şükela:  tümü | bugün
  • yazık lan adamın hala ülkeden umudu var.
  • edit: değerli dostumuz anlaşılan biraz hırpalanmış. çünkü biz oturduğumuz yerden yargılamayı o kadar çok severiz ki... kendisi bana ulaşıp aşağıdaki sözleri paylaşmamı rica etti.

    "güzel mesajlarınız için teşekkür ederim. aslında bizim niyetimiz mahalli olarak yetkili kişilere ulaşmaktı. video çekilmesini hiç istemedim, sadece bir sayfa röportaj verelim dedim ama gazeteci büyüğüm çok ısrar etti. ben de onu kıramadım. bunun bu kadar büyüyeceğini tahmin etmemiştik. bir iki şeye cevap vermek istiyorum:
    1. asla iyi bir akademisyen olduğumu iddia etmedim. sıradan bir elektrik mühendisiyim. yalnızca iyi bir gözlemci olduğumu düşünüyorum.
    2. bilimadamı değilim, sadece araştırmacıyım. yaptığımız işler de öyle atomu parçalamak filan değil. diğer çoğu akademisyenin yaptığı gibi excel de grafik çiziyoruz.
    3. ülkemizde çok değerli hocalarımız var. memur zihniyeti derken onları asla kastetmedim. kimleri kastettiğim az çok belli.

    bugün bana gelen bazı mesajlar şunlar:
    -israyil dölü
    -ermeni dölü
    -fetöcü pezevenk
    -ilgi mi istiyorsun lan köpek..
    vs...

    arkadaşlar benim ünlü olmak, takipçi toplamak gibi bir niyetim yok. yazarlardan bir tanesi postdokların geçim sıkıntısı çektiğini söylemiş. evet kıt kanaat geçiniyoruz. o yüzden ne avukat tutacak ne de bu işlerle uğraşacak param yok. sizlerden ve sözlük idaresinden ricam bu başlığı ve benim adıma olan diğer başlığı silmeniz.
    röportajı verdiğim için çok pişmanım. o kadar huzursuzum ki bugün işe bile gidemedim. lütfen bu isteğimi yerine getirin.
    şimdiden çok teşekkürler."

    adam yıllarca okumuş etmiş kendini geliştirmiş. enerji alanında ogretim gorevlisi olarak calisiyor. şimdi yurt dışında önemli üniversitelerde bir yerlere gelmiş, çalışmalar yapıyor. bir yandan da milli kimliğini ön plana alıp ülkesinin de büyük sorunu olan enerji alanındaki avrupa çalışmalarına katılımı için çabalıyor ama gel gör ki destek yok. izlerken ülkenin haline içim acıdı. zaten bildiğimiz şeyler ama işte duyunca insan yine de üzülüyor.

    edit 2: arkadaşlar ben video linkini yaşanan üzücü hadiseler üzerine kaldiriyorum. elimden gelen bu oluyor. başlığı açarken bu kadar saçma bir noktaya gelebileceğini tahmin etmemiştim. yahu adamı irdelemeyi bırakın da söyledikleri doğru mu yanlış mı bir düşünün. ülkenin eğitim sistemi saçmalamış durumdayken bu sözler ne kadar uzak gelebilir.
  • 27 dakikalık dram çekmiş adam tek başına. trajikomik ya cidden. olacak o kadar skeci gibi. buraları okuyorsundur belki hocam; kendini bu açık hava tımarhanesinden kaçıp kurtardığına seviniyorum, elinden geleni yapmışsın ama biz dünya lideriyiz, duble duble yollarımız var. ilgilenmiyoruz böyle şeylerle, teşekkür ederiz. yolun açık olsun.
  • türk bürokrasisinin ve akademisinin halini çok güzel özetlemiştir. fakat ne yazık ki kendisinin de dediği üzere, ironik bir biçimde, bu ülkede insanlar halinden memnun. dolayısıyla anlattığı sıkıntıları anlayabilecek kapasite yok karşı tarafta. sosyal bilimlerle ilgilenen biri olarak şunu söyleyebilirim. bu sıkıntılar tarihsel olarak çok gerilere sirayet ediyor. öyle akp'nin gelmesi ile başlamış bir durum değil. haliyle ülke insanının içine işlemiş bu tembellik ve vizyonsuzluk.

    ''araştırma projeleri ve toplantılar için türkiye'den geliyorlar tabi, fakat toplantıya katılmıyorlar. şehri gezip, fotoğraf çekip geri dönüyorlar.''

