şükela:  tümü | bugün
  • bi hevesle, o kadar para bayılıp gidersin buz pateni pistine. sonra piste girdiğin alanda ayakların feci kayar, tutunursun hemen kenarı. of ulan bu muymuş, nasıl kayıcam ki, en iyisi çıkayım ben dersin. sonra aklına gelir 40 dakika için döktüğün para miktarı. olsun ulan kalıyorum dersin. tutuna tutuna yürürsün burda. heheyt. yanlışlıkla ortaya doğru kayar, geri de dönemezsin. şimdi sıçtık ulan deyip küçük küçük kaymaya başlarsın, saçma sapan. aaaaa yapıyorum lan valla kayıyorum, kııııııııııııız ayşe bak nasıl kayıyorum derken kendini yere uzanmış bulursun. öldüm, işte şimdi öldüm diyerekten kalkamazsın bi süre. sonra biri el verir, kaldırır.

    ben daha önce hiç kaymadım da, acaba öğretebilir misin diye yardım istersin kabul eder o da. anlatmaya başlar. sen yine ufak ufak kayarsın, sonra kayıyorum diye sevinçle hız yaparsın yine paaaaaaaaaat. bu hareket bi 93495834957349 kere tekrarlanır zaten.

    her yerin ağrır bi şekilde çıkarsın pistten, bitmiştir seans. lan biraz daha para döküp yine mi girsem dersin. sonra içeride artistik buz pateni yapanlar gelir aklına. olm nası kayıyodu lan onlar, biz ayakta zor duruyoruz, onlar dans ediyo şerefsizim diye kızarsın yanındaki arkadaşına. en çok koyan da, 2.5 yaşındaki bebenin senden güzel kaymasıdır. daha yürümeyi öğrenmeden kaymayı öğrenmiş heralde diye düşünürsün, boş boş kıçını devirip yattığın yüzyıllara acırsın. gidiyorum ulan, belki başka bi gün yine görüşmek üzere diyerek sinirle çıkarsın ordan.

    2 gün sonra yine dayanamayıp tıpış tıpış gelirsin.. heheyt, ilk kez gelmiyorum ben süper hüper kayıcam ulan diye hevesle girersin. ohaaa bu kadar kaygan mıydı bu buz diye kalırsın bi kere. sonra yine küçük adımlar denersin falan. ı-ıh olmuyodur, yapamıyosun unutmuşsundur, çok şey öğrendin ya..

    buzda kuğu gibi süzülen birini görürsün sonra. yakışıklı mı yakışıklı, estetik mi estetik.. oof of. arkadaşın ağzındaki salyaları silmen için mendil uzatınca anlarsın bi 10 dakikayı ona bakıp salya akıtmakla geçirdiğini. toparlanmaya çalışır, ben de kayıcam ulan diye bi aşkla kaymaya başlarsın. yapıyosun yapıyosun evet, paaaaat yerdesin yine. kaldırır mı acaba diye bakarsın, yok, görmez bile seni. kendi kendine kalkarsın.

    geriye kalan dakikalarını da ona bakmakla geçirirsin, sonra arkadaş tarafından çekile çekile çıkarılırsın dışarıya.

