şükela:  tümü | bugün
  • ben yillardir yasadigim $ol amerika denen memlekette hic gormemistim, goremem de saniyordum, her erik mevsiminde turkiye'dekilere telefonda "can erigi cikti mi? benim icin de yiyin" deyip ozlemini cekiyordum. meger amerika'da da varmis. gurur ve mutlulukla yaziyorum: az once dalindan koparmis oldugum ve simdi de geberten bir zevkle yiyor oldugum sey.

    bu can erigi denen seyi bir oturusta bir kilo yiyebilecek kadar seviyor olmamin otesinde manevi bir anlami var benim icin. anneannemin bahcesinde, tam da yillarca yari yatalak yattigi yatagin gordugu pencerenin dibinde bir erik agaci vardi. anneannem o haliyle ne ilaclayabilirdi ne asi yaptirabilirdi o agaca. ama mubarek o kadar cok meyve verirdi ki dallari kirilirdi. hatta o kadar guzeldi ki erikleri koyun cocuklari gelip toplamak icin yarisirlarmis. anneannem hep "ebusum gelecek, hepsini toplamayin ona da birakin" diye bagirirmis yattigi yerden cocuklara.

    gel gor ki biz ancak yaz tatillerinde gidebilirdik onu gormeye, o da haziran mi olur agustos mu belli olmazdi. tatilimiz hazirana denk geldiginde bendeki keyfi sormayin gitsin. erik agacinin tepesinden inmezdim, maymun gibiydim vallahi, cok guzel tirmanirdim yukarilara falan (rock climbing'e gecis yapmak lazimdi belki, hmm). bir kere armut agaclarindan birinin dibindeki bogurtlen calilarinin ustune dusmek disinda bir vukuatim olmamisti. erik diyordum. agacin tepesine cikar koparir koparir yerdim. citir citir, eksi eksi ohhhhh. anneannem de "biraz da torbaya topla da biz de yiyelim mori" diye bagirirdi yattigi yerden, annem maymunlugumu bile bile dusecegim diye korkar "yeter in asagi, ishal yapacak seni" diye dirdir ederdi. abim de agaca tirmanamadigi icin annemlerin alt dallardan topladiklariyle ya da benim lutfedip asagiya attiklarimla yetinmek zorunda kalirdi (ki sanirim hayatim boyunca bana cektirdigi eziyetlerin sebebi budur). o agacin tepesindeyken dunyanin tepesindeymis gibi hissederdim, gel keyfim gel...

    sonra amerika'da oldugum ve erik mevsiminde turkiye'ye donemedigim yillar boyunca agzima erik degmedi. marketlerde falan hic gormedim ki. bugune kadarmis. birkac gun yarenlik edecegim yasli ve kokarca bir kopek olan sam dibime gelip huysuz huysuz ic cekmeye basladi. benim de moralim bozuk, yapilacak is dag gibi, bir yuruyus yapalim da acilalim dedim. yururken parkin citlerinin dibinde yerde bir can erigi gordum. yok degildir, erige benzer baska bir seydir deyip gectim. sonra sam parkta kosturur orayi burayi koklar ve stratejik noktalara iserken ben soyle bir kafami kaldirip etraftaki agaclara baktim. tam da altinda durdugum agacta misket misket can eriklerini gormeyeyim mi? inanamadim tabii. aldim bir tane, soyle bir silip agzima attim. aa, vallahi de bildigin can erigi! "niye kimse yemiyor lan bunlari, alllaaaaahh, yasak midir ki, dur kimseler gormeden etmeden..." diyerek hemen elimin eristigi erikleri cebime doldurdum. bu arada farkettim ki ilk defa erikleri agaca tirmanmak zorunda kalmadan uzanarak toplayabiliyorum. buyumenin guzel tarafi da bu olsa gerek.

    sonra o heyecanla bir yandan erikleri bayila bayila yiyip bir yandan yazmaya basladim. erik yiyip entryi doserken artik rahmetli olmus anneannem ve muhtemelen benim yuzumden turkiye'de yedigi erikler bogazina dizilen annem ve 180 boya gelip de hala buyuyememis cocuk abim geldi. bir gun bir evim olursa diyorum, bahcesine erik agaci dikeyim -tirmanan biri olur nasil olsa. su dunyada bir dikili agacim olacaksa o da erik agaci olsun. mis gibi, kutur kutur, eksi eksi...
  • singapur'da (genelde asyada sanirim) bulmak mi yoksa deveye hendek atlatmak mi kolay deseniz, engelli cim pistte birinci gelen develerimi gosteririm size hemen.
  • havaların ısınmaya başladığının ve yazın geldiğinin habercisidir.
  • insanın ağzını sulandıran, pavlov'un köpeğine çeviren başlık yada erik herneyse.
  • (bkz: papaz erigi)
  • korpeligin, baslangiclarin, ilkyazin sembolu meyve. eksi tutkunu insanlar icin mart ayinin sonlarina dogru safak sayma nedenidir. cagla, kuzu kulagi ve papaz erigi uclusunun dartagnan idir. tuz, bu meyve soz konusu oldugunda uc tehlikeli beyaz konsorsiyumunun bir uyesi oldugunu hatirlar, seytani kimligine burunuverir. can eriginin korpeligi yontulmamisligindadir. doganin sundugu bir islenmemis beyaz mermer kayacidir o. tuz o kayacin heykeltrasidir, bakirligini bozandir. ancak o kotucul ellerde insanin tat duyusunu bambaska boyutlara surukleyen bir form alir can erigi. uzeri tuz tanecikleriyle kaplandiginda bakire olmasa da gene bastan cikaricidir, suhtur; ayni islemeli mermer kaplamalarla suslu bir gelin odasi gibi. cok yendigi zamanki etkisi de mermeri cagristirir can eriginin: soguk mermerde bir saat boyunca ciplak kic ustu oturmussunuz hissi yaratir icinizde. guzel meyvedir can erigi, guzelleme yazdirir.
  • can eriğinin manavlarda çıkış süresi tüm meyvelere oranla en merakla beklenesidir . zira hiç bir meyva için " çıktı mı ?" sorusu bu kadar çok duyulmamıştır

    ve kimin tam olarak çizdiğini **hatırlamamakla birlikte çok güldüğüm bir karikatür de şöyledir 2 adam matbaada masanın üstüne oturmus ayaklarını sallandırmış ellerinde bir kutu can erik yiyorlar adamlardan biri

    - can erik çıkmış manşetten verelim mi
  • bende ağacı var. siz de dikin evinizin önüne.
  • met üst yazısını getirir akla;
    "...şimdi bir dere kenarı olsa el değmemiş, dünyanın ilk hali gibi! uzansak kenarına suyu izlesek, can eriği yesek, kimse olmasa, kimse olmasak..."
  • görenin canının çekmesinden dolayı bu isim konulmuş olabilir.