şükela:  tümü | bugün
  • kadınların hayatın herhangi bir alanında tek başlarına varolmasının çok çok zor olduğu dönemlerde tüm baskılara göğüs gererek heykel, üstüne üstlük cinsel ağırlığı bugün için bile fazla görülebilecek heykeller yapmış, babası yaşında ve sürekli gözönünde olan bir heykeltraşla evlilik dışı bir beraberlik yaşamış, hatta ondan hamile kalmış ama ne yazık ki ölü doğum yapmıştır. bunu karşılığında kendisinin de günlüklerinde çok güzel ifade ettiği gibi kadın emeği sömürüsünden oldukça büyük ve acı dolu bir pay almış, yıllarını verdiği rodin onun fikirlerini ve eserlerini çalmıştır. bu anlamda claudel sadece sanat tarihine değil kadının ve sömürünün tarihine ait bir cesaret figürüdür. ama bana kalırsa bugünden bakarsak tarihin haksızlığına uğramış bir kadın değil, intikamı rodin adının her zikredilişinde üstüne kirli bir gölge düşürmesiyle alınmış bir kadındır.
  • bugun bile kabullenilemeyen seyleri 1800 lü yillarda zorlayici anne, kotu maddi durum , unlu ve basarili bir erkegin "ogrencisi" sıfatı altinda kalma , metres muamelesi gorme, ünlü birinin adi altinda anilmamak icin sevdigi erkekten bile uzak durarak eve kapanip tum o mermerlerle tek basina mucadele etme, biri digerinden kisa bir bacak ve icte kalmis yiginla yikici hayal , bebegini kaybetme ,asagilamasi gerekirken asagilanma ,ihanete goz yumma ve bunun gibi yiginla imkansizliklara ragmen direnip, aci cekerek kelimenin tam anlamiyla maddi manevi surunerek basarmis , basarmanin otesinde yaratmis kadindir. dunyaya erken ve fazla gelmis insandir.

    akil hastanesinden cikmak icin cirpinip ölüp gidisine kendi kendine seyirci kalmak zorunda kalirken oldukten sonra mezarina bile sahip cikilamayan, akil hastanesi bahcesinde yitip giden,arazi istimlak edildiginden kemikleri kaybolan sanatci.

    (bkz: l age mur)
  • hayatı boyunca gün ışığını hiç görmedikleri için yapıtları ve sanata katkıları belirsizlik içinde kalmış olağanüstü yetenekli fransız heykeltraş.

    lakin bugün, fransa'nın nogent-sur-seine şehrinde, eserlerinin büyük ilgi gördüğü, kendi adını taşıyan bir müzesi var. hatta ünlü rodin müzesi bile, onun eserlerine adanmış ve ismine özel olarak oluşturulmuş bir salona ev sahipliği yapmaktadır. ancak claudel, sanatsal açıdan ne kadar önemli bir heykeltraş olduğunu bilemeden öldü. onun bildiği tek şey, çok beğenilen ve kendisinin de hayran olduğu sanatçı auguste rodin'in asistanlığıydı.

    rodin’in heykel çalışmaları üzerindeki etkileri ve hayatındaki muazzam rolüne rağmen terkedilmesi üzerine 30 yılını akıl hastanesinde geçiren, çaresizlik ve derin üzüntü sonucu geçirdiği sinir krizleriyle kendi sanat eserlerinin çoğunu kendi elleriyle yok eden ancak “rodin'in ilham perisi” etiketini geçte olsa aşarak, hakettiği değeri sonunda gören claudel, akıl hastanesinden kardeşine yazdığı mektuplarda, rodin’in kendisine ait bir çok heykeli ve yaratıcı fikirlerini çalarak, kendi yapmış gibi sahiplendiğini de iddia eder.

