1. eski müşterilerinden yenilemiş olduğu para politikasıyla neticesinde kurtulmayı başaran,bunun yanında o fiyatları,mekanı yenileme,güzelleştirme gibi masraflara harcamaktan adeta korkan(bunlara 150 yıldır bıkıp usanmadan çalınan yeni türkü kastetide dahildir),artık manzarası dışında satçak bişeyi kalmayan mekan.
  2. 27 nisan 2007 genelkurmay basin aciklamasi'na aşağıdaki yanıtı vermiş kuruluş. bu bildiri aynı zamanda imzaya
    açılacaktır.

    "basına ve kamuoyuna,

    kim, kimi, neyden korumaya taliptir ?

    27 nisan 2007 tarihli genel kurmay başkanlığı "basın açıklaması", en basit hukuksal tanımı ile tck 311. maddesinde düzenlenen " türkiye büyük millet meclisi'nin görevlerini kısmen veya tamamen yapmasını engellemeye teşebbüs" olarak değerlendirilmelidir.

    eğer bu müdahale beklendiği veya korkulduğu gibi, cumhurbaşkanlığı seçiminin yapılamaması ve parlamentonun "erken seçime zorlanmak" suretiyle feshine yol açacaksa, teşebbüs aşamasında kalmayıp "askeri hükümet darbesi" niteliğine bürünür ve burada tck 309. maddesi ile düzenlenen "anayasanın öngördüğü düzenin ortadan kaldırılması" suçunun tamamlanmış hali mevcuttur.

    trajik bir karşılaştırma ile, tbmm'ni zor tehdidi ile tasfiye etmeye çalışmakta veya cumhurbaşkanlığı seçimini engellemekte anayasal rejim açısından hiçbir sakınca görmeyen genel kurmay başkanlığı'nın, açıklama için "borsa etkilenmesin" diye geceyarısını beklemesi; banka ve sigorta şirketi sahibi bir ordunun sorumluluklarının ve sermaye ile ilişkisinin tezahürü olsa gerektir.

    tbmm'nin ülkenin siyasal yaşamındaki ağırlığının, borsaya kıyasla, ölçülmesi imkânını yaratan ortamın; "seçim barajları, delege ağalığı, lider diktaları" nedeniyle, temsil yeteneğini çoktan kaybetmiş parlamentonun bizzat kendi tercihi olduğu akılda tutulmalıdır.

    muhtıra kime verilmiştir?

    akp iktidarını, cumhurbaşkanı adayını veya anayasa mahkemesi hâkimlerini muhtıranın tek muhatabı olarak görmek yetersiz bir yaklaşımdır. bu tehdit esas olarak ve her zaman olduğu gibi bu kere de siyasal ve toplumsal muhalefete yöneltilmiştir.

    silahlı kuvvetler "laikliğimizi" mi korumaya karar vermiştir?

    bizi, 1971 ve 1980 cuntalarının kontrolünde yaratılan "zorunlu din dersi, imam-hatip okullarının örgün orta öğretim içerisine alınması, sola karşı türk-islam sentezi adı altında orta sınıf milliyetçiliği ile gericiliğinin harekete geçirilmesi" projelerinin sahibi ve uygulayıcısı olan milli güvenlik kurullarından ve yüksek rütbeli askeri yönetici elitten de koruyabilecek midir?

    tek bir dinin tek bir mezhebini "devlet dini" haline getirerek diyanet işleri başkanlığında örgütlenmiş onbinlerce "devlet memuru" eliyle dini siyasete alet eden, askeri cuntaları meşrulaştırmak için üniformalarıyla çıktıkları meydan mitinglerinde "ayet" okuyan gelenekten de koruyabilecek midir?

    silahlı kuvvetler "bağımsızlığımızı" mı korumaya karar vermiştir?

    amerikan emperyalizmi ve nato ile "işbirliği" adı altıda imzalanan yüzlerce askeri bağımlılık belgesinden, "dost ve kardeş" amerikan üslerinden, savaş tezkereleriyle peşine takılıp dönem komutanlıkları üstlendiğimiz uluslar arası işgal ordularından, uluslararası para fonu'ndan, dünya bankasından, müşterisi olduğu uluslar arası silah tekellerinden de koruyabilecek midir?

    silahlı kuvvetler "demokrasimizi" mi korumaya karar vermiştir?

    son 50 yılda; 60'da, 71'de, 80'de, 97'de ve 2007'de yönetimlere silahla el koyan veya el koyma tehdidi ile parlamentoları dağıtıp demokrasiyi çalışamaz hale getirenlerden de koruyabilecek midir?

    silahlı kuvvetler "türklüğümüzü" mü korumaya karar vermiştir?

    türkiye cumhuriyeti vatandaşlarını, tck'nun 216. maddesini açıkça ihlal ederek, birbirinin düşmanı olarak ilan edenlerden de koruyacak mıdır?

    silahlı kuvvetlerin bizi "korumaya" talip olduğu açıktır.