    ''türkiye'de ay başından ay başına maaşını almayı bekleyen memur zihniyetli bir akademi anlayışı var.''

    ne denir ki.
  • haklı noktaları olan ancak onun dışında kişilik olarak ve söylediklerinin birçoğunun palavra olduğu akademisyen beyanıdır.

    kendisi ile 2014 isgt konferansında istanbul'da * itü'de tanışmıştık. söylediği gibi gençler olarak kendisinden bilgi almak ve yorum almak istiyorken bize boynundaki morluğu gösterip " sikişten geldim sikişe gidiyorum şimdi" diyerek konferansta sadece bir gözüküp gitmiştir. alabildiğimiz tek tavsiye * "karıların götünün arasına nutella sürmeyi teklif edin deli oluyorlar" olmuştur.
    küçük bir ekleme: 450 akademisyen bulunan konferansta mazeret belirtmeden kendi kısmı dışında katılım göstermeyen 2 kişiden biriydi kendisi.

    bu noktaya kadar kendisine gelen genç akademisyenlere verdiği tavsiyeler bunlardı. kendisinin türk yok dediği ortamlar için de ayrı ayrı kanıt gösterebilirim ancak tek bir link tüm dediklerini yalancı çıkaracaktır.

    http://sites.ieee.org/…4/10/isgt_2014eu_booklet.pdf

    burada gördüğünüz gibi kendisi itü'deki bir etkinlikte (sayfa 49) makale yayınlamış ve o da ne düzenleyen sayın hocamız pes (power & energy society) genel başkanlığı yapıyor. kendisinden iki dönem sonra yine bir türk hocamız bayrağı kendisinden aldı. yani söylediklerinin tek mantıklı açıklaması kendisinin iktidara yanlamak için böyle bir konuşma yapmış olmasıdır yoksa bu kadar açık ve net bir yalan söylenemez.

    son olarak hibe konusunda h2020 veya ufuk2020 için birçok okul firma vs büyük bir uğraş ile başvurup kabul almaya çalışıyor isteyenler açıp internet sitelerinden görebilir.

    evet dediği gibi eksik durumdayız evet bürokrasi ve siyaset engel ve evet yarını bile düşünmüyoruz ama mücadele etmeyen yok demek hem de bunları yapmış bir insanın açıkça yalan söyleyerek bunu söylemesi iftiradır.
  • idealist bir akademisyenin dramını dile getirmesidir. fransız bir kişiyle tartışmasını çok güzel aktarmış ve oradan da milli eğitimin eğitim anlayışına çakmışır. "paranı finlandiyadan alıyorsun, neden türkiye için çalışma yapıyorsun? bu hiç profesyonelce değil." diyen fransıza refleks olarak "ben profesyonel değilim, türküm" demiş fakat peşine de "milli eğitim sistemimiz sağolsun bizi çok muhafazakar ve milliyetçi yetiştirdi, benim tercihim bu şekilde olmak değildi, buna da üzülüyorum" diyerek aslında verdiği refleks tepkinin de ne kadar manasız olduğunun farkında olduğunu anlatmıştır. doktora tezinden daha çok bizim bakanlıklara ve bürokratlara yazı yazmış. hep talep etmiş hep reddedilmiş. "dram nedir?"in cevabı olmuş.

    edit: red cevabı aldığını söylemişim fakat varanus gouldi sağolsun uyardı, red almamış cevap alamamış.
  • türkiye'deki memur zihniyetinden, araştırma yapmayan ve zar zor doktora öğrencisi alan akademisyenlerden, yabancı dil bilmeden yurt dışına seminer diye gidip sadece şehri gezip geri dönenlerden, diğer ülkeler 2070'lerin enerji planlarını yaparken bizim anca akşam yemeğinde ne yiyeceğiz onu düşünmemizden, mısır'dan japonya'ya bir sürü ülke milyar dolarlık projelerden hibeleri kapışırken bizim bir temsilci bile yollamamamızdan, o kadar yazmasına rağmen cevap vermeyen bürokratlardan, bakanlardan, üniversitelerden, enerjide rusya'ya bağımlı olmamızdan, finlandiya 2030'a kadar rusya'dan bağımsız enerji planını yaparken bizim yan gelip yatmamızdan, sürekli büyüyen cari açıktan, cahillikten, bilgisizlikten, plansızlıktan, tembellikten, ilgisizlikten ve vizyonsuzluktan iyi dem vurmuş, iyi de yapmış.
  • ulan bari bedava tatil ayağına amca oğlunuzu falan gönderseydiniz. aklında iki kelime kalsa kardır.

