şükela:  tümü | bugün
  • psikiyatrist gülseren budayıcıoğlu‘nun an itibariyle en son kitabı.
    doktor hanım kitaplarında gerçek hasta hikayelerini, kişileri açığa çıkarmayacak değişikliklerle anlattığını belirtiyor.
    yıllar evvel obsesif kompulsif kişilik bozukluğu teşhisiyle tedaviye başlayan bir can arkadaşımın isteği üzerine kral kaybederse kitabını okuduğum yazar, bu kitabında da benzer bir anlatım kullanarak, psikoterapi uyguladığı bir hastanın serüvenini anlatıyor.
    bu kitabın ana kahramanı nalan ve onun hayatında rolleri olması sebebiyle hayri ve kısa da olsa türkan, doktorun odasını ziyaret edenler. bunun yanısıra nalan’ın hayat öyküsünü doğumundan öncesinden itibaren okuyoruz, güncel hayatı hakkında da bilgi sahibiyiz.
    yazarın en çok üzerinde durduğu kader motifi ve bilinçdışı, hastaları analiz ederken sık sık açıklayıp olayları ve davranışları bağdaştırdığı kavramlar. kader motifi dediği şey de psikolojide tekrarlayan döngüler. insanın kendi ödülünü de cezasını da kendinin bulması, dönüp dolaşıp çocukluk travmalarını kendine tekrar tekrar yaşatması.
    bunları çok güzel örneklerle, detaylı şekilde ve defalarca açıklayarak anlatıyor.
    arada gereksiz diyaloglar, sıkıcı detaylar olsa da kopmadan okunan sürükleyici bir kitap.
  • hakkında bu kadar az entry girilmiş olmasına şaşırdığım kitaptır. çünkü şu an hem en çok satılanlarda hem de yakın çevremde kim varsa sürekli bu kitabı okuduğundan bahsetmekte. kitap bitti, en çok merak ettiğim nalan’ın ankarada hangi ailenin gelini olduğu oldu. çünkü gazetelere kadar düşen bir ayrılık hikayesi orda anlatılan, hem de ankara’da tanınan biriymiş. koca kitapta bunu mu merak ettin derseniz, asıl nedeni o dönemki fotoğraflarda nalan’ı da görürüm belki diye düşünmüş olmam. hayri denilen adam, gözümde ibrahim tatlısesle özdeşleşti diyebilirim. psikolojik tahliller çok fazla diyemeyeceğim, çünkü zaten bir psikoloji romanı. ama diğer kitaplarındaki akıcılığı bulamadım sanki bunda,detaylara çok fazla yer verilmiş. gülseren budayıcıoğlu’nun bütün kitaplarını peşpeşe okuyunca insan artık çevresinde gördüğü insanları daha fazla gözlemlemeye başlıyor sanki. hatta bu işe ilk kendisinden başlıyor ve hayatın hep döngü içinde yaşandığını, kader motifini aslında kendimizin oluşturduğunu düşündükçe çok daha iyi anlıyor.
  • (bkz: gülseren budayıcıoğlu) ile tanıştığım romanı.
    karakterlerin gerçek hayattan olması her insanın başına gelebileceğini düşündürmekle birlikte yol gösterici olmasından dolayı nasıl baş edileceği konusunda da yardımcı oluyor.
    çok samimi bir anlatımı olması ve aralarda kendi iç sesinden de bahsetmesi beni çok etkiledi.
  • keyifle okuduğum kitap şimdiye kadar çok da keyifli gidiyor. kafamda bir kaç soru belirdi kitapla ilgili. hayri ve nalan pek durumu olmayan insanlar nasıl uzun süre özel muananede psikiyatri randevularına gidebiliyorlar cünkü psikiyatri cok pahalı. burada böyle bir tutarsızlık hissettim, kitap keyifli.
  • ele alininca cabucak bitiyor. birakasi gelmiyor insanin. kimi kitap edebi anlatimiyla kimisi ic gorunuze katkisiyla kimisi bambaska taraflariyla besler insani. bu kitapta edebi bir anlatim, doyurucu ifadeler yok bunun yanisira etrafimizdaki insanlari dinlerken sevdiklerimizin yasamina dokunurken ve hatta kendi duygularimizi irdelerken aslinda nereye, nasil bakmamiz gerektigini gosteren bir harita gibi. psikolojinin derinligine girmeyi seven biri olarak okunasi buldum.
  • psikiyatrist yazar (bkz: gülseren budayıcıoğlu)'nun yeni kitabı.
    duru bir nehir gibi ellerinizin arasından akıp gidiyor. nasıl bitti anlamadım. hüzün yüklüydü. aşk,ayrılık,ölüm,ihanet ve insanın ruhunda oluşan derin yaralar nasıl güzel anlatılmış. okurken etkilendiğim,yer yer ağladığım,düşündüğüm ve sindirmekte zorlandığım şeyler oldu. keyifle değil ama acıyı hissederek okudum.

