şükela:  tümü | bugün
  • ortalama insan ömrünü ve her an başımıza da bir şey gelebileceğini hesaba katarsak, kanımca 30-35 yaşını aşkın her birey için geçerli olması gereken durum.

    hesap makinesinin ekranında yazan ‘leblebi'yi görünce şaşırıp güldüğüm zamanları iyi hatırlıyorum. hani öyle beş bin sene falan da geçmedi aradan, ama şimdi birinin anneannesi ölünce, 17 kişinin 'bunu beğendi'ği bir dünyada yaşıyoruz. içimden bir ses, bu hızlı otobanda yavaş gidenlerin, arkadan korna ve selektör yiyenlerin hayatta kalacağını söylüyor bana. tam olarak ne demeye çalıştığını ben de bilmiyorum esasen. ama 'hayatta kalmak'tan kastının, 'canını kurtarmak’ gibi bir şey olmadığının farkındayım. onu hepimiz yapıyoruz.

    en son canımı kurtardığımda orta 2'deydim galiba. yakalarsa beni öldüreceğinden adım gibi emin olduğum bir çocuktan kaçarken istiklal marşı başlamış, çocuk durmuştu. istiklal marşı'nın, hazır kıtaların, "larda yüzen alsancaaaakk"ların ne kadar önemli şeyler olduğunu ilk kez o zaman anlamıştım. ben durmamıştım, ama sonra çocuk ben durmayınca daha çok sinirlenir köpek gibi peşimi bırakmaz diye böyle biraz durur gibi oldum köşede. ağzımla da ”..tütee nenso noca kobee..“ falan yaptım, ama çok uzatmadım tabii gerizekalı değilim, kendisiyle bir daha karşılaşmamak üzere vedalaştık.

    'hayatta kalmak’ derken, kastım 'varolmak’ aslında. george sawchuk, uzun zamandır vancouver adasının küçük bir banliyösünde yaşamını sürdüren bir sanatçı. bizim için çok önemli olan pek çok önemsiz şeyden elini eteğini çekmiş, oldukça erken yaşlarda oraya yerleşmiş. tahtadan inanılmaz, ama gerçekten inanılmaz şeyler yapıyor. çok ısrar etmezlerse de sergilemiyor, bahçesine falan koyuyor. bir gün eserlerini sergilemek isteyen bir galeri ondan kendini ve işlerini tanıtan bir yazı istediğinde sinir olmuş, "birileri için kahraman olmak adına yapmıyorum. 'kişi, çalışmak için çok yaşlı, ölmek için ise çok gençse’ ne yapmalı merak ediyorum” diye cevap vermiş. siz hayatınızda bundan daha enteresan kaç tane söz duydunuz?

    sawchuk'la fazla ilgilenmenizi tavsiye etmiyorum. çünkü sonunda, yaşamınızın aslında iyi dekore edilmiş bir hapishanede geçtiğini, çevrenizin ise sanal bir gerçeklikle sarıldığını hissettiriyor size. işte tam da o an, amk'nın bir spor gazetesi değil, normal bir gazete adı olması gereken bu garip gezegende, yapabileceğiniz en anlamlı şeylerden birinin, el frenini aniden çekip, arabadan inmek ve dudullu kavşağının bariyerlerinde falan oturmak olduğunu keşfediyorsunuz. evet kesinlikle dudullu kavşağı çok önemli. yoksa durmak için sadece istiklal marşı'nı beklemek pek de anlamlı değil.
  • yumurta mı tavuk? tavuk mu yumurta ? denkleminin sarmal olma durumu sendromuna yakalanmış düşünümdür.
  • aklıbaşında bir bireyin hiç bir zaman keyfini de çıkartamadığı pişman da olamadığı dönemidir. sorgulamak bir sonuç vermez, her hangi bir çıkış yolu da yoktur.

    saate bakmazsam zaman hızlı akar çocuksuluğunun son tutunuşlarının bilinçaltı versiyonu ve biraz da bünyenin eskisi kadar az yakmaması durumundan dolayı daha basit ama daha anlamlı olduğunu ve bir amaç uğruna fedai misali kendini harcadığını düşündüğü şeylerle geçiştirir bu dönemi.. *

    hayatımın tam olarak bu dönemindeyim, entry sahibi gibi süslü bir hapishanedeyim. çıkışı bundan 6 yıl önce aradım ama nereye kaçarsam oranın benim hapishanem olacağını anladım. sonrasında bıraktım zaten. sonucu biliyorsan ve çok da süpergüçlerin yoksa zaten uğraşmak da saçmadır bir bakıma.

