şükela:  tümü | bugün
  • bill watterson'un 10 yıl çizdiği, sonra da "yeter" d,yerek bıraktığı bant kahramanları. ayrıca calvin ve hobbes'un bill watterson'un isteğiyle herhangi bir yan ürününün de üretilmemesi (yasal olarak) harika bir olaydır.
    -peanauts, garfield ve diğe çoğu çizgi karakterin yan ürünlerinden bir dünya para kazanıldığı düşünülürse bill efendi gözümüzde bir kat daha yükseğe çıkar.
  • uzun süredir masaüstümde duran bir strip, patronların abuk sabuk isteklerine gülebilmemi sağlamaktadır.

    calvin küvette. annesi de küvetteki suyun sıcaklığını ayarlamak için bir sıcak bir soğuk suyu açmaktadır.

    calvin: the water's too cold!

    anne sıcak suyu açar.

    calvin: now it's too hot.

    anne soğuk suyu açar.

    calvin: now it's too cold.

    anne tekrar sıcak suyu açar.

    calvin: now it's too deep.
  • ortaokula yeni başlamışım..
    bir pazar öğleden sonra, kuğulu park'ta simit yiyoruz babamla. birazdan annem gelecek, kağıt helva da getirecek. bir bakıyorum istediğim calvin and hobbes kitabını almış, uzatıyor. "oğlum hafta içi derslerin aksar diye vermedik, artık istediğin kadar okuyabilirsin" diyor. ben akşama kadar kafamı kaldırmadan sayfaları yavaşça geçiyorum, yüzümde hep bi tebessüm, bazen katılana kadar gülüyorum, babam "dışarıda sesli gülünmez" diyor; biraz susuyorum sonra yine koyuveriyorum kahkahayı. o kadar gülünecek ne var bilmiyorum ama, şimdinin umut sarıkayası neyse o an o öyle benim için.. neyse, gitme vakti yaklaşırken, ben sırıta sırıta okurken, güneş yüzümüzü sırtımızı iyice ısıtmışken, annem başımı okşarken, babam kuğulara simit yedirirken, birden -iki saniye sonra geri dönmek üzere- onbeş yaş yaşlanıyorum. kitabı kapatıp etrafıma bakınıyorum, farkediyorum, çok mutluyum. hayatımın en mutlu anlarımdan birini yaşıyorum. farkediyorum, bundan sonra çok sık bulamayabilirim böyle anları. anneme sarılıp koşuyorum biraz. ilerde babama arkadan sessizce yaklaşıp gıdıklamaya başlıyorum. o da beni havaya kaldırıp suya atar gibi yapıyor. sonra gidiyoruz eve doğru.. evde sadece huzur var o akşam. yemekten sonra yatağa girip, yorganı üstüme çekip şu bi milyonluk, ucu yeşil metal fenerimle kitabı okumaya başlıyorum. uyuyakalıyorum sonra. en güzelinden bir uykuya..

    ***

    birkaç ay kadar önce, sabaha karşı eve giriyorum. fazla ses çıkarmamam lazım, o yüzden yavaş adımlarla ilerliyorum. hala sarhoş olduğumdan biraz zor ses çıkarmamak. sağa sola çarpıyorum hep. girişteki aynada kendimle göz göze geliyorum, kan biraz durmuş. açılan kaşımda üç dikiş var, canım acımıyor ama. dolabı açıp bir bira daha alıyorum. camın kenarındaki koltuğa oturuyorum, hesapta dışarıyı seyredip düşüncelere dalıcam. gece sessiz, ağaçlar kıpırtısız. sikeyim gecesini de ağacını da diyip odama çıkıyorum. basınç biraz azalsa da, ruhum hala daralıyor. ne yapmam lazım, eğlenceli bir şeyler izlemem lazım. gir f:>diziler>family guy>season 3 rastgele bir bölüm sonra, gülmüyor muyum hala? bikaç bölüm daha.. hala? yok. uyusam en iyisi sanırım. kütüphanede bitiremediğim efrasiyab'in hikayeleri.. bu kafayla okuyabilir miyim ki? denerim en azından. başım da ağrımaya başladı biraz. kitaba uzanmamla üstteki dolaptan bir kitaplar grubu intihar etmeye karar veriyor. neredeyse hepsi yere, bir tanesi de yatağa düşüyor. calvin and hobbes. elime alıyorum, kapağı çeviriyorum, ilk sayfa: "bugün çok eğleniyordun yavrum. umarım hayatın boyunca böyle gülersin hep. biz hep yanında olacağız. seni çok seven, annen&baban, mart 1996" ikinci sayfaya geçmiyorum bile. yatağın içine girip kafamı yorganın altına sokmuyorum. kitabı kütüphaneye koyup aşağı iniyorum. uyumaktan vazgeçtim, benim artık sızmam lazım. evde ne varsa içmeye başlıyorum. sızmak için. uyandığımda son olanları hatırlamıyor beynim. yatağımdayım, karşımda iki şaşkın insan, "oğlum ne oldu suratına?" diyor annem, "hatırlamıyorum" diyorum. babam bağırıp çağırmaya başlıyor, ne kadar sorumsuz biri olduğumu, içip içip sapıtan bi serseri olduğumu falan söylüyor. ben gerekçe olmayacak şeyleri bir bir sıralayıp üste çıkmaya çalışıyorum. basıp gidiyorum evden sonra. sahilde yürüyorum. niye bu kadar kat kat giyinmişim ki yatmadan? üşüdüm heralde. üstümdeki hırkayı çıkarırken cebinden bir kağıt parçası düşüyor. düzgünce katlamışım. kitabın ilk sayfasının altına iğrenç bi yazıyla ekleme yapmışım: "ben de sizi çok seviyorum, nolur benim için endişelenmeyin, her şey çok güzel olacak..." buruşturup suya atıp kağıt parçasını, markete doğru yürümeye başlıyorum.