    siyasetçilerin halka hizmet etmediğini, halkın siyasetçilere hizmet ettiğini gösteren milyonlarca vakadan biri. hiçbir siyasetçi af edersiniz sikmediği eşeğe ot vermiyor. uzun vadeli planlamaların oy olarak geri dönüşü olmadığı için takan eden yok.

    kardeşler kıraathanesinin 1670. şubesinin açılışına giderek iki saat konuşma yapıp kendini şakşaklatan bakanlar bu akademisyene ayrılacak yarım saati çok görüyorlar.

    bizim mallar da reis, kılışdar diye birbirini boğazlıyor hala.
  • 14. dakikadayım içim şişti, üniversitelerden, hocalarından, devletin hantallığından silkeleyen bir konuşma.
    ---------------------------------
    hocaların kendi çabasıyla devletten maaş almadan dünyadaki gelişmeleri yakından takip ederek proje ödenekleri alıyor, bu parayla 30'a yakın doktora öğrencisi alıyor böylece bilimsel olarak ülkesine katkısı oluyor.

    bizim ülkemizde ne oluyor 1-2 öğrenci alıyor, rica minnet.onlarda maaşı devletten bekliyor. kendileri ellerini taşın altına sokup gideyim bir proje yapayım ödenek getireyim diye dertleri yok. bu tembellikten ve memurlaşmaktan oluyor.
  • 11 yılını türkiye'de akademisyenliğe verdikten sonra yurtdışına kaçmış biri olarak ropörtaja ekleme/düzeltme gereği hissettiğim birkaç nokta olacak.

    akademisyenlere de yükleneceğim ama onlara yüklenmeden önce idealist akademisyenlerimizin hemen hemen çaresiz olduğunu bilmenizi isterim. bu konuda akademisyenlere gelmeden politikalar üstünden bazı engelleri anekdotlarla açayım

    1. vizyonsuzluk
    bu ülkenin bakanı çıktı ve şu iki cümleyi kurdu:
    (bkz: biz ara eleman ülkesiyiz mucit çıkaramayız)
    (bkz: üniversiteler fizikçi değil pastacı yetiştirsin)
    ve gerçekten ülkenin politikası 2000'lerin sonlarından itibaren bu. ötesi değil. bu ülkenin kendi bilimcisine, kendi eğitimine saygısı ve güveni yok.

    türkiye'de proje başvurularının yapılacağı temel kurum tübitak'tır. bir iş arkadaşım uluslar arası bir proje için tübitak'a başvurmuştu 4-5 yıl önce. projenin taraflarını şöyle listeleyim:
    -imperial college london (prone yürütücüsü - üniversite sıralaması hem qs hem times ölçeğinde dünya 8. )
    -mcgill university (kanada'dan, üniversite sıralaması qs ölçeğinde 32., times ölçeğinde 42.)
    -kral fahd üniversitesi (suudi arabistan'dan, üniversite sıralaması qs ölçeğinde 173., times ölçeğinde 400.)
    - bizim universite, adını vermeyeyim ama yine ilk 1000 içinde bir üniversite ama şu gruba bakıldığında en zayıf halka

    bu üniversitedeki insanların bir araya gelmesi başlı başına büyük bir olay, bu bir araya gelen insanların bizim üniversiteden birilerini beğenerek kabul etmesi ayrı bir onur, projenin çapı küresel, 3 kıtaya yayılmış milyonluk proje. yapılması gereken her üniversitenin ulusal bilim kuruluşundan gerekli izinleri alması. bu işi ingiltere, kanada ve suudi arabistan halletti ve 3 ay türkiye'yi, tübitak'ı beklediler. ve sonunda tübitak reddetti. gerekçesi ise 'imperial college london bir üniversite değildir, kolej düzeyinde bir kuruluşun yönetici olacağı projeleri kabul edemeyiz'. türkçe mesali ise 'biz baktık, üniversitenin adında universite kelimesi geçmiyor, college diyor. üniversitenin dandik olduğuna karar verdik'. bu şekilde, bizim üniversite büyük bir projede saf dışı kaldı, bizim akademisyenimiz projeyi alamadı, bir sonraki yıl doktora öğrencisi de alamadı.

    bilim kurulunun tepesine hayvanat bahçesi müdürü gelince böyle oluyor.