    dur bakıyım, aaaa yine kendimi anlatmışım lan.
  • arkadaşımın annesinin televizyonu izlerken gayet hoş bir yorumu ile şenlendiğim spor dalı;
    - hadi izleyelim belki birileri düşer de eğleniriz
  • ilginç bir spor gerçekten. sen buzun üstünde bıçakla kay, hızlan, havaya sıçra, 2-3 tur dön, tek ayağının üstüne düş ve dengeni hiç kaybetmeden gülücükler saçarak devam et. lan tanrı bile olsam şaşırırım. insan olun demiyorum, insan taklidi yapın. eşlilere hiç değinmedim farkındaysan, hele o güzelim hatunları düşüren kalaslar yok mu? kızılcık sopasıyla döveceksin onları.
  • trt'nin kıyafetleri müstechen bularak artık yayınlamama kararı aldığı spor. ulan bu adamlar valla ağır sapık, bizim aklımıza gelmiyor hiç böyle şeyler nedense ama bunların hep aklında. çükleri dikilecek diye ödleri patlıyor.
  • 70'li 80'li yılların en büyük türkiye çelişkisi. fakir hanelerimizin, arebesk dertlerimizin, zengin, soylu ve yabancı gelini. televizyon deneme yayınına başlar başlamaz babaanneme gelmişti. öyle her evde televizyon yok. olan evler o yıllarda kariyer yapıyor. mesela bizde de sokağın telefonu var. kocasını askere gönderen, karısıyla kavga eden, kendine sevgili bulan herkes bizim evde. mahallenin magazin servisi bu evler. reytingler buradan ölçülüyor. sessiz filmler var. bu filmlerin o zaman sessiz kalmalarının elbet teknik sebepleri varsa da aaaaaaaaaaah ah bugün de sessiz diziler çekilse mesela. belki insanoğlu dinlemeyi öğrenir. analitiği gelişir mesela yeniden hayal kurar. neyse elektrik kesintileri, sanayağı kuyrukları filan var. sürekli gazyağı lambasının şişesi kırılıyor. aman efendim lüx diye bir alet geliyor ki evlere. kahvehanelerdeki maç seyirleri, siyasi propaganda toplantıları elektrik kesintisinden yara almıyor. bir de adalar semtinin sarı çekirdekçisi var onun arabasında ve seyyar köftecilerde hep bu lux aydınlığı. işte o zamanlar tek kanal var ve program bitince istiklal marşı okunuyor. gece yatmayan tv seyreden çocuk konu komşuya ee bayrağı çektirirse böyle olur diye şikayet ediliyor. ve artistik buz pateni. düşünün petrol şarkısının ajda'ya yapıldığı yıllarda her evde buz pateni yılda iki kez avrupa ve dünya şampiyonaları olmak üzere izleniyor. ne yaman çelişkidir ki zengin fakir hanelerimizin halı üzerinde oynanan en büyük eğlencesi haline geliyor. o zamanın çocukları teknik terimleri pek ala bilir. ingilizce 6 'ya kadar saymayı da, ülke isimlerini de ve ilk klasik müzik deneyimlerini de buradan edinirler. her sobalı evde artistik buz pateni yapılır ve plastik yapma çiçekler halıya atılır, annelerimizin hiç bilmediği bir müzik de her doğan çocuğun kulağına böylece çalınır. ne yaman çelişki değil mi? ve yıllar yıllar sonra bir annabel lee ile bu avrupa şampiyonasında ilk ona girdik. 70'li ve 80'li yılların çocukluğunun bir rüyası gerçek oldu. tuba karademir sen bize ne yaptığını ancak bir masal gibi dinleyebilirsin. evet evet bizim evimiz de iyi bir mahallede ama eski rum evlerinden biriydi. ben de çok bayrak çektirdim. çocukluğumun tek fantazisi atletizm, yüzme, kayak ve buz pateni şampiyonaları, yaz ve kış olimpiyatları, ve işte küçük evler, küçük john lar idiyse de buz pateni hep beyazların sporuydu. ve bizim katherina witt 'imiz hiç olmamıştı. o sebeple alper uçar'ın ve tuba karademir'in kıymetini bizden iyi bilen olmaz.
  • varlığına imkan veren fiziksel olayın basınç değil sürtünme olduğu eğlence türü. 20.yy'ın ortalarına kadar buz patenlerinin rahatça hareket etmesini sağlayan şeyin demir çubukların basıncıyla buzun erime noktasının düşmesi sonucu buzla temas edilen üst bölümün erimesiyle oluşan suyun verdiği kayganlık olduğu sanılıyordu. dr. f. p. bowden ise en ağır insanın bile buzun erime noktasını kaymaya müsait hale gelecek kadar düşürme şansının olmadığını ve sıfırın çok altındaki sıcaklıklarda bile buzun kayganlığının sürdüğünü hatırlatmış ve olaya başka bir açıklama getirmiştir. bowden'a göre buzda veya kar üzerinde (bkz: kayak) kaymamıza neden olan, sürtünme sonucu ortaya çıkan ısıyla oluşan erimedir. deneyler sonucu bilimsel olarak da kabul edilen bu açıklamada da görüldüğü üzere buz pateni için gereken kayganlığı buz değil, su sağlar ve buzu suya dönüştüren de basınç değil sürtünme kaynaklı ısıdır.
  • yillarca trt'de bunu sunan adam (adini ne yazikki bilmiyorum) gordayeva-grinkov cifti ellerinde cicekler yanlarinad kurklu beyaz sacli yasli bayan antrenor, verilecek puanlari beklerlerken,dayanamayip "sayin seyirciler sizce de yekaterine gordayeva cok hos bir hanimefendi, degil mi? simdi teknik puanlar aciklaniyor" diyerek platonik askini ifade etmistir. yekaterina gordayeva hakaten cok guzeldir.
  • bir de nasıl kayıldığından bahsedelim. öncelikle yeni başlayanlar buzda yürümeye çalışırlar, sonra bakarlar olmuyor, yan tarafa tutunup kendilerini ittirmek suretiyle ayaklarını kaldırmadan kayarlar ve iki saniyede dururlar falan. kayma tekniği ise "v" çizmektir buzda. nasıl yani? ayaklarınız yanyana dururken topuklarınız birbirne değsin ama ayaklarınızın ön kısımları ayrı dursun bir "v" gibi. sonra bir ayağınızı ileri doğru kaydırır, ayaklarınız arasındaki mesafe fazla açılmadan öbür ayağınızı kaldırıp, öne atıp, onla da bir v çizmeniz gerekir. yazarak ancak bu kadar anlatılıyor, göstermek lazım tabii.

