şükela:  tümü | bugün
  • özellikle ya$li insanların istemeden de olsa içinde bulunduğu, bir gün biz de mi öyle olacağız be diye insanı paniğe sokan olaydir.

    zamaninda cevresinde her $eyi bilen, her $eyden anlayan dedeler, aniden geli$en teknoloji sonrasi istemeyerek de olsa çağlarının gerisinde kalmı$lardır. biz post imperial age ya$arken onlar hala feudal'a geçememi$lerdir age of'a göre..

    korkar insan, 'lan biz de mi oyle sayilacagiz sonraki nesil tarafından' diye.. o yuzden teknolojik geli$meler hep takip etmeye calisilir. lakin bu kodumun teknolojik geli$meleri o kadar hizli gerçekle$iyorki, 1 hafta okumasam bazi siteleri cahil kaldigimi hissediyorum. allahtan rss diye bi olay var.

    tabi eskiden "traktor nasi daha seksi sürülür", "sulama nasil yapilir", "mekkeden gelen tras makinesi nasil tamir edilir" gibi konularda kahvede ahkam kesen dedelerimiz, elektronik,dijital teknoloji kar$ısında elleri ayagina dola$maktadir. o kadar cabuk geli$mi$tirki bilgisayarlar ve donanimlar, "ben bahçeyi sularım, zaten kaç yıl ömrüm kalmış, o bana yeter hacı" diyerek kolaydan sıyrılmaktadırlar. (öte yandan dünyanın en yaşlı blogger'ı 74 yaşında falandı sanırım, onlar müstesna)

    dedelerin kabul etme kapasiteleri televizyon ile sinirlidir. televizyonu da "gorunen radyo" diyerek zar zor kabul etmi$lerdir zamaninda. akillarinin ermedigi" peki o goruntu oraya nasil geliyor?" ve "canli yayin teknolojisi" gibi $eylere kafa yormami$lardir. onlar için televizyon sabah saatlerinde erken kalkilip 'ajansin takip edilmesi'dir.

    dedemin sinemaya baki$ acisi da oldukca realistikdi, ye$ilcam filmlerini izlemi$ tabi gencliginde hep, bir gün koye gitmi$tik, ben televizyonda sanirim hulya kocyigit'in bir filmini seyrediyordum, o siralar trt var tabi sadece. "bak i$te oglum bunlar hep gercek, ibret al bunlardan, bu filmler gercek" diyordu. seneler sonra bunuel sinemasiyla kar$ila$inca, dedeme "dedecigim sence bu nasil bi gerçeklik?" diye sorup kafasini kari$tirmak isterdim. ama $u siralar cok ya$li, yapamiyorum.

    dedemin bilgisayari ilk gordugu gunu hatirliyorum da, 1997 yiliydi, ben oyun oynuyodum o soru soruyordu. "ne bu", "napiyosun" diye. biraz anlatmaya calistim "dede bak bu bilgisayar,bu klavye, ışık ılıt süt iç, ben şu an oyun oynuyorum." gibilerinden (internetten o siralar benim de pek haberim yok o yuzden fazla derinlere girmedim)

    dede, "hazır sırası gelmişken yıllardır kafamı kurcalayan şu soruyu da sorayım bizim toruna" dermişcesine dikkat kesildi, peki "televizyon nasıl oluyor" dedi..

    evet burdan anladığımız şey dedelerimiz televizyon ile karşılaştıkları zaman daha önce de dediğim gibi kafalarının çalışmadığı şeyi öğrenmek yerine "görünen radyo" diyerek televizyonu hemencecik "anladım bunu" statüsüne koymu$ olmalarıdır. daha sonra da sanki 3000 yıldır televizyon varmı$casına rahat kullandılar tv'yi.. hiç merak etmeden, alıştılar çünkü.. (kim bilir radyoyu nası kabul ettiler, orasına hiç girmeyelim)

    biz ne yapmalıyız? yeni bi ürün gördüğümüzde onu sadece kullanmak ve kabul etmek yerine, fonksiyonunu anlamak, konseptini çözmek zorundayız. gerekirse isyan etmeliyiz "bunu yapan insan olamaz" diyerek..

    çağın gerisinde kalmamak için..

    aksi halde, yıllar sonra torunlarımıza ta$ak malzemesi olabiliriz.
  • dinozorluktur, göktasının carpmasını beklemek gibi
  • bu kişi ben oluyorum. eski zamanlardaki sevgiyi , saygıyı , hatır gönül ilişkilerini hep benimser ve önemserim. hala bir hoca gördüğüm zaman hemen kendimi toplarım. aile büyükleri yanında annemle babamla çok sevgi dolu olmam. akşam 9'dan sonra samimi de olsam bir kadını arayıp rahatsız etmem. bazen öyle ortamlara giriyorum ki ne işim var benim bu zamanda diyorum. 1932'de doğmam lazımdı benim. 27 mayısta genç bir doktor , 71 muhtırasında iki çocuk babası , 80 darbesinde artık sadece özel ameliyatlara girerdim. 2014'te falan da ölmem lazımdı benim.