    mevcut parlamento çoğunluğundan, siyasal iktidardan, kadrolaşmış bürokrasiden bu yolla ne kadar korunabileceğimiz tartışmalıdır.

    ancak, bizi bizden, yani günlük ortalama iki dolar ile yaşam mücadelesi sürdürdüğü için; sağlığa, adalete, eğitime erişimi imkansızlaştırıldığı için; farklı dinden-mezhepten, etnik kökenden, ırktan geldiği öne sürülerek itilip kakıldığı, katledildiği için; sendikalanıp işten atıldığı, sürüldüğü için, siyasetle ilgisinden, yazdığından çizdiğinden cezaevinde bulunduğu için "ne mutlu" olamayan içimizdeki "kalıcı düşmanlardan koruyacağını" şüpheye yer vermeyecek ölçüde anlamış bulunuyoruz.

    parlamento kendi itibarsızlığının ve sahte demokrasi geleneğinin, akp kendi gericiliğinin ve sermaye siyasetinin, chp yeni ve dehşet verici sağcılığının esareti altındayken; siyasal partilerin ve medyanın kulağı silahlı kuvvetlerin andıçlarına eğilmişken, birbirleri ile çelişkilerini askeri bir darbeye havale eden sermaye kanatları karşısında artık temel ihtiyacımız, bizi " koruyuculardan" kimin koruyabileceğini öğrenmektir.

    zor tehdidi ile yasama (tck 309, 311) ve yargıya (tck 277, 288) yapılan müdahale ve halkın birbirine düşmanlaştırılması (tck 216) girişimi, adli-idari kovuşturma konusu yapılmalıdır. mevcut siyasal çürüme ve meşruiyet bunalımı nedeniyle bunun başarılamayacağı açık gerçeği karşısında ise, siyasal alanı bu derecede itibarsızlaştırarak sermayenin orta oyununa dönüştüren tüm siyasal kurum ve kurulların geleceği tartışma konusu edilmelidir.

    saygılarımızla.

    çağdaş hukukçular derneği
    genel merkezi"
  3. anlaşılan ergenekon meselesinde akp-fethullah gülen cemaati koalisyonunun yazdığı türküyü çığırmaya onlar da başlamışlar. yargı bağımsızlığıyla ilgili bildiri yayınlayacaksın ama adalet bakanı ve müsteşarının hakimler ve savcılar yüksek kurulu'nda ne işi var, müsteşarın toplantıları kilitleme hakkı neden var diye sormayacaksın. oh ne güzel istanbul.

    http://stargazete.com/…ukcu-isyani-haber-203531.htm
  4. güler zere'nin durumuyla ilgili olarak adli tıp kurumu genel kurulu üyesi 42 kişi için suç duyurusunda bulunmuştur.
  5. balyoz davası sanığı mustafa önsel'in açlık grevine başlaması üzerine bir açıklama yapmış, ayarın kralını vermiştir;

    "bunlar açlık grevlerini örgütün talimatı ile yapıyorlar…”

    “örgüt liderleri gayet rahat, düşük rütbelileri piyon olarak kullanıyorlar…”

    “aslında yiyorlar, açlık grevi falan yaptıkları yok…”

    “bu gençlerin beyni yıkanmış…”

    mgk bildirilerinin, jandarma tarafından andıçlanmış bakanların, cezaevi katliamına “iliştirilmiş” medyanın dilini hatırlayan var mı? yüzü kızarmadan hatırlayabilenleri soruyoruz…

    ne yapsak acaba albay mustafa önsel’in açlık grevine?

    zorla müdahale edip “hayata döndürsek mi” bütün hapishanelere yayılmadan?

    “sahte oruç, kanlı iftar” mı yapsak? yoksa ilgilenmesek; “nasıl olsa ilgilenilmezse kendiliğinden bırakır” mı yapsak?

    biz ne yapacağımızı buluruz da, dünün muktedirleri bugünün mağdurları bu soruyu kendilerine sormalılar? ne yapmalıyım?

    neden utanmalıyım?

    nerede özeleştiri vermeliyim?

    cezaevlerinde insanca bir yaşam için, olağanüstü mahkemelerde hukuk dışı yargılamalara bir son verilmesi için, inandıkları uğruna canlarını ortaya koyan gencecik devrimcilerin cezaevlerinde, mahkeme kapılarında katledilmesine göz yumduğum için sorumluluğum yok mu? başkalarının onurlu direnişlerini yalan ve iftirayla kapatmaya çalışanlara “durun!” demedim, bugün niye benim direnişim için birileri çıkıp “durun” desin?

    sadece bu soruları sormayın, cevapları da düşünün ve aman muhakkak (b1) vitamini kullanın bütün potansiyel açlık grevcileri…

    b vitamini hafızanızı korur. hatırlamak, öğrenmektir; hatırlamak utanmaktır, hatırlamak, hayal etmektir. hatırlamak yeniden insanlaşabilmenin yoludur, kendiniz ve diğer bütün insanlar için…

    saygılarımızla.

    http://www.chd.org.tr/haber_detay.asp?haberid=472
  6. mustafa önsel'in başlamış olduğu açlık grevi sonrasında yayınladıkları bildiriyi ayakta alkışladığım dernek.
  7. meslekte yaşanan dönüşümle ilgili yeni bir kampanya başlatmış ve işçi avukatlarla ilgili temel talepleri karşılamayan patron avukatları teşhir edeceğini belirtmiştir. şöyle ki;

    2000 tl’nin altinda avukat çaliştirmak yasaklansin

    meslektaşlarini sömüren avukatlari açikliyoruz!

