şükela:  tümü | bugün soru sor
  • eğer ki altı şöyle misket gibi olan modelini aldıysanız yağmurlu havalarda giymemeniz gerekiyor. iyi güzel rahat da ayakta duramıyorsun lan. hele ki ıslak bi metale mermere plastiğe bastın mıydı uçtun demektir. geçen gün markete gidiyorum, market de yolun 2-3 metre alt seviyesinde ve mervidenlerle -1 e iniyorsun gibi iniyorsun işte. (lan ne zor anlattım huh) hava da mağmurlu bu arada. daha merdivene gelmeden mermer alana girdiğim an anında düşeyazdım ve sendeleyip toparladım. aha düşücem galiba diye aldım verdim adımları atarcasına yavaştan yürüyorum. tam merdivene geldim ve basmamla ayağım kaydı ve inanır mısın sabri yıldız gibi yuvarlandım merdivenlerden. ulan baktım marketin cam kapıya doğru uçuçam merdivenlerin hemen sol tarafında bulunan göbek tezgahına tutunmaya çalıştım tabi tutunamadım ve yuvarlana yuvarlana hızımı kaybederek yüz üstü durdum.

    tabi göbekler de beni yalnız bırakmadı ve patır patır üzerime döküldü. şuçluluk psikolojisiyle manav dalmasın diye daha yerdeyken üzerimdeki göbekleri tezgaha atmaya başladım. tabi manavcı abi naptın sen yaaa!? diyerek yanıma ve koştu fatih terim edasıyla yakamdan çekiştirip kaldırmaya çalıştı. düşeceğimi bildiğim halde düştüğüm için de kızgınlıkla yüzümdeki devlet bahçeli edasıyla kalkıp düştüm deyip markete yöneldim. bir de simsiyah giyinmişim üstüm başım olduğu gibi çamur. tam kapıdan girdim bütün kasiyerler bana bakıyor. sepet almak için yöneldim önümdeki 80 yaşındaki teyzenin biri kim düşmüş diye soruyo yanındakine. artık nasıl gürültülü düştüysem arka fonda çalan soner sarıkabadayı'yı bastırıp tüm markete duyurmuşum düşüşümü. her neyse yamurlu havalarda misket gibi altı olanları giymeyin düşersiniz. hele karlı havada aklınızdan geçirdiğiniz an düşersiniz. aman diyim.
  • bir süre giydikten sonra, başka bir ayakkabı ile rahat etmenizin mümkün olmadığı ayakkabı markasıdır. bunun yanında istiklal mağazasında iyi niyetli arkadaşların çalıştığı bir mağazası vardır.
    şöyleki; geçtiğimiz yaz başında bir hafta boyunca arasında kaldığım iki modeli denemek için bu mağazaya defalarca gittim. her seferinde bıkmadan usanmadan yardımcı oldular, ilgi gösterdiler, gülümsediler. tabi bu süre içinde bildiğin arkadaş gibi olduk. en sonunda bir çarşamba günü kararımı verip satın almaya gittiğimde bana, çaktırmadan cuma indirimin başlıyacağını, cuma günü gelirsem o modeli bildiğin yüzde kırk indirimle satın alabileceğimi söylediler. bende, "yok olm bende para bok, önemli diğil yani" dedim. şaka lan hemen uzaklaştım, cumada sabahın köründe gidip aldım.
  • internet sitesinden sipariş ettiğim ayakkabıyı üç gün içinde bana ulaştıran, fakat gelen ayakkabının istediğim renk bağcığa - evet bildiğin bağcık - sahip olmamasından dolayı müşteri hizmetlerine yazdığım "eeeeğ ama bu siyah bağcıklı ben bej bağcıklı istemiştim ki :((( yanlış yollamışsınız :((( e ben ne yapayım şimdi bu başı alıp nerelere gideyim?" temalı mailimden sonra "siz hiç merak etmeyin sevgili müşterimiz , bükmeyin o alt dudağı , hemen yolluyoruz " cevabıyla beraber bağcıkları da posta ile gönderen , müşteri memnuniyetine önem veren bu süfer firma camper, cebimdeki paraları kazandığı yetmiyormuş gibi bir kez daha beğenimi kazanmıştır , helal olsundur.
