mizah her zaman vardır. bütün acımasızlıklar, dehşet verici olaylar sanki her gün sokakta görülen şeylermiş gibi rahat, büyülü, ağır başlı ve naif bir dille anlatılır.
    marquez yüzyıllık yalnızlık adlı kitabının arka kapağında bu tarzı büyük annesinden aldığını söyler. çok etkileyicidir.
    aynı büyülü gerçeklik arizona dream filminde görülmektedir bence. orda da inanılmaz olaylar gayet normalmiş gibi anlatılmıştır. izleyici için herşey çok tanıdık ama aynı zamanda çok enteresandır.
  • türkiye'de en iyi temsilcilerinden biri ihsan oktay anar'dır.

    (bkz: puslu kıtalar atlası)
    (bkz: kıtab-ul hiyel)
    (bkz: amat)
    (bkz: efrasiyab'ın hikayeleri)
  • türkiye'deki temsilcileri anadolu'daki yaşlı kadınlar olan akım. belki böyle bir babaanneniz vardır, yaşlı teyzeniz, halanız... onlarla sohbet ettiyseniz bu üslubu zaten yıllardır kullandıklarını fark edeceksiniz. nitekim üstad gabriel garcia marquez de bu anlatımı büyük annesinden aldığını söylemiştir. dinleyelim:

    - babaanne senin çocukluğunda savaş vardı değil mi?
    - olmaz mı oğul, çok öldürdüler, çok öldüler.
    - anlatsana biraz o zamanları.
    - bir çoban çocuğu vardı, boyu beş metre, gökyüzüne değerdi başı, oralarda meşk ederdi, bulutların üstünde. sonra o çocuğu bir gün tutmuş düşman askeri. kimsin diye sormuşlar, çobanım demiş. inanmamışlar. çekmişler silahlarını. çoban, ben ölmem demiş. oracıktan nasıl olduysa kaçıp kurtulmuş. sanki bedeni tuzla buz olmuş da yerlere saçılmış, yerden süpürmüş düşmanlar da. belki hop demiş bulutlara atlamıştır. o kadarını bilir, anlatırım.

    not: gelen düşman saldırılarını bilmiyorum; ama benim babaannem ve marquez'in büyükannesi aynı kişi olamaz herhalde. yoksa? meşhur olmam an meselesi sözlük!
  • büyülü gerçekçilik, gerçeğin beklenmedik ve anlaşılmaz olanla karıştığı ve rüya, peri hikayesi veya mitoloji öğelerinin günlük yaşamla birleştiği modern bir kurgu stilini tanımlamak için kullanılan bir terimdir. akla ilk olarak gabriel garcía márquez ve tabii ki yüzyıllık yalnızlık geliyor. fakat isabel allende'nin "ruhların evi" romanı da unutulmamalı.

    ruhların evi'ni önce filmiyle tanımıştım, olay örgüsüne ve karakterlerin yarı hüzünlü yarı ürpertici derinliğine hayran kalınca kitabı da alıp okumuştum hemen. güzel bir hikaye, hayran kalınacak bir örgü. ayrıca okuyucuya tarihi bilgiler sunan hikayeleri de severim. bu gerçekten erkek/kadın ve sosyal sınıf arasındaki eşitsizliklere dayanan çok kuşaklı bir hikaye. yaklaşık yarım yüzyıl içinde ilerleyen hikayede, trueba ailesinin özelinde şili'nin siyasi kargaşalı yakın tarihine de tanıklık ediyoruz.

    ve büyülü gerçekçiliği seviyorum.

    debe editi: bahsi geçen kitaptan şöyle bir pasaj ve çekilmiş olan filminden etkileyici bir kare paylaşmak istiyorum. keşke hafızamın o bölümünü sildirip bir daha okuyabilsem/izleyebilsem.

