şükela:  tümü | bugün
  • (bkz: papaz erigi)
  • insanın ağzını sulandıran, pavlov'un köpeğine çeviren başlık yada erik herneyse.
  • hamilelerin as erdikleri * yiyecekler listesinin gözde maddelerinden biri.
  • ilkyazin mujdecilerinden gec geleni.
    erken gelen icin =>(bkz: cagla badem)
  • can erikleri manavlarda, pazarlarda bulabileceğimiz dönem bu kadar kısa sürmeseydi de yine bu kadar çok sever miydik bilemiyorum. nasıl şeyse bu can erik, derin dondurucuda falan da saklanmıyor. her türlü yöntemi denedim, her kitabı karıştırdım ama yok! bu meyve kesinlikle saklanmıyor, serada yetiştirilmiyor, hormonlusu falan da olmuyor. illâ ki mevsiminin gelmesi gerekiyor. yalnız turşusu fena olmuyor, tavsiye ederim.
  • yasama nedeni. kucukken agacina dalarken ilerde manyagi olup kilosuna 8 dolar bile verecegim aklimin ucundan bile gecmezdi.
  • (bkz: can yelegi)
  • (bkz: can suyu)
  • korpeligin, baslangiclarin, ilkyazin sembolu meyve. eksi tutkunu insanlar icin mart ayinin sonlarina dogru safak sayma nedenidir. cagla, kuzu kulagi ve papaz erigi uclusunun dartagnan idir. tuz, bu meyve soz konusu oldugunda uc tehlikeli beyaz konsorsiyumunun bir uyesi oldugunu hatirlar, seytani kimligine burunuverir. can eriginin korpeligi yontulmamisligindadir. doganin sundugu bir islenmemis beyaz mermer kayacidir o. tuz o kayacin heykeltrasidir, bakirligini bozandir. ancak o kotucul ellerde insanin tat duyusunu bambaska boyutlara surukleyen bir form alir can erigi. uzeri tuz tanecikleriyle kaplandiginda bakire olmasa da gene bastan cikaricidir, suhtur; ayni islemeli mermer kaplamalarla suslu bir gelin odasi gibi. cok yendigi zamanki etkisi de mermeri cagristirir can eriginin: soguk mermerde bir saat boyunca ciplak kic ustu oturmussunuz hissi yaratir icinizde. guzel meyvedir can erigi, guzelleme yazdirir.
  • ben yillardir yasadigim $ol amerika denen memlekette hic gormemistim, goremem de saniyordum, her erik mevsiminde turkiye'dekilere telefonda "can erigi cikti mi? benim icin de yiyin" deyip ozlemini cekiyordum. meger amerika'da da varmis. gurur ve mutlulukla yaziyorum: az once dalindan koparmis oldugum ve simdi de geberten bir zevkle yiyor oldugum sey.

    bu can erigi denen seyi bir oturusta bir kilo yiyebilecek kadar seviyor olmamin otesinde manevi bir anlami var benim icin. anneannemin bahcesinde, tam da yillarca yari yatalak yattigi yatagin gordugu pencerenin dibinde bir erik agaci vardi. anneannem o haliyle ne ilaclayabilirdi ne asi yaptirabilirdi o agaca. ama mubarek o kadar cok meyve verirdi ki dallari kirilirdi. hatta o kadar guzeldi ki erikleri koyun cocuklari gelip toplamak icin yarisirlarmis. anneannem hep "ebusum gelecek, hepsini toplamayin ona da birakin" diye bagirirmis yattigi yerden cocuklara.

    gel gor ki biz ancak yaz tatillerinde gidebilirdik onu gormeye, o da haziran mi olur agustos mu belli olmazdi. tatilimiz hazirana denk geldiginde bendeki keyfi sormayin gitsin. erik agacinin tepesinden inmezdim, maymun gibiydim vallahi, cok guzel tirmanirdim yukarilara falan (rock climbing'e gecis yapmak lazimdi belki, hmm). bir kere armut agaclarindan birinin dibindeki bogurtlen calilarinin ustune dusmek disinda bir vukuatim olmamisti. erik diyordum. agacin tepesine cikar koparir koparir yerdim. citir citir, eksi eksi ohhhhh. anneannem de "biraz da torbaya topla da biz de yiyelim mori" diye bagirirdi yattigi yerden, annem maymunlugumu bile bile dusecegim diye korkar "yeter in asagi, ishal yapacak seni" diye dirdir ederdi. abim de agaca tirmanamadigi icin annemlerin alt dallardan topladiklariyle ya da benim lutfedip asagiya attiklarimla yetinmek zorunda kalirdi (ki sanirim hayatim boyunca bana cektirdigi eziyetlerin sebebi budur). o agacin tepesindeyken dunyanin tepesindeymis gibi hissederdim, gel keyfim gel...

    sonra amerika'da oldugum ve erik mevsiminde turkiye'ye donemedigim yillar boyunca agzima erik degmedi. marketlerde falan hic gormedim ki. bugune kadarmis. birkac gun yarenlik edecegim yasli ve kokarca bir kopek olan sam dibime gelip huysuz huysuz ic cekmeye basladi. benim de moralim bozuk, yapilacak is dag gibi, bir yuruyus yapalim da acilalim dedim. yururken parkin citlerinin dibinde yerde bir can erigi gordum. yok degildir, erige benzer baska bir seydir deyip gectim. sonra sam parkta kosturur orayi burayi koklar ve stratejik noktalara iserken ben soyle bir kafami kaldirip etraftaki agaclara baktim. tam da altinda durdugum agacta misket misket can eriklerini gormeyeyim mi? inanamadim tabii. aldim bir tane, soyle bir silip agzima attim. aa, vallahi de bildigin can erigi! "niye kimse yemiyor lan bunlari, alllaaaaahh, yasak midir ki, dur kimseler gormeden etmeden..." diyerek hemen elimin eristigi erikleri cebime doldurdum. bu arada farkettim ki ilk defa erikleri agaca tirmanmak zorunda kalmadan uzanarak toplayabiliyorum. buyumenin guzel tarafi da bu olsa gerek.

    sonra o heyecanla bir yandan erikleri bayila bayila yiyip bir yandan yazmaya basladim. erik yiyip entryi doserken artik rahmetli olmus anneannem ve muhtemelen benim yuzumden turkiye'de yedigi erikler bogazina dizilen annem ve 180 boya gelip de hala buyuyememis cocuk abim geldi. bir gun bir evim olursa diyorum, bahcesine erik agaci dikeyim -tirmanan biri olur nasil olsa. su dunyada bir dikili agacim olacaksa o da erik agaci olsun. mis gibi, kutur kutur, eksi eksi...