    2. kadrolaşma

    bunun dışında yandaşlık ve kadrolaşma da unutulmadı. üniversitemize 2012 yılında cemaatten olduğu iyi bilinen bir rektör atanmıştı. yandaşlara karşı idealist, yandaş olmayan kişilerin işlerinden atıldığı yıllar yaşadık. beni de kovmuşlardı; kapıdan kovdular ve bacadan girdim. kendi tanıdıkları için bir kadro açmışlardı ama tanımı biraz geniş bırakmışlar. sınav puanlarım ondan yüksek olduğu, hatta onu ikiye katladığı için girebildim.benden sonra akıllanarak adrese teslim, 20 anahtar kelimeli kadro çıkardılar. öyle ki araştırdığınızda dünyada o konuların hepsini çalışmış sadece 1 kişi bulunabiliyordu. kadroyla birlikte kara listeye de girdim.

    senede en az bir yayın koşulumuz vardı, ki makul bir beklenti. normalde yurtdışındaki meslektaşlarımız haftada en fazla 6 saat derse girerler. yukarıdaki videoda da ne diyor, 'ayda bir dersime girer, zamanımı araştırmaya ayırırım' diyor. benim ve yandaş olmayan meslektaşlarıma her dönem için haftada 17 saat ders yükü verildi. 17 saat yük demek lise öğretmeni gibi çalışmak; derse hazırlanmaktan ve sınav okumaktan hiçbir şeye zaman bulamamak demek. kendi yandaşlarının ise 3-6 saat dersleri vardı. ki şunu söyleyeyim, verilen derslerden birine hoca girerek 'ben bu konuyu bilmiyorum, bu dersle ilgili bilgim yok. ben iyisi mi size matlab anlatayım' demişti.

    bunun dışında yandaşlara hiçbir idari iş verilmezken, bize komisyon üstüne komisyon işi verildi ve sekreter/memur işleri yapmaya başladık. örneğin, ayda 3 günümüzü '1000 tane defteri numara sırasına dizme' gibi işler yaptık öğretim görevlileri ve yardımcı doçentler olarak.

    davalar tavan yaptı. gerek rektörlüğe, gerek dekanlığa açılan dava sayısı 1000'i geçmişti en son da, hangi yargı bağımsız ki. ilk davalar kazanıldı, o davadan öğrendikleri ile olmayan gerekçelerini güçlendirdiler. bu mobbing'in sonunda bir yayınını en dandik konuda, en kısa şekilde çıkaranlar oldu. ben onlara pabuç bırakmamak için bir projeye dahil oldum ve günde 3 saat falan uyuyarak işleri yetiştirdim. yıllık izinlerimin bir kısmını evde çalışıp bekleyen iş kuyruğunu eritebilmek için kullandım.

    şunu da belirtmek gerek. kadrolaşırken aldıkları birkaç insan gerçekten değerli idi. kadrolaşma olmasa bile alındığı kurumların şanslı olduğu insanlardı ama onlar dışında tanıdık kim varsa topladılar. ilk ifadeleri 'stanford mezunlarına layığız' idi; fatih üniversitesi'nden kaçanları topladık. hayaller stanford, hayatlar fatih.

    15 temmuz'dan sonra cemaatçi yönetim çok korktu ama başlarına hiçbir şey gelmediği gibi yerlerinde daha sağlam duruyorlar. sendikaya üye solcu arkadaşlardan bir kısmı atıldı.

    3. amerika kutsiyeti

    şu anda bir senedir orada çalışan biri olarak üniversitelerin iyi olduğunu inkar etmeyeceğim ama açıklamamı şöyle yapayım.

    bu arada hükümetin de amerika kutsallaştırma projesi denk geldi. buradan akademisyen olacaklara (sayısal alanlarda, özellikle mühendislik için) en büyük tavsiyem: sakın türkiye'de doktora yapmayın! gidin, amerika'nın hakkari'sini bulun. herhangi bir sıralamaya girmeyen o üniversitede doktora yapın. odtü mezunundan kat kat değerlisiniz. iki aday başvurmuştu işe. biri odtü mezunu, bir diğeri amerika'da herhangi bir sıralamaya bile giremeyen bir üniversite. türkiye'deki eş değerinin yeni kurulan üniversitelerden hallice olduğu bir üniversite. amerika'dan gelen 'onun ufku açıktır, odtü'lünün ufku dardır' denerek reddedildi.