    vel hasıl, azcık ayıksan tam olarak bayıltılamamışsan, sersem sersem bakıyorsan ve anlamsızlıksa tek görebildiğin, git bi çay daha iç. ne bekliyodun ki ?
  • yazarın, başkaları için çalışacak yaşı geçtiğini, ama kendisi için yaşayacağı yaşların en güzel zamanlarında olduğunu dile getirmeye çalıştığı ifadedir.

    bir bakıma doğrudur da. ama mümkün mü?

    kendi açımdan baktığımda, bence ben en güzel yaşlarımdan birindeyim; ama bu en güzel zamanlarımın büyük bir çoğunluğunu, kapalı bir ofiste, başkaları tarafından bana yönlendirilen işleri halletmek için harcıyorum.

    halbuki dışarda yemyeşil bir doğa var; temiz hava, toprak, kuş cıvıltıları.. * iş dışında yapabileceğin bir sürü şey..

    tabi çalışmak da lazım, hep yan gel yat osman da olmaz.
    ama ben isteyince.. yani kendim için..
    kendi isteğimle yaptığım işle, insanlara bir fayda sağladığımı hissedebilmek için. kendi isteğimle icra ettiğim iş sayesinde para da kazanabilmek için.

    yani her türlü, yaptığın her neyse, seni tatmin ediyor olmalı; sana yaşadığını hissettirmeli ve hala genç olduğunu..*

    peki bu mümkün mü? çok sevdiğin bir işi yapıyorsan ve istediğin zaman mola verme hakkın varsa, evet!

    peki bu her kula nasip oluyor mu? hayır!

    sanırım sevdiğin işi yapabilme veyahutta yaptığın işi sevebilme şansın var; ama istediğin zaman mola verebilme şansın pek yok gibi. burda moladan kastım, istediğin zaman alıp başını gidebilme özgürlüğü; yıllık izinlere sıkıştırılmış molalar değil..

    e o zaman?

    o zaman şu:

    her ne kadar başını alıp gidebilme özgürlüğün olmasa da, kendi kendinle baş başa kalabilmek adına, ki yazar da aslında bunu kastediyor, eğer gereksiz koşturmacaları hayatından çıkarabilir, ve günün belli bölümlerinde kendine dönüp, 'napıyorum ben? nasıl hissediyorum? ne istiyorum?' diyebilirsen; belki bir şarkı açıp, beyninin içinde hayalinde olmak istediğin insana bürünebilirsen, şarkı bitene kadar hayalini yaşarsan; yani kendini dinleyip, kendinle konuşabilirsen biraz, belki bu kendini iyi hissetmene, genç kalmana yardımcı olur.*

    yani arada durmak gerek.. durup kendini dinlemek.. durup kendini dinlediğinde, durmadığın zamanlarda sana kendini nelerin iyi hissettirdiğini bulup, tekrar harekete geçtiğinde onları çoğaltmak, ve yine durup kendini dinlediğinde, sana kendini kötü hissettirenleri bulup, tekrar harekete geçtiğinde onları azaltmak* .. buna insanlar, eşyalar, aktiviler vb. her şey dahil..

    kendinden maksimum faydayı elde edebilmek için kendini minimize etmek denebilir belki de buna. bilemedim..

    not: iş bu entry, başlığın ve başlık sahibi yazar arkadaşımın yazdıklarının bende çağrıştırdıkları üzerine yazılmıştır. konu uçsuz bucaksız bir yere gittiyse affola ^_^

    özeleştiri:
    sanki konuyu biraz dağıttım, sonra da toparlayamadım gibi, ama olsun; dağıtmak için çok gencim, toparlamak için çok yaşlı..**
  • kesinlikle katıldığım önermedir,

    ilk 20-25 senen sınavdı, okuldu abuk subuk geçiyor,

    bir düzen kurayım, para kazanayım 30-35, zaten zaman bu yaşlarda turbo motor takip geçmeye başlıyor hoop 10 sene geçmiş,

    50 ye doğru gidiyorsun artık bir bakmışsın ki topla gel abi modundasın, hayat çok kısa vesselam.
  • mezarda emeklilik forever!
  • çalışmak için çok yaşlı olmayı bir almana, ölmek için çok genç olmayı da pesimist nihilistlere sorduğumuzda her ikisinden de aksi yönde dönütler alacağımız argüman.

    şahsen hiçbir şey için ne erken ne de geç olduğunu düşünüyorum. pes ettiğiniz zaman çok geçtir, üşendiğiniz zaman da çok erkendir o.
  • (bkz: emeklilik)