şükela:  tümü | bugün
  • bu aşka sahip insandaki samimiyetsiz tavır öyle derin ki biliyorum ben yazmazsam sonsuza kadar gizli kalacak.
    kitabın kendisine, içinden yazandan daha fazla kıymet veren bu zihniyet. bundan beş yüz yıl sonra bilgisayar kasası kokusu falan diye nostaljik bir imgeyi de kutsallaştırıp asıl olandan fersah fersah uzaklaşabilir.

    e kitap denildiğinde hezeyanlar geçiren bu romantik arkadaş matbaadan ve hatta kağıttan önce hayvan derilerine yazılan metinleri görmediği ve o günleri yaşamadığı için hepsini yok saymaya eğilimli oluyor anlayacağınız üzere. şimdi "kokusu yok bunun, kokusu" diye ağlayan bu bebenin eline vereceksin 250 kilo granit yazıtı. sırtında işe, okula götürüp getirecek.

    buradaki çok sinsi statükocu yaklaşımı derinden hissetmenizi istiyorum. mesele fikirler iken, mesele düşünce aktarımı iken onu kaldırıp yerine aynı kültürel değerin bir parçasıymış gibi ekstra nesneler üretiyorlar. kitap kokusunun başka bir güzel kokudan hiç bir farkı yok iken. içinde kitap kelimesi geçtiği için saygın, yüce, aziz bir değermiş gibi algılamamızı istiyorlar. bir değer aktarımı yaparak dinlerde sıkça karşılaştığımız düşünceye kapalı dogma kıymetler yaratıyorlar.

    bakın bunu bir örnekle daha iyi anlatmaya çalışacağım size;
    eskiden evlerde buz dolapları yerine tel dolaplar kullanılırdı. bu tel dolaplar reçineli ağaçlardan raflara sahip olduğundan evlerin mutfakları mis gibi kokardı. teknoloji gelişip son kullanıcı için yararlı buz dolaplarını evlere sokunca. şimdi e kitaplara uygulanan reddetme dürtüsü hiç oluşmadı. neden oluşmadı? çünkü tel dolabın, kitap gibi toplumca kabul edilen kültürel bir değeri yok. nerede mirim o eski tel dolap kokusu? demiyor insanlar. o zaman da demediler.

    yani ne demeye çalışıyorum. şu an sıklıkla karşılaştığımız bu kitap kokusu romantizmi, kokunun kendisinden değil, o kokuyu bilginin ve özgür düşüncenin saygınlığı ile kutsallaştıramaya çalışan modern çağ dogmacılarının ısrarından kaynaklanıyor. bu tip insanlar asıl olanı hep ıskalamaya devam ederken, böylesi yancı ikonlara deliler gibi sarılarak yarattıkları sanal saygınlığı sürdürmeye devam etmektedirler. kendileri gibi çakma entellektüeller öylesine örgütlü ve yaygındır ki, kültür adı altında cehalet yaratmaya ve çoğunlukla da kendilerinin bile fark etmediği bir kavanozda yaşamaya devam ediyorlar.

    son olarak da şunu söylemek isterim.
    iyi bir şiir güzel kokan eski bir kitapta da, tozlu bir bilgisayar ekranında da, yekpare üç ton bin yıllık bir dikilitaşta da iyi bir şiirdir.
    gerçek olan akışı atlayıp, kendi çağında sıkışıp kalmışlardan olmayın.
  • romantik gericilikten başka bir şey değildir, bunları alıp yıllar öncesine götürsen mektup derler, mektuptaki emek derler cart der ve curt demeyi eksik etmezler. telgraf aşkı der, fayton der, biz istiklal'e takım elbiseyle çıkardık der, der oğlu derler.

    bunların kitap okuması bilgi edinme, okuma keyfi, veriye ulaşma değil kitabın fiziksel haliyle ilgilidir. ver kitabı tutsunlar ellerinde. bilgiye ulaşımın ucuzlaşması, zararsızlaşması, kolaylaşması umurlarında değildir, bunların istediğidir ki; ortaçağa gidip elyazması kitap okumaktır. koleksiyon olsun diye çok sevdiği kitabın ilk baskısını arayanlar yine bunlardır. bunlar herkesin aynı kitabı okuyabilme ihtimalinden korkarlar. içlerinde gizli aristokrasi aşkı vardır.