    barcelona politeknik'te doktora yapan bir arkadaşa 'tatil yapmışsındır sen orada, o doktoradan sayılmaz' dendi; 'avrupa üniversiteleri vizyonsuz', 'ingiltere'den geliyorsa, dikkat edin, londra'dan başka bir yerden gelmesin'ler kendi kulaklarımızla yök yetkililerinden ve rektörlükten duyduğumuz ifadelerden bazıları. şu 4-5 sene içinde sayısız görüşme gerçekleştirildi ve bakış açısı bu. doktoranız türkiye'dense ve yandaş değilseniz, sümükten farkınız yok, haberiniz olsun. belki sözel bölümlerde durum değişebilir, bilmiyorum.

    4. endüstri işbirlikleri yetersizlikleri

    yurtdışında ya firmalar üniversitelerden yardım isterler 'bakın da, şu sistemimizi geliştirelim' diye ya da üniversite firmaya 'sizin için şunu yapacağız' diye teklifle giderler. zorlukları vardır tabii ama illa bir firma ile anlaşılır, bir proje yapılır. türkiye'de ise firmalar sizden nefret eder. 'üniversiteden gelip bizi dağıtsın mı' derler. bunun nedenleri bazı firmaların yurtdışı kaynaklı olması ve gerekli danışmanlığı yurtdışından almaları, bazı firmalarınsa günü kurtarmaya çalışması ve geliştirmeye ayıracak kaynağının olmamasıdır. son birkaç yılda destek isteyen ve bilinçli firma sayısı arttı. örneğin, borusan üniversite ilişkilerini çok güzel tutan bir firmadır. aynı şekilde teknokent, teknopark firmaları üniversite yardımına sıcak bakar. bu konuda çok teşvik de vardır ama firmalar bu teşviğe yanaşmaz.

    zaten az sayıda proje gerçekleşir, o projeler de üniversiteye geldiğinde herkes birden atlar 'allaaaah' diye bağıra bağıra. yani, videoda söylenen 'herkes projesini yazıyor ve oradan alıyor, bizde devletten bekliyorlar'ın altında bu yatmaktadır. proje desteği ya tübitak'tan ya firmadan gelecek. tübitak ezan okuyan saate teşvik veriyor ancak; firmalar 'şimdi seninle uğraşamayız' diyor. firmalar ar-ge'ye değil, 'şimdi birkaç ay içinde bu bana ne kazandıracak'a bakıyor. e bu bilimci kirasını ödeyecek, geçinecek. proje koşulları türkiye'de çıtır çerez değil. nereden parasını beklesin?

    bu konuda son yıllar için tübitak'ın hakkını yememek lazım. sağolsun teydeb gibi programlarla işbirliği yapmaya adeta 'razı olan' firma sayısı arttı. biraz daha proje çıkıyor. ancak burada da ilk madde olan vizyonsuzluğa geri dönüyoruz; tübitak inovatif projeleri 'ayağı yere basmayan', 'hayalperest' projeler olarak görüyor; ancak somut ve kısa dönemli kazancı kanıtlayabiliyorsanız, projeyi alma şansınız artıyor. haliyle bir noktadan sonra vizyonsuzluğu yol olarak belirlemek zorunda da kalabiliyor akademisyenler.

    "maaşı devletten almıyorlar, projeden çıkarıyorlar" reçetesi, aynı bütçe ile acun'un bir yapımının reklam arasında reklam verince mutlu olan endüstri zihniyeti bir arada ile olamıyor maalesef. maaşı devlet vermezse, firmalar ve tübitak hiç vermez. var olan projeye pirana gibi üşüşülüyor, kendilerinin yarattığı da yandaş değilse reddediliyor. bu açmazda akademisyenlerin altından devlet güvencesini çekmek, korsan gemisinden köpekbalıklarına atmakla aynı şey.

