şükela:  tümü | bugün
  • bir louis aragon şiiridir. baudelaire öğütlüyordu: "remember! anımsa! esto memor! ey savruk! (konuşmadığı dil yok demir gırtlağımın.)"
    aragon'un da konuşamadığı dil yok işte. başka kelimelerin susuzluğunu çekmiş, kaynağında ağulanmış.

    esrime, düşünceyi örtmekte; güzellik! ne devingen, ne durağan güzellik:

    "hüznün çoğu adalar arasında
    dilencilik yapan kör bir general olmadığı gibi
    opera caddesi de değildir sabahın
    üçünde
    insan hüznüne sınır yoktur
    her zaman konacak bir taş vardır piramidine gözyaşının
    emin misiniz acı duyduğunuzdan boğulmuş bir kadın kadar
    her şeyin bittiğini bildiği an artık boğulacağından
    emin misiniz daha iyi olmadığından
    boğulmuş olmak eğer önümüzdeki saatlerin bıçaklarını
    düşünürsen
    ben çoktan yaşamaktayım son dakikamı
    görünmeyen ve süren bir can çekişmesidir çiğnediğim kum
    zaman zaman berberde kestirdiğim alevler
    ne olduğumun işaretidir içimdeki kara cehennemin
    tıpkı mezarsız kalan cesetler gibi
    insanlar dolaşmakta gözlerimin bahçesinde
    anlaşılmaz düş görenler
    ya da ben mi tokat yedim kurumuş bir elden
    bu kalabalık çölde bu çorak çiçekler arasında
    seviyor ve seviliyorum bir tek şey yok bizi ayıran
    niçin hüzne bulaşmalı o şahane yüreğinde aşkın
    başını sallıyor herkes biliyorum baştanbaşa aptallık
    seviyorum ama yaşam yine de ölünceye kadar çekilmez
    seviyorum ama yine de biraz sonra ulumam gerekecek
    ayaklarımla sürüklüyorum hayalet mantosunu
    art düşüncelerin
    bir olgunlaşma zinciri en içsel acılarla
    şıngırdıyor son derece zavallı ayaklarımda
    seviyorum ve sevişiyoruz fakat bir batışın ortasında
    fakat bir kılıcın ucunda ve yapamam
    görmek istemem sana vereceği acıyı

    sevgilim senin gözlerin bu hazdan uzak kalmakla dönmüş
    gözlerin
    kerpetenle çıkarılsın yüreğim benden
    kopan başımla da bitsin bu iş
    mürekkebe benzer bir süt içiyorum ve öğle vakti
    bataklıktaki kömür gibi
    orda solmaktadır yosun kendime benzettiğim aynalarda
    seni seviyorum seviyorum ama
    atlamak anında bir ambardayken sabırsızlık
    çirkin sabırsızlık çok acıyıp acımayacağını öğrenerek
    evren belki de yargılar bir suçluyu benim kişiliğimde
    ve hataları ve tutumu kaydedecek sadece
    sabah gazetelerindeki metresinin yanında uyurken
    kafasını kesen bu adam mahkemede ağlıyordu
    yatak odasında öldürmüştü onu ve ardından
    ilkin bir bıçak sonra da testere ile kilerde
    koparmıştı sevimli başı koymak amacıyla vücudu
    maalesef dar gelen bir çuvala
    mahkemede hıçkırarak ağlıyordu
    biz palmiye ağacının yapraklan gibi değil miyiz
    onlar ki yapışık büyür çiçek açar ve meyve verirler
    bir imge sunmak için olgun aşktan
    sonbahar ışıklı düş dolu elleriyle geliyor
    nedir bana gözyaşı döktüren bu suç
    aşkım yaşıyor bak hadi görün sevgilim
    hiçbir şeyi kanıtlayamazsınız
    yalancı kanıt bir orman gibi
    yeşil
    yayılıyor kargaların boş yere öttüğü ufukta
    yalnız her ağaçta sallanan asılmış biri var
    ve kan lekesi her yaprakta
    hangisi en kötüsüdür göğün şafağın ya da akşam ziftinin
    bilmem nedir beni alıkoyan bulvardaki insanları ısırmaktan
    bir tufanın ilk dalgası olabilir içimde yükselen hüzün
    ki onun yanında bayağı bir vidanjörün devrilmesi gibi
    binbeşyüzkırkbirdeydi hatırlıyorum

