şükela:  tümü | bugün
  • kendi secmedigin bir yerde , kendi secmedigin bir zamanda , kendi secmedigin bir işte , kendi seçmediğin bir süratte , kendi seçmedigin insanlarla muhakkak bir amirin gozetimi altinda direktif alarak , butun o cocukca ceza ve ödül sistemleri ile ruhunu , bedenini ve aklini mesgul etmek...
  • "acliktan olmeme garantisini, can sikintisindan olerek satin almak zorunda oldugumuz bu dunya batsın. " (bkz: elizabeth wurtzel)
    (bkz: kaltak) sözüyle de ifade bulan her türlü eylem ve eylemsiler.
  • "kuzum, günah mı çalışmak?
    ayıp mı taş taşımak?
    ayıp el avuç açmak,
    tutarken el, yürürken ayak..."

    **********************

    "kim kazanmazsa bu dünyada bir ekmek parası,
    dostunun yüz karası, düşmanının maskarası..."

    m. akif ersoy
  • calismak,gerekli bir arac olarak kalmali,tek
    amac ve en onemli bahane olarak degil.
    cunku yasamak saka degil.
    yasamin disinda ve otesinde birsey hayal
    etmeden,herseyi onem derecesi kadar dusunmek
    gerek.
    tabii bence,azimsanmayacak kadar hicci olmak da
    sart.iste o zaman,yasam bir ciddiyet kazaniyor.
  • sizi bir patron sahibi yapan insan dogasina aykiri eylem.
  • çalışıyor musun? sorusuna verilen bir cevap olarak çalışmak: zevk alsan da almasan da yaşayabilmek için mecbur olduğun, kimi zaman sizi hayata bağlayan, kimi zaman da tam tersi sizi hayattan soğutan (mesela ben), yeri geldiğinde (şimdi olduğu gibi), sadece hayatın geri kalanını planlayabilecek hale gelinceye kadar vakit geçirilen, sizi bu arada mali olarak bağımsız bir şekilde yaşatabilen, ve bu arada geçirilen vaktin hiç olmazsa ileride tecrübe olarak veya kazandırdığı bilgi olarak bir işe yaraması umulan eylem.
    en iyi "çalışmak" iş yapıldığının bile farkında olunmayan, kişiye oyun gibi gelen, o kadar zevkli olan "çalışmak", sonrası işinden zevk alarak çalışmak, ondan sonrası zevk almadan çalışmak, ondan sonra da allah kimseye vermesin; mecburen, istemeden, acı çekerek çalışmak. hasılı; zor iş.
  • herkesin bir üst kademeye geçme hayali vardır, ancak üst kademe demek kişilerin beyinlerinde daha az sorumluluk, daha fazla vurdumduymazlık gibi algılanır. orta öğetimdeki çocuk liseye gitsem de şu işkence bitsin der. lisedeki üniversiteye gidince hayat güllük gülistanlık olacak, kızlarla/erkeklerle gezeceğim, kahvede pişpirik oynayacağım, ders çalışmayacağım, ailem para verecek günümü gün edeceğim zanneder. sonra o günler gelip çattığındaysa ah bir işe girsem hem maddi olanaklara sahip olacağım hem de çalışmaktan kurtulacağım sanır. ancak tüm bunlar sanrıdır, evet sanrı... her kademeyi yaşadıkça, her zaman çalışacak bir şeylerin bizi beklediğini görürüz. koca adam/kadın olsak bile bir yerlerde birikmiş, okunmayı bekleyen materyallerimiz olacaktır.

    bir ölsek de kurtulsak şu çalışmaktan**...
  • küçükken bize öğretilene göre; en büyük ibadet. sevilmeyen bir şey için yapıldığında insanı öldüren bir eylem. tabii sevilen bir iş için yapılıyorsa da zevkten öldüren bir eylemdir..
  • karın acıkmasa, üşümese insan, bir de enerji ihtiyacı olmayan televizyon ile eskimeyen geniş bir koltuğa sahip olunsa adı bile anılmayacak aktivite...