    bu konuda tübitak'ın 40 yılda bir yaptığı doğru işlerden biri de bol bol proje programı ve destek açmaları oldu. eski akademisyenlerin proje tecrübesi hiç yok ve yeni öğrencilerini nasıl yönlendireceklerini de bilmiyorlar maalesef. projeleri değerlendiren ekip de %80 oranında 'dinozor' ayarında, en son 1980'de kendine bir şey katmış akademisyenler. değerli bir hocamız, 2008 yılında 'enerji kojenerasyonu' konulu bir proje ile başvurdu ve o zaman o değerlendirme kurulu adını duymadığı için reddetmiş. gerekçeden bu net bir şekilde anlaşılıyor. şimdi ise türkiye'ye girdi o konu, yavaş yavaş değerli oldu ama türkiye geç kalıyor. tübitak son 3-4 yılda değerlendirici havuzunu güncelledi ve genç başarılı akademisyenleri de ekledi ama hala çok kör topal yürüyor proje başvuruları.

    kaldı ki tüm bölümleri buna zorlamak anlamlı değil. teorik çalışmaların da bir yandan tam gaz ilerlemesi gerek ama ülkemiz 'fizikçi değil, pastacı' aradığı için proje almamak da o kadar önemli değil.

    5. şimdi akademisyenlere gelebilirim.

    bu kısmı aslında videoda bol bol açıklanmış. geçen sene slovenya'ya bir konferansa gitmiştim bir öğrencim ile. aynı uçakta bir meslektaşım da vardı. meslektaşımı bedava öğle yemekleri ve kendi sunumu dışında hiçbir oturumda görmedim. bu arada kendi sunumundaki oturumda da kalmadı, sunumunu yapıp diğer insanların sunmasını ve ara verilmesini beklemeden sınıftan çıktı. eşiyle birlikte gezdi. ata binmiş, rafting yapmış; fotoğraflarını facebook'ta gördüm. bu adam bu konferansa gelmek için devletten, bir devlet üniversitesinden 3000 tl ödenek aldı. devletin, sizin vergilerinizin parası ile geldi ve tek bir oturuma tamamen katılmadan gezdi. bu adam sizin 3000 tl'nizle gezdi ve bu gezen tek insan değil. bazı üniversitelerde 1500'den fazla akademisyen var, 200'e yakın üniversite de vardır. türk tipi akademisyen oranını ve bunların her birinin senede 3000 tl'nizle gezdiğini düşünün. 1000 kişi olsa en iyi ihtimal 3.000.000 tl eder. bu kadar vergiyi birilerinin gezmesi için verdik, verdiniz.

    bu arada konferans ödeneklerine karşı değilim; bunun çözümü 'konferans ödeneklerini kaldıralım, geziyor bunlar' değil. hemen hemen her konferanstan aydınlanarak çıktım, onlardan öğrendiğim konularla araştırmama devam ettim. geçen sene gittiğimiz konferansta çok güzel networking yaptık ve ben ülkeyi terk etmeseydim ortak projelere başlayacaktık. konferans bittikten sonra yıllık iznimin birkaç gününü o ülkede harcar, o zaman gezerdim, ki o günler için zaten ödenek olmazdı. düzgün ve amacına uygun kullanıldığı sürece konferans ödenekleri veya benzer ödenekler önemli ve büyük yatırımlardır.

    bu dediğim adamı mesai saatleri içinde okulda bulamadığınız gibi, arasanız da 'işim var, gelmedim' diyor. ayrıca öğrencinin birini 'çıkışta döverim' diyerek tehdit ettiği için çakma bir disiplin kurulu toplandı ve 'bir daha yaparsan kulağını çekeriz' uyarısı aldı. hocayı her şartta haklı bulan ve öğrencinin derdini dinlemeyen sistem de, bu politikanın ve kültürün ürünüdür.

    bu insanın giriş hikayesini anlatayım. bu adamın puanları doktoraya yetmiyordu ve başvurusu reddedildi. sonra rektörlük 'bu adam öyp ile geldi, alın' diye bir yazı gönderdi. bölüm 'puanı yetmiyor, bu nedenle reddettik, istemiyoruz ve standartlarımızı karşılamıyor' dedi. sonra rektörlükten yeniden bir yazı geldi 'bu arkadaş değerli bir akademisyen olacaktır, programınıza kaydedilecektir' diye ve zorla kabul edilmiş oldu. şimdi ise kadrosunda çalışıyor.

    akademisyenler bir ayaksa, idealist akademisyenin ağzına eden politikalar da bu işin başka bir ayağı. her iş 'körler sağırlar, birbirini ağırlar' misali birbirinin küçük başarılarını pohpohlayarak ilerlemeye çalışıyor.
hesabın var mı? giriş yap