    pavia yakınlarında
    yakalandığım vakit dolaştığım kırda
    hastalığımın ilk belirtileriyle boğuşurken
    gerçeği söylediğimde inanmak istemedi köylüler
    beni kızgın bir kurt gibi görmek istemediler
    insan derim nedeniyle ve deneysel bilimin
    sürekli şüphecileri
    bendeki kurt derisinin deri ile et arasında
    saklı olduğunu itiraf ettiğim zaman
    hançerleriyle yardılar gövdemi kol ve bacaklarımı
    gözden geçirmek için melankolik savlarımı
    yüzüme dokunmadılar
    korkunç şiirselliğinden korkarak yüz çizgilerimin
    iten nedir beni mezarlarda ulumaya
    çürümüş sevgililerin uyuduğu
    tozu mutlak şekilde karıştırmaya sürükleyen nedir beni
    topraktan neler çıkarıyorsun sanki canlı ışığa
    yetmez mi canlıların yaralan
    banadır elektrik sandalyesinde ölüme mahkûm edilmişlerin
    karanlık konuşması
    en son sözcükleri giyotine gidenlerin
    varoluş oyulmuş bir gözdür iyi anlayın beni
    oyulan bir göz her an
    sonsuz bir harakiridir kuduruyorum
    görünce çığlıklarımın karşısındaki aptal sessizliği
    işte bunun için iki yüzlü çukurlardan çıkarmak istiyorum
    şiddetli bir ölümden ölenleri korkan gözbebekleriyle
    duvarlar arasından çıkarmak istiyorum felâketzedeleri
    ki hâlâ dehşet saçar duruşlarıyla iskeletleri
    ve son derece uyar yaşadığımız bu günlere

    komşu hanım tam diyordu ki
    kendini suya atanlar vardır
    dünyaya salyayla gelen köpüren bir hayvansam eğer
    çok kolay olurdu işi bitirmek

    sevgilim sevgilim duyuyor musun bu küfrü
    aşkın solgunluğu değil ölümün solgunluğu da değil
    kurtların solgunluğudur yüzümdeki
    ölmek elimde değil bu koca çiçek yüzünden
    dayanamadığımdan çeneğinin kapanmasına
    büyük bir ilerleme kaydedilmiş işkence konusunda
    benim üzerimde kobay olan benim
    yırtıcı bir kobay iki eli
    iki kapıya sıkıştırılmış
    aşk ölüm
    ve soyut devler zorluyor bu iki kapıyı
    sanki hiçbir çaba harcamadan yapılan
    bir müzikhol numarasının kendine güvenen rahatlığıyla
    hiç farketmedin mi saygısız sözlere benzediğini
    öpücüklerimin
    dört bir yana çekilen kölelerin son söyleyebildikleri
    hiç farketmedin mi beni öldürürken benim seni sevdiğimi
    hep son defaymış gibi zevk alıyorum senin kollarında
    utanmadan
    kolların o kadar güzel ki
    en korkuncu işte
    her şey çok yabanıl şekilde sona erecek
    sevgilimi hayvanlara attırırdım senin yerinde olsam
    ya da bir ruh doktoruna götürürdüm onu gizlice
    ya da kanma girerdim gözümü bile kırpmadan
    sevgilim
    uykusundayken çıplak ve renksiz
    birlikte geçirdiğimiz güzel günlerin uyuduğu
    mezarlar etrafında ortaya çıksın kurtlar sevgilim..."

    (mutlu aşk yoktur kitabından.)