    büyük bir yaratıcılığa sahip olan fakat yalnızca erkek partnerleri veya arkadaşları için bir ‘ilham perisi’ ya da ‘yardım eli’ olarak anılan kadın sanatçıların sayısı bir hayli fazladır. claudel ise onlardan yalnızca bir tanesi. bir kadın ne zaman kalıcı ve yaratıcı olarak önemli bir şey yapsa, toplumun, o kadın sanatçının yeteneklerini reddetmek ve statüsünün sadece ‘ilham perisi’ olarak kalması için çok fazla çaba sarf ettiği aşikardır.

    henüz 18 yaşındayken çekildiği şu fotoğrafı
    da beni pek bir üzer.
    ah claudel!

    camille claudel, la valse (1889–before 1895)
  • devlet gibi kadındır; yani aha bir neriman köksal, bir de bu, o derece..

    rodin bey yüzünden üşütüklük mertebesine ulaştığı yollu söylencelere "ben zaten üşütüktüm, rodin de kimmiş" yanıtını vermiştir..

    feminist kardeşler sahipleniyor bu zemanda; yazık diyor kimileri de..
  • rodin'e olan tutkusu tüm yaşamını altüst etmiş, bir kriz anında tüm eserlerini kırdığı için sanatından ziyade akıl sağlığını yitirmesiyle ünlenmiş çok yetenekli kadın heykeltraş.

    rodin'in öğrencisiyken ona aşık olması, birlikte yaşamaları, ancak her bakımdan onu kullanan ve hevesini alan rodin'in karısına dönmesi akıl sağlığını yitirmesine neden olmuştur.
  • abisi paul claudel'e yazdığı bir mektup şöleymiş:

    ''akıl hastanesi! evim diyebileceğim bir yere sahip olma hakkım bile yok! onların keyfine kalmış işim! bu, kadının sömürülmesi, sanatçının ölesiye ezilmesi... mahsus kaçırdılar beni, onlara tıkıldığım yerde fikir vereyim diye, yaratıcılıklarının ne kadar sınırlı olduğunu biliyorlar çünkü. kurtların kemirdiği bir lahana gibiim şimdi, yeni filizlenen her yaprağımı büyük bir oburlukla mideye indiriyorlar...

    bilmiyorum, kaç yıl oldu buraya kapatılalı, ama tüm hayatım boyunca ürettiğim eserlere sahip çıktıktan sonra şimdi de kendilerinin hak ettikleri hapishane hayatını bana yaşatıyorlar...

    bütün bunlar rodin şeytanının başının altından çıkıyor, kafasında bir tek düşünce vardı zaten kendisi öldükten sonra benim sanatçı olarak atılım yapıp onu mam, bunu engellemek için de yaşarken olduğu gibi ölümünden sonra da ben hep mutsuz kalmalıydım... her bakımdan başarıya ulaştı işte!

    bu... bu esaretten çok sıkılıyorum... vileneuve'e hiç dönemeyecek miyim, paul?''
  • annee delbee'nin "bir kadın" isimli kitabından hayatını okurken rodin düşmanı olmamak neredeyse imkansız gibidir. kitapta anlatıldığına göre rodin ve camille'in annesi hastaneye kapatılması için ortak çalışmışlardır. yazık ki yaşadığı dönemde kendisini destekleyen sadece kardeşi paul'dür ki yine kitaptan anladığımız kadarıyla o da basiretsizin tekidir. sağlığında gölgesinden kurtulamadığı rodin'den öldükten sonra da kurtulamamıştır maalesef ve eserleri rodin müzesinin alt katında sergilenmektedir, kapısında ağladığı ve rodinle karısını izlediği evin alt katında...
  • o bir heykeltraş. rodin önce onun sanatına hasta olmuş bir kişilik daha sonrada gücüne. güçlü kadınmış yane..
    evini felam terk etmiş, o dönemde çok kötü bişii olan rodinle evlenmeden aynı evde kalmışlar soora rodinin en güzel büstünü yapan kadın olarak kabul görmüş beni derinden olmasada aklımda kalacak kadar etkileyen bir sanatçı
  • fransız heykeltraş.