  • 1 ayda yanları patlayan ayakkabı için fabrikanın "ürün değişebilir" kararına istinaden, "paramı alabilir miyim" sorusuna "yok ürün değiştiriyoruz ya" diye cevap veren çalışanlarına karşın olaya el koyan şukela bir müşteri hizmetleri olan marka. "adımı verin yeter" demesinin akabinde anında para iadesi yapılır ve palladium mağaza çalışanı sizi arayarak "beyfendi...." diye başlayan cümlelerle (bir anda beyfendi olduk ) binbir özür diler. teşekkür ederiz ayşe tepe diyoruz, ve müşteri hizmetlerini kutluyoruz efendim.
  • peu isminde bi modeli var bunun. ondan aldım. çok rahat gibiydi falan. bağcıksız, giy-çık rahatlığı falan. ayağım ağrımaya başladı sonra. nolcak dedim yıllarca könvers giymiş çocuklarız hepimiz, geçer. geçmiyo. en başta çok rahat. iki saatten sonra azap veriyo insana. çok üzüldüm. bi üstüne ablam "o ne kadar çirkin bi ayakkabı lan? oha 170lira mı verdin mal mısın? bedavaya giyilmez lan o tipine bak şunun?" gibi şeyler söyledi. ne yapacağımı bilemez haldeyim. çok üzgünüm sözlük. kırk yılda bir ayakkabı beğendim o da bok çıktı. öf.
  • ayakkabi konusunda uzman, takriben 10 yildir bir avrupa sehrinde ayakkabi tamiri isi ile ugrasan -ki louis vuitton dahi onunla is yapar- bir tanidigimin bu markanin noktali tabanli modeli icin söylediklerini aktarayim.. uzun zaman kullanilmis bir ayakkabinin tabanini yenilemek icin tabanin komple zimparalanmasi gerekir.. ne zaman bir camper ayakkabi gelse makinesinin zimpara kagidini yenilemek zorunda kaldigini ve kendisini cok ugrastirdigini söyler ki bu zimpara kagidiyla normal sartlarda onlarca ayakkabi ayni islemden gecirilebilir.. velhasil, tabaninda kullanilan malzeme özel ve son derece dayanikli olmakla beraber, ayakkabinin icindeki ayagida rahat ettirebilen birsey ayni zamanda.. üst derisi ve üst deriyi tabanla birbirine baglayan dikisler de gayet iyi.. hic düsünmeden al dedigi 3-5 ayakkabidandir camper..
  • kasaptan kıyma alır gibi ayakkabı alınabilecek tek yer.
    (bkz: 200 gramlık ayakkabı)
    (bkz: camperın hastasıyım, et yemeklerinin ustasıyım)
  • kalitesiz diyenin alnını karışlarım. katalan milliyetçisi olucam bişi diil.
  • diğer ülkelerin hepsinde sanıldığı gibi daha ucuz olmayan*ayakkabı markası.
  • tek olayı sağlamlık olan pahalı ayakkabı. 1 senedir kullanıyorum, evet dışında bir sorun, hasar yok...
    peki ya içi*. iç tabanları bir kaç giyimden sonra yıpranıyor. ayrıca iki gün arka arkaya giyildiği an koku yapıyor.
    estetik değil, 45 numara çok kaba duruyor, 45 numarayı bile minyon sevimli gösterebilen ayakkabılar varken, camper onu "dostum 45 demişsin fakat bu ayak 47" kıvamına sokuyor.
    rahatlığa hiç girmiyorum. nedir yani, içerde minik camper yaratıkları ayağa masaj mı yapıyor...
    neyse, sonuçta camper giydim çok cool oldum. yoksa verdiğim parayı sindiremem*.