    ayrıca (bkz: belpa)
  • buz üzerinde o papuçlarla ayakta durmaya çalışmak zaten başlı başına bir sorun. ilk defa deneyenler kenardan kenardan giderler. ilerleyen dakikalarda gereksiz bir kendine güven gelir. biraz açılmaya başlarlar. denge sistemleri yeterince gelişmemişse- ki genelde gelişmemiştir- düşmek kaçınılmazdır. hani ayakta durmak zaten zordur demiştim ya, düşüldüğü zaman ayağa kalkmaya çalışmak ekstra zordur.

    bilenleri ya da biliyormuş gibi görünenleri gözlemleyerek v şeklinde kayılması gerektiği sonucuna tarafımca ulaşılmıştır. önce sağ ayak sağa doğru ilerler, ardından sol ayak sola doğru. (yani teoride böyle ama pratikte pek tutmuyor nedense)

    buz pisti genellikle alışveriş merkezleri içinde bulunduğundan pek çok izleyiciniz vardır. düşmeniz halinde ''aman rezil oldum'' demeyin, zira düştüğünüzü gören insanlar sizi tanımıyor, bir daha sizi görmeyecekler, görseler de tanımayacaklar. takmayın, gönlünüze göre kayın, düşe kalka öğrenilir.

    kondüsyonunuz eksik gittiyseniz bacaklarınızdan ziyade kollarınız ağrır. dengede durmak için kollar başlıca görev üstleniyor, sanırım o yüzden.

    ikinci defa gittiğimde ''nasıl olsa daha önce de yapmışlığım var. ben şimdi kuğu gibi süzülürüm'' diye düşünürken düşmemle birlikte ne kadar yanıldığımı farkettim.

    eğlenceli bir spor olduğu kadar kalori yakma konusunda da çok etkilidir. yarım saat buz pateni yapmanın üç saat yürümeye eşdeğer olduğu söylenir.

    ayrıca buz pateni yapmak kişinin yürüşüne zarafet katarmış.

    uzaktan bakıldığında kolay gibi görünen bu sporun zorluğunu bizzat yaşamış biri olarak tüm buz patencilerine hayranlığımı bildirmek isterim.
  • trt'de izlerdim bunu. genelde gec saatlerde yayinlanirdi uykum gelse bile izlerdim. evde salonda kendimce buz pateni bile yapardim. hali buz pisti olurdu, terliklerde patenlerim. kuzenlerle yarisirdik. sarkiyi acar hepimiz kayardik, kaydigimizi sanirdik. sonra puanlar verirdik birbirimize:) celine dion esliginde ayagimda terliklerle kaydigimi sanirdim. gozumu kapatica sanki buz pistindeydim. 3'lu atlayislar yapardim. atlar ve havada uc kere donerdim:) bu sporu izlemeyi ozlemisim. keske gercekten kayabilsem:/