    ben niye hep delileri seviyorum? diye sorduğum soruyu onun heykellerine baktıkça, ben niye hep deli denilen dahileri seviyorum? şeklinde düzelttim. deli dahiler olduğu için kanım hızlı akıyor. biliyorum ki onlar da acı çekmeden yaşadıklarını anlamayan insanlar.

    onun kadınlarını, adamlarını görüp de unutacak hafızanın mümkün olacağına inanmam. o, henüz yaşarken "dahi" diye anılan, çağının sınırlarına hapsolmamış dilediği gibi yaşamış bir kadın.

    çocukken başladığı sanatı rodin ile buluşana kadar kendi yolculuğuna çıkmış.
    rodin ile olan serüveni ise, başı sonu tahmin edilemez bir başka hikaye: o, rodin’in hem en gözde öğrencisi hem de sevgilisiydi. bu tutkulu aşk onda büyük yaralar açacak ve belki de yeteneğini kamçıladığını düşündüğüm deliliği ilk defa o zamanlar farkedilecekti. rodin camille'i, “benim folie’m" diye boşuna mı sevmişti.

    camille ihtiraslı bir kadındı. rodin’den hamile kalması ve bir kaza sonucu çocuğunu kaybetmesi de camille'in ateşini harlamıştır şüphesiz, bu kaybını bertaraf etmek için birçok çocuk model çalışması yapmıştır. bu acı kaybın dışında rodin ile birlikte yaşaması ailesinin onu reddetmesine neden olmuş. hayatının sonuna kadar kaldığı akıl hastanesinde ailesinin ve sevdiği adamın ihanetini sorgulayan dahi, gerçek deliliğin evinde paranoyalarını büyütmüştür.

    aslında, rodin’in onu terk etmesiyle yıkılmış. ama sanılanın aksine bu buhranlı dönemlerinde en iyi eserlerini vermiştir.. bu eserlerden bazıları; vals, clotho ve ruhunu yansıtan uçup giden tanrı. 'dır. peki ya yalnızca onun ruhunu mu yansıtır?

    l’ age mur adlı heykeli olgunluk dönemi eseridir. yani delirmeye bir kala.. teknik açıdan etkileyiciliğinin yanı sıra, gören gözün takdir edeceği anlamasa da hayranlık duyacağı bir başyapıttır. öyküsü açısından da derinden sarsar insanı. üçlü bir aşkın hikayesidir bu; tarihte ne ilktir ne de son olacaktır lakin camille, bu dünyanın görüp göreceği herhangi bir kadından daha değerlidir şüphesiz. camille-rodin ve rose beuret aşk üçgenini rahatlıkta anlayabiliriz, rodin’i eşi; beuret sarmalarken, camille çaresizce rodin’e ellerini uzatmaktadır ve rodin’ de arkası dönük ama bir yanı camille ile birlikte gibi elini ona doğru uzatır. teknik olarak oniks maddesini kullanmıştır. ancak oniks taşı; çok sert bir materyaldir ve dolayısı ile işlenmesi de hayli güçtür. buna rağmen figürlerin kas hareketleri, vücutların duruşları mükemmel şekilde yansıtılmıştır. camille hiç şüphesiz taşa can veren en yetenekli ellerden biridir. öne sürülen fikirlere göre camille ihtiraslı aşkını bu heykelle göstermektedir.