    -chivası 60a bırakır mısın taşkın abi?
    -sana bırakırım kardeşim
    -peki hayat bizi rahat bırakır mı taşkın abi?
    -efendim?
    -yok, teşekkürler dedim. bi de kısa malboro versene.
    -vereyim kardeşim. sahile mi gidiyonuz gene içmeye?
    -tek gidiyorum ben. gel sen de istersen?
    -bırakamam ki dükkanı. afiyet olsun aslanıma. başka zaman belki.
    -başka zaman abi.
  • hobbes: do you have an idea for your story yet?
    calvin: no. i'm waiting for inspiration. you can't just turn on creativity like a faucet. you have to be in the right mood.
    hobbes: what mood is that?
    calvin: last minute panic.
  • calvin: i've decided i want to be a millionaire when i grow up.
    dad: well, you have to work pretty hard to get a million dollars.
    calvin: no, i won't you will.
    dad: me?
    calvin: i just want to inherit it.
  • - you know, i don't think math is a science. i think it's a religion. all these equations are like miracles. you take two numbers and when you add them, they magically become one new number! no one can say how it happens. you either believe it or you don't. this whole book (calculus) is full of things that have to be accepted on faith! it's a religion!
    - as a math atheist, i should be excused from this.
  • calvin: every saturday i get up at six and eat three bowls of crunchy sugar bombs. then i watch cartoons till noon, and i'm incoherent and hyperactive the rest of the day.
    hobbes: does it work?
    calvin: no brothers or sisters so far!
  • [calvin gunes gozlukleri takmis, bir agaca yaslanmis, bosluga marlon brando bakislari atmaktadir]
    hobbes-what are you doing?
    calvin-being "cool".
    hobbes-you look more like you're being bored.
    calvin-the world bores you when you're cool.

    edit: gunes gozlugu yokmus, ayipli okur'a tesekkurler.
  • bill watterson 94te calvin'i çizmeyi bıraktı.
    calvin'in de hobbes'un da isimleri gerçekten yaşamış filozofların isimleridir.
    çizmeyi bırakmadan önce 12 sene gibi çok uzun bir süre çizmiştir.
    kendisinin karikatür temalarının amerikan halkına nasıl olurda bol gelmediği anlaşılacak gibi değil.
    dinazorlar çizer arada. calvin kendisini dinazor olarak hayal ederek evin içinde dolaşır mesela.
    ama jurassic park vizyona girince dinazor geldi mertlik bozuldu edasıyla uzunca bir süre hiç dinazor çizmemiştir calvin'de.
  • calvin yatarken "yatağımın altında hiç canavar var mı?" diye sorar, yatağın altından da "yok, hiç yok" diye cevap gelir, olaylar gelişir...

    calvin: any monsters under my bed tonight?!
    monsters: nope! no! uh uh!
    calvin: well, there'd better not be! i'd hate to torch one with my flame thrower!
    hobbes: you have a flame thrower?
    calvin: they lie, i lie.