şükela:  tümü | bugün
  • phil collins de gruptan ayrildiktan sonra kalan iki elemanin yanina ba$ka birini daha alarak bikac sene once cikardiklari son genesis albumu. (bkz: at gitsin cope)
  • zannimca hic de fena bir albüm degildir. ayni adi tasiyan parcasi güzeldir özellikle. alisilmisin disina cikinca yadirganiyor memlekette, halbuki toto 'ya bakin, her sene vokali degisir tas gibi. bir kisi de cikip mizikcilik yapmiyor. zaten adami da küstürmüsünüz..

    (bkz: ray wilson)
  • 1997 yapımı genesis albümüdür. bu albümü genesis fanı olup iki grubun beğenmemesi normal karşılanabilir. birincisi tabi ki peter gabriel fanı olanlar ve ikincisi asıl steve hackett'tan sonra genesis'in çöküşe geçtiğine inananlar (bunların arasında ben de varım). bu iki grup haricinde duke ve abacab'ı sevenleri de hadi ayrı tutalım. ama sen gidip 1983'e kadarki genesis'i bir nevi yok sayabiliyorsan, invisible touch aslında iyi genesis albümüydü yok we can't dance şöyle iyiydi vs diye genesis ruhuyla özdeşleştirmeyi miden hazmedebiliyorsa arkadaşım bu albümü de kötüleyebilirsin. şaşırmam.

    bence ray wilson gayet iyi iş çıkarmış. 1978'deki dönüşümlerinden çok daha güzel bir dönüşüm sayılabilir bu 1991'deki we can't dance'a göre. birkaç albüm daha bu kadroyla çıkarsalarmış keşke...
  • bana kalırsa genesis'in en iyi albümü. aynı albüm içinde aynı adı taşıyan şarkı da en iyi şarkısı. ha daha da iyi olan bi şey varsa o da gruptan ayrıldığı zaman phil collins'in tek başına çıkardığı albümlerdir. zaten bu grup içinden sivrilerek tek başına iş yapan adamların hepsi gruplarından daha iyi müzikler yapıyor. örnek vermek gerekirse george michael wham'den iyiydi, sting the police'ten, hatta hatta justin timberlake te nsync'ten.. galiba bir tek mfö, mazhar alanson'dan daha iyi*
  • adam ne kadar saçma yorum yapabilirse yapmış. yok miden hazmedebiliyorsa, yok şöyleyse, böyleyse. sana ne arkadaşım sen otorite misin? hazmediyor benim midem, ben peter gabriel' li dönemi de hatmettim ama phil collins' li dönemi seviyorum. otur we can't dance' i kötüle aq salağı. bu dinazor progculardan gına geldi yemin ediyorum, her yerdeler adamlar. isteyen, istediği dönemini dinler bu grubun. her dönemi de ayrı güzeldir. oturup zevkleri tartışacağına daha fazla grup dinle, takılıp kalma aynı şeylerde, mutsuz etme kendini de etrafını da. hadi bye.
  • genesis, peter gabriel'ın ayrılışından sonra phil collins'in liderliğinde kendisini rock dünyasına kabul ettirebilmiş bir gruptur. tabii peter gabriel dönemi hayranları topluluğun devamına burun kıvırmıştır, o ayrı konu. bunun nedeni progressive rock müziğinden phil collins'in önderliğinde biraz uzaklaşılmasıdır.

    phil collins grubu 1996 terk ettiğindeyse mike rutherford ve tony banks'in genesis olarak pes etmeye niyetleri olmadıkları için gruba solist olarak ray wilson'ı alırlar. calling all stations albümü kaydedilir. bana göre hiç fena albüm değildir. mike rutherford yeni vokalistleriyle bambaşka bir havaya büründüklerine dair açıklama yapar.

    aslında albümün tutmamasının püf noktası da burasıdır. zira calling all stations bambaşka bir havaya bürünülen değil, phil collins döneminin yeni bir solist ile devam ettirilmeye çalışılmasıdır. böyle de olunca albüm her ne kadar iyi olsa bile hayranlar tarafından pek kabul görmemiştir. ray wilson ile progressive rock türüne yeniden birazcık yaklaşılması dahi calling all stations'ı kurtaramamıştır.

    açıkçası ray wilson albümlerini seven biri olarak calling all stations benim ilgimi çeken bir çalışmadır. ama dikkati çekmesinin nedeni genesis albümü olmasından çok iskoçyalı solistin kariyerinin bir parçası olmasıdır.