    onun hikayesini anlamak için pınar selek'in mektubuna ihtiyaç duymuyorum aslında ama çok güzel söylemiştir pınar: "camille, biliyorum, sen feminizmle tanışmamıştın. ama feminizm var ve deneyimlerimizi paylaşınca anladık ki biz kadınlar, en çok “özel hayatın”, “aşkın”, “sevginin” atmosferinde tutsak düşüyoruz. bu nedenle tüm iktidar ilişkilerine kenetlenmiş, onlara kökünü verip hepsinden beslenen çelişkimiz son derece görülmez ve anlaşılması zor. biz zehri aşk iksiriyle içiyoruz. varlığımızı kuşatan erkekliğe aşkla bağlanıyoruz. aşk karşısında elimiz, kolumuz bağlanıyor. aslında yaşam istencimizi körükleme, ruhumuzu ve bedenimizi diriltme kudretine sahip olan aşk, erkeklik karşısında bizi bitiren bir büyüye dönüşüyor. bu büyü içinde kendimizi kaybediyoruz camille. büyülenerek varlığımızı, yaşam tutkumuzu, hayallerimizi aşkla bağlandığımız erkekliğe akıtıyoruz. aşkın gözü kördür derler ya, halenin arkasında alabildiğine çıplak duran bencilliği, kapma ve yutma hırsını görmüyoruz camille. böylece yutuluyoruz. aşka kapılıyor, aşkla kapılıyoruz... oysa sen, aşkı delicesine, gelmiş geçmiş tüm aşkların bilgeliği ve gücüyle yaşayabilecek bir kadındın. aşk kadar güçlüydün. ama yutuldun..."tamamı için

    hayatı, sanatına bağlı bir kadının hapishanesinden son söz niteliğindeki sözleri:

    "bir avuç toprağı yoğurmayı bile bilmeyenler.
    duygusuz yavan insanlar.
    bu benim ruhum en kutsal varlığım...
    bunlar çalışma saatleri. ruhumun yandığı saatler.
    siz yiyip içerken, dalga geçerken, oburca tıkınırken, ben heykelimle yalnızdım..
    ve yavaş yavaş akan benim hayatımdı..
    bu toprağın derinliklerine kanımı akıtıyordum..."

    ah camille kim bilir 'vals'i ne zaman göreceğim.
    bakınız
  • aşkı yüzünden 33 yıl akıl hastanesinde kalan sanatçı... camille claudel’in rodin’e duyduğu aşk…