    "önümde uzanan yılları düşündüm ve onsuz yaşamaya değmeyeceğine karar verdim; çünkü onun o yeşil saçlarıyla o su perisi güzelliğine sahip bir başka kadını asla bulamayacaktım. o zaman biri bana doksan küsur yaşıma kadar yaşayacağımı söyleyeydi kafama bir tabanca dayayıp tetiği çekerdim."(esteban trueba)
    görsel
  • en son, marquez'in "yüzyıllık yalnızlık" romanını okurken bir düşünce belirginleşti zihnimde: büyülü gerçekçilikte söz konusu olan büyü, evin büyüsü. salman rüşdi'de de, murakami romanlarında da, marquez'inkilerde de, faulkner'ın karmaşık kimliklerinde de tek ortak nokta vardı hep: ev. winnicott'un bir kitabının başlığını büyülü gerçeklik akımının alt başlığı olarak da yazmak mümkün: "başlangıç noktamız ev". anasoylu ev düzeninin oğullar üzerindeki büyüleyici etkisi. evin düzeninde büyülenmiş oğulların dünyaya açılmaları ve kendilerine hükmeden, anadan kalma büyüyü güce dönüştürme, bu sayede yeryüzünü değiştirme fantezileri.

    "büyülü aile çemberinden çıkmak" (adam phillips) bir yolsa, evin büyüsünü yazmak da başka bir yoldur.
  • edebiyat çevrelerinde bir ezber üzerine oturtulmuş olan büyülü gerçekçilik, ezber sunumlardan çok daha fazlasını okurla buluşturur. okurun ilişki kurabildiği somut gerçeğe, yazar tarafından iliştirilip, okurca sorgulanmasına lüzum olmayan bir bal çalınır. yazarın aktardığı üslup o kadar normal gelir ki 'evet, remedios uçar'. gerçekten de. zira güzelliğine, bu çirkin dünya düzeninde leke sürülmemelidir. ve edebiyatça sunulan bu üslup edebiyatın en eğlenceli ve şaşırtıcı şekilde farklı bir empati biçimi doğuran argümanı oluveriyor.

    bir başka edebi eserde, her gün babasından dayak yiyen bir karakterin sevgilisi, babasını öldürür. artık kız her sabah uyandığında bedeninde oluşan morarma ve şişlerle mücadele edecektir. zira kabuslarına karışır babası.

    bir başkasında ise, kızının hangi erkekle ilgili düş kurduğunu merak eden anne kızıyla aynı rüyaları görür.

    büyülü gerçeklik genelde benzer motiflerle karşımıza çıkabilir, özellikle salgın hastalıklar en belirgin büyülü gerçekçilik anlatılarından biri oluverir. ilk olarak bu üslup ve tekniğe eserlerinde yer veren kimi yazarların eserlerine göz atalım;

    (bkz: midnight's children)'da iyimserlik salgını söz konusudur. ya da bu türün babası, damarı (bkz: cien anos de soledad)'da baş gösteren uykusuzluk ve unutkanlık hastalıkları bu müstesna eserin en ilgi çekici bölümleri olmaktadır. yine salman rushdie'nin başarılı eseri (bkz: the enchantress of florence)'da kadınlar arasında kavgaya neden olan bir hastalık vardır.

    italo calvino'nun şiirsel anlatısı ve görsel etkileri olan başyapıtı (bkz: le citta invisibili) pek aklımda değil, ancak şimdi sayfaları açıp karıştırsam eminim marco polo'nun, kubilay han'a anlattığı hikayelerin çatlakları arasından nükseden bir salgın çıkacaktır.

    her ne kadar büyüsel bir lezzet barındırmasa da gabriel garcia marquez'in (bkz: el amor en los tiempos del colera) ve (bkz: del amor y otros demonios) salgınlar söz konusudur.

    (bkz: the people of paper)'da ise kurşun illeti baş gösterir.

    peki bu doğrultuda 'neden salgın hastalık' sorusu gelir?

    yazarların oluşturduğu imgelerin her zaman alegori ile ilişkilendirilmeye çalışıldığı bir ortamda (ki pek çok yazar bunu yadsır) şöyle bir sonuç elde edebiliriz;

    kullandıkları üslup doğal bir çekim alanı yaratır ve edebi bir kanser türü (olumsuz bir anlam değil) (bkz: oha) ortaya çıkar, bu da salgını doğurur. doğası gereği aşırı saflıkla yıkanan karakterlerin bulundukları çerçeveye uyumlu bir hastalık konar.