    “görevimizi yaparken kimseye, ne müvekkile, ne hâkime, ne de iktidara tabiiyiz. kimsenin üstü olmaya çalışmıyoruz. ve yine, hiyerarşik bir üst de tanımıyoruz. ister kıdemli, ister kıdemsiz, en tanınmış avukattan mesleğe dün başlamış olanımıza kadar aramızda hiçbir fark yoktur! avukatlar bugüne kadar esir kullanmadılar. fakat efendileri de olmadı!"

    artık yüksek sesle söyleme vakti geldi:

    bütün bunlar kuyruklu yalan... (dixi et salvavi animam meam)

    avukatların efendileri yoktur. beyli-hanımlı bir dünyada, usta-çırak ilişkisi süsüyle çanta taşır işçi avukatlar... sefalet ücreti karşılığında taşra icra dairelerinde talimat kovalar, ellerindeki ara karar listelerini tamamlamaya çalışır, hiç tanımadığı – ya da tanıştığında bir nebze saygı dahi görmediği- müvekkillerinin dilekçelerini yazar, haciz arabalarında vakit öldürür, iş seçme hakkından yoksun, yargıtay’ın “avukatın fazla mesaisi olmaz” buyruğunun altında gece gündüz, hafta içi-hafta sonu koşturur durur. bütün bu iş yükü efendinin emri değil, üstadın ricasıdır. üstat, çırağını yaşken eğitir!

    avukatların köleleri yoktur. sekreteri, stajyeri, icra kâtibi ve en sık da -hepsi niyetine- sigortalı avukatı vardır! kölenin geçimi, sağlığı, çocuğu, evliliği efendinin boynunun borcudur. masraflı iş... sigortalının ise yatırılmayan primi ile asgari ücret maaşından başka yükü olmaz. en kıdemlisinin en kıdemsizinden farkı yoktur. gerçekten de yoktur. yetmiş yaşında geçim için ayağını sürüyerek adliyeye gelmek zorunda kalanla, yirmibeş yaşında ev-büro sahibi olup yanında avukat çalıştıran arasındaki farkın “kıdem” olmadığı ortadadır çünkü. yirmi yılı doldurup vekâlet fihristi kalınlaştıkça, okuyup-çalışmayı bıraktığı halde ücreti yükselenle, her gelen iş için dört yeni kitap alarak yine de asgari ücret tarifesinin altında çalışmak zorunda kalan iki yıllık avukat arasındaki farkın da özünde kıdem olmaması gibi…

    yalan utancı erteler.

    avukatlar sömürülüyorlar. kısaca sömürülüyoruz. bu sömürüye son verilmelidir! avukatlık yasası’ndaki bağımlı çalışan avukatlarla ilgili eksiklik ve ayıp giderilmeli, barolar ve tbb, bağlı avukatları koruyucu tip sözleşmeler geliştirmelidir. kamuda çalışan, mesleğe yeni başlamış bekar bir avukatın çıplak ücreti 2000 tl iken, serbest piyasanın dizginsiz kuralsızlığı altında “meslektaşlarımız” tarafından sefalet ücretlerine mahkum ediliyoruz. şimdilik en az avukatlık ücreti olarak, kamudaki en düşük avukat ücreti esas alınmalıdır diyoruz.

    bundan sonra avukatları yoksulluğa mahkum eden patron avukatları açıklıyoruz! baro kurullarında oy vermemek, üstat deyip saygı göstermemek ve gerektiğinde disiplin mekanizması çerçevesinde baroya bildirmek için bu ücret altında avukat çalıştıranları bize bildirin.

    bilgi hatti: 0212 2450440

    chd.istanbul@gmail.com
  8. politikaya fazla karıştıkları, ideolojik bir taraf görüntüsü verdikleri suçlamalarına haksız yere maruz kalan sivil toplum örgütü.

    şu nedenle: eğer bir toplum çağdaş değilse, o toplumda çağdaş terziler veya çağdaş simitçiler de olamaz. dolayısıyla ismini o toplumda henüz yerleşmemiş bir özelliğe dayandıran bir örgüt kaçınılmaz olarak çatışmacı ve muhalif olacaktır.

çağdaş hukukçular derneği hakkında bilgi verin