    "küçükken çekilen acıların ateşi kolay sönmüyor,kolay unutulmuyor ve izlerini hayatımız boyunca üstümüzde taşıyoruz."
  • gülseren budayıcıoğlu'nun farklı insan tiplerini psikolojik açıdan incelediği kitabıdır.

    ilk başlarda okuyucuya basit gibi görünen olayların temeline indikçe, geçmişin ve çocuklukta kafaya yerleşen kurtların ileri ki hayatta insanları nasıl yönlendirdiğini, nasıl insan hayatını değiştirdiğini ve insanların davranışsal-duygusal profilini nasıl çizdiğini gerçek hayatta yaşanan olaylardan yola çıkarak anlatmaktadır. zaman, mekan ve isim karmaşası yaratılarak insanların ifşa olması önlenmiştir.

    yazar; kişilerin geçmişte yapamadığı, eksik bıraktığı veya bırakıldığı, baskılandığı her şeyi şartlar uygun olduğunda doğru-yanlış ayrımı gözetmeksizin yaptığını özellikle vurgulamıştır. ayrıca yine doğru -yanlış ayrımı yapmaksızın, mantıksız da olsa bazı alışkanlıklardan ve değişmezlerden vazgeçilemediğini ve ayrıca kader motifi ve bilinçdışı etmenlere ( hem inananlar hem de inanmayanlar) vurgu yaparak insan hayatının insanın elinde olmadığını sade bir dil ile anlatmıştır. her biri farklı şekillerde yaşanan acıklı olayları yaşayan hastaların sözleri, jestleri, mimikleri ve bakışları üzerinden anlık düşünsel yorumlar yaparak okuyucuya empati kurma yönünden katkı sağlanmaktadır.

    zengin kız ile fakir oğlanı anlatan aptal türk dizileri gibi başlayan kitap; "hayatta neler dönüyor?" sorusuna evrilmiştir. sıkmayan ve sonunu merak ettiren hikayeleri ile okumaya değerdir.
  • gülseren budayıcıoğlu kitabı. ilk başta acaba bu işin sonu ne olacak ki diye düşündürürken sonlara doğru "aağ ama bu insanlar ve olaylar gerçek,nasıl bunlar olabilir gerçekte" hissi uyandıran ve en sonunda "vay be ne hayatlar var" düşüncesi doğuran bir kitap. soluksuz kitap okumak isteyenler ve hayal ürünü olmasın, aklımda yer etsin okuduklarım isteyenler mutlaka okumalı. özellikle kitaptaki "annesinin doyuramadığını hayat doyuramaz" cümlesi günlerdir aklımdan çıkmıyor. diğer kitaplarını da muhakkak okumalıyım hissini çoğu okurunun da hissettiğine eminim.
  • gülseren budayıcıoğlu'nun bize dair yaşanmışlıkları bir bilim insanının gözünden aktardığı romanlarından bir diğeri.

    kitap yaşanmış olayları anlatıyor olduğu için tam olarak türk filmi kıvamında diyemiyor, türk tipi hikayeler klasmanına sokuyoruz.

    hoca bu kitabında daha çok kader motifi üzerinde duruyor ve kaderin, sanıldığının aksine, insanın boynuna takılmış bir zincir olmadığını, her insanın kendi kaderini kendisinin yazdığını oldukça akıcı bir üslupla anlatıyor.

    benim okuduğum kitap üç yüz elli sayfalık bir eserdi ve ben iki gün içinde okudum. eğer daha geniş bir zamanda elime alsaydım, sanırım bir günde de okuyabilirdim. öylesine akıcı ve sizi içine çeken bir hikaye ile karşı karşıyasınız.

    --- spoiler ---

    erkek, ilkel toplumlarda kadından çok daha değerliydi. kadın, sadece kendisi için değil, doğurduğu çocuğun hayatta kalabilmesi için de erkeğe muhtaçtı. bu durum kim bilir kaç bin yıl devam etti ve beyinlerimize erkeğin üstünlüğü adeta kazındı. şimdi belki de sadece son bir yüz yıldır kadın gücünü önce kendi fark etti, sonra da hayata geçirdi. zamanla bu da kazınacak beyinlerimize ama daha erken ve erken olduğu kadar da gerçek. bunu bir an önce fark edebilen erkekler için mutluluğu yakalamak çok daha kolay olacak gibi geliyor bana. bu gerçeği reddetmek ise kadınlar kadar erkeklere de çok şeyler kaybettirecek.

    --- spoiler ---
  • doğduğun ev kaderindir dizisinin uyarlandığı kitaptır.