    onun hikâyesi aslında 19 yaşındaki kız öğrenciyle, 43 yaşındaki öğretmeni arasında, yakan cazibe, önüne geçilemeyen aşk, bitmek bilmeyen tutkuyla sonu gelmez takıntılar ortasında, akıl hastanesinde biten bir öyküdür…
    fransa’da hali vakti yerinde bir ailenin ilk çocuğu olarak 1864’te aisne’de doğdu…
    hayatı boyunca yanında kalacak tek insan olan küçük erkek kardeşi paul kendisinden 2 yıl sonra dünyaya geldi…
    küçüklüğünden beri taş ve çamurla oynardı…
    heykeltraş olmak üzere dünyaya gelenlerdendi…
    ama devrin fransa’sında kızların paris’teki sanat akademilerinde eğitim almaları yasaktı…
    ancak ünlü heykeltraşlardan özel ders alabiliyorlardı…
    babası eğitimli bir adamdı…
    kızının paris’te ünlü bir heykeltraştan özel eğitim alarak büyük bir sanatçı olmasını, çevredeki dar görüşlülüğe karşın sonuna kadar destekliyordu… fransa’da genç kızların sanat akademesinde okuyamamaları, hayatının dönüm noktası olacak ve onu 33 yıl akıl hastanesine kapatacak özel derse o uygulama neden olacaktı…
    hayat bugün olduğu gibi değildi…
    kadınlar o yıllarda fransa’da bile ikinci sınıftı…
    ünlü heykeltraş rodin’le tanışması böyle oldu, genç camille’nin…
    bir grup genç kadın sanatçıyla birlikte rodin’in atölyesindeki heykel derslerine katılmaya başladı 1883’de, daha 19 yaşındayken…19 yaşında güzel, iyi eğitimli, heykeltraş olabilecek yetenekte, çekici ve cezbedici bir genç kadın ve 43 yaşında istediği üne ve alkışa hâlâ kavuşamamış içinde dev bir adamı barındıran bir sanatçı…
    artık 43 yaşındaki rodin’in gözdesi, ilham perisi, sevgilisi bu genç kadın olacaktı…
    camille claudel…
    ne ki camille’yle ilişkisi başladığında rodin, rose beuret’le yirmi yıldır beraberdi…
    ondan çocuk yapmış, ama onunla evlenmemişti…
    fakat rose herhangi bir kadın gibi sıradan gözükse de herhangi bir kadın değildi…
    sürekli başka başka kadınlarla beraber olan rodin’i hep çevreleyerek bir türlü elinde tutan, “hep sadık, evdeki kadın, mazbut eş”i oynayan ve rodin’i kolay kolay kimselere yar etmemeye kararlı bir kadındı…
    genç camille bunu bilemezdi elbet…
    o, ustasını, öğretmenini, sevgilisini, erkeğini bulmuş genç bir kadındı…
    rodin genç ilham perisini bulmuştu…
    beraberliğinin iyi gitmediğini söyledi…
    ne garip bir kaderdir…
    erkekler önce bunu söylerler…
    “evliliğim ya da beraberliğim iyi gitmiyor… sorunlar var… ayrılacağız herhalde…”
    hayata yeni gelen kadınlar da buna inanır…
    daha doğrusu inanmak ister, onun için kendini inandırır…
    rodin için dönüm noktasıydı yeni ilham perisi…
    büyük eseri “cehennem kapıları”nı o sırada yaptı…
    sanat tarihçilerine göre, bu dönemde rodin’in yaptığı muhteşem heykellerin hep altında aslında gölgede kalmış olan camille’nin imzası vardır…
    her neyse…
    en azından ilham perisidir bu genç kadın rodin için…
    ama her tutku dolu aşkın bir kırılma noktası olacaktır… hele hele hayatında hep birçok kadın olan ve hep kadınlara karşı biraz kaba, biraz da acımasız davranan rodin varsa o ilişkide…
    camille, rodin’in metresi ve öğrencisi muamelesi görmekten hiç gocunmadı…
    ama bir kadın, metres olmaktan gocunmasa da hamile kaldığı çocuğun doğmadan ölümünden gocunurdu…
    camille’nin hayatının kırılma noktası, geçirdiği kaza sonucu, rodin’den olan çocuğunu doğuramamasıydı…
    bu camille’nin ilk büyük depresyonlarının başlangıcıydı…
    çünkü annesi, “bu kabul edilmez hayatı yaşayan kızı camille’yi evlatlıktan reddetti…”
    sonun başlangıcıydı bu…
    rodin’le birlikte yaşamaya başla camille…
    1898 yılına kadar rodin’le fırtınalı aşk ve sanat yaşamına devam etti…
    camille için bu tutku dolu aşk çok yıpratıcıydı ve bir kadının çok önem verdiği en yakın çevresi tarafından “onaylanma duygusu” yaşanmıyordu…