    ellerine çekiç verilip taş tabletlere yazmak zorunda bırakılasıcalar.
  • teknoloji ile birlikte değişen, yok olan alışkanlıklar ve değerler karşısında, kendine has zevklerini korumak, bunlarla avunmak, bunlardan keyif almak gibi inceliklerin sahibi insana tahammülü olmayan, çağı, geçmişin reddi yada duygusallığı yada nostaljik yaşamı reddederek aşacağını zanneden çakma modernist kafaların anlamakta güçlük çektiği ve hatta anlamayacağı bir aşktır. mesele modern olanı reddetmek değildir, mesele modern denilen ile bir arada yaşatılmayan, yok edilen insan emeği, sanatı, bir kitabı bildiği ve zevk aldığı biçimde okuma zevkinden kalmamak için sembolik durumlar üzerinden yok olana dikkat çekmek ve duyguyu yaşama arzusudur. çöp olandan, bir çöplükten aşk yaratmak değildir. ev de tv'de film izlemekle, sinema keyfi nasıl bir değilse.. bir ekrandan bir kitap okumakta, eski bir okuyucu için aynı şey değildir. bu nedenle teknolojiyi de reddetmek değil, teknolojinin yarattığı tek düzelik karşısın da kendi duygularını koruyabilme çabasıdır. bu kadar basit..
  • e-inkle donatılmış e-book readerlara da ışıklı mışıklı, göz yorar o hacı derler. yaşanmışlık favori kelime zaten. niyet kitap okumak değil, o apaçık. şeytan işi bunlar yeaa...
  • tercih meselesidir kardeşim bu kadar basit; isteyen basılı kitabı alır kıvırır, külah yapar, isteyen e-book reader'le metroda, otobüste kız tavlar. kimi için kitap bir meta olarak, cisim olarak da kıymetlidir, kimisi ise sadece içindeki bilgiyle ilgilenir. milletin zevkini, tercihini niye hemen yaftalıyorsunuz?
    sanki ülkede kitap okumada patlama yaşandı da, büyük bir tartışma var zanneder gören de...
  • basılması gereken kitapları yetiştirmek için bir günlüğüne matbaada çalışmış bir adam olarak, yeni kitapların kokusunun büyük oranda formaların yapıştırılması için kullanılan tutkaldan geldiğini söyleyebilirim. bunun niye hoş geldiğini açıklamaya bile gerek yok.
    kitap eskidikçe, ortamdaki nemi de alacağından, azalan tutkal kokusunun üzerine kağıdın elde edilme sürecindeki kimyasalların nemli ve muhtemelen karanlık ortamda tepkimesinden kaynaklanan diğer kokular eklenecek ve eski kitap kokusu dediğimiz rayihayı oluşturacaktır. aslına bakılırsa bu rayihayı ben de severim. yine de, son 400-500 yıldır uygulanan üretim şeklinden kaynaklanan bu rayihanın kitap ideası üzerine eklenmesi anlaşılır olmakla birlikte, kitap ideasının tümünü oluşturduğunu düşünmek ancak "çakma entelektüel" düzeyde gerçekleşebilir sanırım.
    bir de eklemek isterim ki, yeni kondansatör kokusu var, yanık devre kokusu var, kedi tüyü ve tozla tıkanmış fanların zar zor burnumuza ulaştırdığı, sıcaktan bayılmış kartların kokusu var, var oğlu var yani. dert etmeyin bu kadar.
  • e-kitap deyince akıllarına hemen "ışıklı bilgisayar ekranı", ipad vb. gelir bu aşk sahiplerinin. e-mürekkep denen şeyden, e-kitabın aslında ne olduğundan bihaberdirler. ne usb'si, ne monitörü, ne pikseli?

    (bkz: sen çok yanlış gelmişsin kardeş)
  • çakma entelektüelden ziyade entel kavramını kullansak 2 adet sözcük tüketmemiş olur, tek bir sözcükle olayı zaten özetlemiş oluruz. bunun dışında; entel adam kitap kokusunu gerçekten sevebilir buna sözümüz zaten olmamalı. gel gör ki bana gidip de d&r'daki kitapların arasında gezip "aman tanrım, kitap kokusu ne de güzel." diyor ve yepyeni mürekkep kokan olmayan kitap kokusu ile yıllanmış, sayfaları sararmış kitap kokusunu birbirinden ayıramıyorsa yapacak bir şey yok. bir nev-i esmer bir hatunun saçlarını sarıya boyayıp çakma sarışın olduğunda yarattığı ürperti gibi bir şey yaratıyorlar.
  • bu vardir yoktur, acikcasi cok ilgilenmiyorum; herhangi yeni bir teknolojinin toplumsal faydalarina dudak bukecek de hic degilim, lakin isi toplumsaldan kisisele cekince bu teknolojinin getirdigi ve daha da getirecegi azabi daha simdiden iliklerimde hissediyorum. azabi tasvir etmek gerekirse soyle diyebilirim sadece: herhangi bir kitapcida ya da buyuk bir kutuphanede dolasirken ve elimde birkac kitapla disari cikmaya hazirlanirken mutluluguma buyuk bir mutsuzluk, mutsuzluk da demiyeyim aslinda, buyuk bir huzursuzluk karisir, cunku okunmayi bekleyen milyarlarca eserin yaninda o elinizdeki birkac parca, gokyuzunun tum karanligini asla aydinlatamayacak olan birkac uzak yildizdan fazlasi degildir.

    okumaya fazla anlamlar yuklemeye gerek yok tabii, icinden alacagini alacaksin, eyvallah; bu manada zarfa degil mazrufa odaklanmali, ona da peki; ama bu matbuat (ya da simdilerde bayt) yiginiyla nasil bas edilecek, birisi de onun yollari uzerine onerilerde bulunsa ya. bak, bu his, hic yeni bir his degil, diger pek cok konuda oldugu gibi. gecenlerde harvard'dan ann blair nam bir profesor, gutenberg devrimi sonrasi avrupa'da artan bilgi yiginiyla nasil mucadele etmeleri gerektigini bilemeyen entelijiyensanin endiselerini ve bu mesele uzerinde nasil da kafa yordugunu anlatan bir kitap yazdi. bugun book review denilen zamazingolarin, ansiklopedi, referans kitaplari, almanak vb ozetleme mekanizmalarinin nasil da bu endiseler cercevesinde gelistiginin resmini cizdi.

    korkum su ki, o donemki matbuat yiginiyla bas etmek icin kullanilan ozet gec mekanizmalarinin ileri boyutlari, bundan sonraki dunyamiz icin bas amil olacak, ki zaten coktan olmaya basladi bile. su entryyi dahi okumaya katlanamayacak bir nesil icin, bilgi ve edebiyat demokratiklesse, kitlelere daha seri, daha fazla sayida ve daha ucuz ulassa ne olacak! her sey yalnizca anlik zevke tabi olacak, her sey yalnizca ozunu kaybetmis birer ozetten ibaret kalacak.