    diğer taraftan büyülü gerçekçilik sadece motiflerle açıklanabilecek bir biçim değildir. aslında verebileceğim pek çok örnek olmakla birlikte şuan aklıma gelen, marquez'in kolera günlerinde aşk kitabının ilk bölümlerinde bahsi geçen 'pencere tadı' tamlaması geliyor. o kadar istisna bir tamlama ortaya koyuyor ki marquez şaşırsanız da, farkında olmadan benzer süreçlere bizlerinde takıldığını düşünmekteyim. bilinçsizce tabi, özellikle uyuklamalarla hissedilen ama hep belirsiz kalan o izsiz uyku hatıralarında.
    kelimelerin farklılık yaratarak süzülmesinin yanında bir diğer gözle görülür faktör de özellikle sıvıların anlamlı ya da anlamsız bir biçimde yönelebildikleri son deliğe kadar gidişlerinin aktarılmasıdır.

    misal arcadio öldürüldüğünde vurulduğu yerden taaa eski evine, annesi ursula'nın mutfağına kadar süzülür kanlar. belki de küskün ailesiyle son kez kucaklaşır arcadio. bilemiyoruz. benzer bir şey kağıt insanlar isimli romanda da söz konusu. bu konuda dikkatimi çeken kanın, sütün veya her neyse onun, kendine ait bir bilinçle değil de salt olması gerektiği için böyle bir izleniminin yaratıldığını görürüz. böylece 'büyü' arkaya itilir ve ortaya serpilen doğallığı yeni doğa kanunu olarak kabul ederiz.

    her neyse.

    büyülü gerçeklik öğelerine sinemada dahi rastlarız. ancak edebiyat dilini seven biri olarak, edebiyatın diliyle 'imasız' gelişen bu anlatı türünün içinde barındırdığı acıları daha tutarlı görüyorum. böyle seçkin bir anlatı türüne herkes şahit olmalı; kapı deliğinden küçülüp girerek değil de kapıda kalan kederli tozların size anlatacaklarına kulak vererek.

    ha bir de; gregor samsa'nın büyülü gerçeklik değil bir varoluş ifadesi barındırdığını da belirtmekte yarar var. sapla samanı karıştırmamalı.

    ek; samsa uyarısına ek olarak, paul auster- yükseklik korkusu eseri bu türün sınıfına asla giremez. elif şafak ismi ise, lütfen ama!

    bir ek daha; başlığı okumamış olmanın verdiği bir tür rahatsızlıkla verilen yazar isimlerinden benim aşina olduklarımı belirtirsek; jorge luis borges mistik öğeleri kullanır. mesela murakami'nin sadece 1q84 kitabını okumuş biri olarak bu başlıkta anlatılagelen üslubun ne yanından geçer ne de oralara uğrar. bu yazıda itinayla belirlemeye çalıştığım hususlar önemlidir. olağandışı veya mucizelerden yalıtılmış bir süreci ifade eder magic realizm. önce kavramalı sonra adlandırmalı.

    düzeltme: ıvır zıvır.
  • çok tatlı bir örneğine rastladım:

    --- spoiler ---

    "şuraya birkaç türk halısı serebilseydik ne harika olurdu!" dedi biri. bu dilek ifade edilir edilmez gri ceketli adamın eli cebine gitti ve oradan mütevazi, hatta mahcup bir tavırla sırma işli, pahalı bir türk halısı çıkartmaya koyuldu.
    --- spoiler ---

    (bkz: adelbert von chamisso)
    (bkz: peter schlemihl's wundersame geschichte)
  • resim sanatında büyülü gerçeklik üzerine bir site.

    http://www.tendreams.org/

    sitede hem büyülü gerçeklik (magical realism) üzerine bilgi var, hem de bu akıma dahil bir çok sanatçının galerileri var. bir anlamda bulunmaz bir site.
  • bir sanat motoru.
    aslında sanata aktarılan her türlü malzemenin zaten gerçeğin simyasından geçirilerek "büyülü bir gerçek" olduğunu düşünürsek kapsadığı alanın bir hayli geniş olduğunu düşünebiliriz.hayatın sanatı taklit etmesi bu gerçeğe hizmet eden ve part time çalışan bir uşak rolündedir..