    üstelik rodin bir de heykeltraşçılıkta camille’yi kendine en büyük rakip olarak görüyor, bu şiddetli kavgalara sebep oluyordu…
    en sonunda bir yol ayrımına geldi camille…
    yoluna tek başına devam etme kararı aldı ve rodin’i terk etti…
    bu ayrılık camille için çok acılı bir dönemin de başlangıcıydı…
    bu acılı dönemde her sanatçı gibi en büyük eserlerini verdi…
    “vals”, “clotho”, “olgunluk çağı”, “kayıp tanrı”, “geveze kadınlar”, “sakuntala”…
    1903’ün başında salon d’automne’da eserleri sergilendi…
    ünlü sanat eleştirmeni octave mirbeau’nun da dediği gibi ‘kadın bir dahiydi’…
    “olgunluk çağı” isimli eserinde rodin’le olan ayrılığının tüm acılarını yansıttı…
    rodin bütün sanatçı kıskançlığına rağmen camille için şöyle diyecekti:
    “ona altını nerede bulacağını söyledim… altın kendisinin içindeydi.” rodin’le birbirlerinden ayrılmış gözüküyorlardı, oysa duygusal olarak ayrılamıyorlardı…
    o heykellerini onun için yapıyor, rodin çok kadınlı hayatında yine ondan kopamıyordu…
    bir ara bir anlaşma yapmaya kalktılar…
    rodin, rose’dan ayrılacaktı…
    başka kadın heykeltraşlara ders vermeyecekti…
    haftada 3-4 kez camille’yle buluşacaktı… ve şili’ye yapacakları uzun bir geziden sonra evleneceklerdi…
    genç kadın, erkeğinin onun olmasını istiyordu…
    tutkusu, kadınlık egosu ve gençliği bunu arzuluyordu…
    rodin ise değildi…
    o da bütün dünyayı istiyordu…
    tarihi, efsanevi olmayı, her şeyi ve kadınları…
    aslında onu sadece, her zaman yanında olmayı kendine misyon seçmiş olan rose anlayabilirdi…
    nitekim öyle oldu…
    rose ondan vazgeçmedi…
    camille ise tutkularını takıntıya çevirdi…
    ona sahip olamadıkça, ondan nefret etti…
    ondan nefret ettikçe, hayatına paronayayı soktu…
    1906’da bir gece geçirdiği sinir krizi sonucu birçok eserini parçaladı…
    akıl sağlığını kaybettiği gerekçesiyle ailesi tarafından bir hastaneye kapatıldı…
    kardeşi paul’a yazdığı mektupta şöyle diyordu:“akıl hastanesi! evim diyebileceğim bir yere sahip olma hakkım bile yok!.. onların keyfine kalmış işim!..
    bu, kadının sömürülmesi, sanatçının ölesiye ezilmesi…
    mahsus kaçırdılar beni, onlara tıkıldığım yerde fikir vereyim diye, yaratıcılıklarının ne kadar sınırlı olduğunu biliyorlar çünkü…
    kurtların kemirdiği bir lahana gibiyim şimdi…
    yeni filizlenen her yaprağımı büyük bir oburlukla mideye indiriyorlar…” “bilmiyorum, kaç yıl oldu buraya kapatılalı, ama tüm hayatım boyunca ürettiğim eserlere sahip çıktıktan sonra şimdi de kendilerinin hak ettikleri hapishane hayatını bana yaşatıyorlar…
    bütün bunlar rodin şeytanının başının altından çıkıyor…
    kafasında bir tek düşünce vardı zaten kendisi öldükten sonra benim sanatçı olarak atılım yapıp onu aşmam, bunu engellemek için de yaşarken olduğu gibi ölümünden sonra da ben hep mutsuz kalmalıydım…
    her bakımdan başarıya ulaştı işte!..
    bu esaretten çok sıkılıyorum…
    eve hiç dönemeyecek miyim, paul?” 1920 yılında doktoru, ailesine kızlarını eve kabul etmeleri için bir mektup yazdı ama annesi ve kız kardeşi onun rodin’le hayatını onaylamamışlardı ve doktorun mektubuna cevap vermediler…
    çok sevdiği ve onu anlayan babası ölmüştü zaten…
    kardeşi paul onu her beş senede bir hastanede ziyaret etti…
    uğruna akıl hastanelerine düştüğü, “düşünen adam” heykelinin yaratımcısı rodin, camille’ye bir daha geri dönmedi…
    rodin, kendisini hep beklemiş olan rose’la ölümünden bir sene önce “mükâfat” kabilinden evlendi…
    rose 70 yaşından sonra “evlilik” mükâfatına kavuştu…
    ona hayatını veren, ama hiçbir zaman taviz vermeyen öğrencisi camille claude ise 19 ekim 1943’te 33 yılını akıl hastanesinde geçirdikten sonra tek başına öldü…
    şöyle söylediği bilinir:
    “bu kadar yalnız kalmak için ben ne yaptım?..”

hesabın var mı? giriş yap