şükela:  tümü | bugün
  • güzel bir fikir. hem de çok güzel ama kocaman bir aması da var.
    şehitlik gezilerinden sonra gitmek en manalısı bence.
    son durak olmalı.

    birbirinden geçerek onbir salona giriyorsunuz. ilk 9 salonda çok güzel bir anlatımla savaş anlatılıyor. küçük çocukların bile sıkılmadan izleyebilecekleri görsellikte ve bazı bölümlerinde hareketli platformlar ve 3d animasyonlar ile destekleniyor.
    öyleki seyit onbaşı benim oğlumun aklından hiç çıkmayacak. okadar diyeyim.
    10. salon hatıralar kısmı ve burada bir şeyler sezinliyorsunuz.
    ve11. salonda akp reklamı yapılıyor. son derece militarist görüntüler eşliğinde tayyip erdoğan ve abdullah gül dalıveriyorlar ve ortamın sihri birden kaçıveriyor. büyük ve güçlü türkiye uçakla, savaş gemisiyle, topla, tüfekle anlatılmaz.
    bilet fiyatları tam 10 lira öğrenci 2,5 lira. gidin götürün ama 11.salonu direkt geçin. çanakkale ruhu kaybolmasın
    fatihanızı okuyun bir kez daha ve usulca veda edin kahramanlara..
    çanakkale şehitlikleri savaşın manasızlığını ve mecbur kalınmadıkça kaçınılması gereğini herkese nakşetmek için var. uçaklarımızı ve gemilerimizi gelen turistlere göstermek için değil.
  • ne kadar teknolojik harikalarla dolu olduğu iddia edilse de, neticede vasat bir teknolojiyle ve vasat filmciklerle ortaya konan vasat bir destan yorumlaması vardır orada. gariptir ki çanakkale'li tarihçiler ve diğer tarihçiler şeklindeki asırlık görüş ayrılığı, burada sunulan hatalarda hem fikirdir.
    umut veren bir olasılık, cazibesini koruyabilmek adına mutlaka yeni filmler çekilmesi, onlardan birinin de baştan sona gerçeği anlatmasıdır. bu arada müze bölümüne hiç bir yorum yapmıyorum, illaki oradaki ayıplar da bir gün düzeltilecektir. aksi halde eşek yüküyle para harcanan bir teknoloji çöplüğümüz daha olacaktır.
    özetlemek gerekirse, birkaç kere katılma fırsatı buldum, ulaştığım sonuç savaşın hala bitmediğidir..
  • şu boğaz harbi nedir? var mı ki dünyada eşi?
    en kesif orduların yükleniyor dördü beşi,

    -tepeden yol bularak geçmek için marmara’ya
    kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya,

    ....
    ....

    .....
    ....

    eski dünya, yeni dünya bütün akvam-ı beşer
    kaynıyor kum gibi, mahşer mi, hakikat mahşer.

    yedi iklimi cihanın duruyor karşında,
    osrtralya’yla beraber bakıyorsun ; kanada!

    çehreler başka, lisanlar, deriler rengarenk.
    sade bir hadise var ortada : vahşetler denk.

    kimi hindu, kimi yamyam, kimi bilmem ne bela...
    hani tauna da zuldür bu rezil istila...

    ...
    ...

    ...
    ...

    ....
    ...

    sonra mel’undaki tahribe müvekkel esbab,
    öyle müthiş ki: eder her biri bir mülkü harab.

    öteden saikalar parçalıyor afakı;
    beriden zelzeleler kaldırıyor a’makı;

    bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
    sönüyor göğsünün üstünde o aslan neferin.

    yerin altında cehennem gibi binlerce lağam,
    atılan her lağımın yaktığı: yüzlerce adam.

    ölüm indirmede gökler, ölü püskürtme de yer
    o ne müthiş tipidir: savrulur enkaaz-ı beşer...

    kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,
    boşanır sırtlara, vadilere, sağnak sağnak.

    saçıyor zırha bürünmüş de namerd eller,
    yıldırım yaylımı tufanlar, alevden seller.

    veriyor yangını, durmuş da açık sinelere,
    sürü halinde gezerken sayısız tayyare.

    top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler...
    kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!

    ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
    alınır kal’a mı göğsündeki kat kat iman?

    ...
    ...
    asım’ın nesli... diyordum ya... nesilmiş gerçek:
    işte çiğnetmedi namusunu, çiğnetmeyecek.

    şuheda gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar...
    o, rukü olmasa, dünyaya eğilmez başlar,

    vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
    bir hilal uğruna, ya rab, ne güneşler batıyor!

    ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!
    gökten ecdad inerek öpse o pak alnı değer.

    ne büyüksün ki, kanın kurtarıyor tevhid’i...
    bedr’in aslanları ancak, bu kadar şanlı idi.

    sana dar gelmeyecek makber’i kimler kazsın?
    “gömelim gel seni tarihe”desem, sığmazsın.

    herc ü merc ettiğin edvara da yetmez o kitab...
    seni ancak ebediyetler eder istiab.

    “bu, taşındır” diyerek ka’be’yi diksem başına;
    ruhumun vayhini duysam da geçirsem taşına;

    sonra gök kubbeyi alsam da, rida namıyle;
    kanayan lahdine çeksem bütün ecramıyle;

    mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan;
    yedi kandilli süreyya’yı uzatsan oradan;

    sen bu avizenin altında, bürünmüş kanına;
    uzanırken, gece mehtabı getirsem yanına,

    türbedarın gibi ta fecre kadar bekletsem;
    gündüzün fecr ile avizeni lebriz etsem;

    tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana...
    yine bir şey yapabildim diyemem hatırına.

    sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini,
    şarkın en sevgili sultanını salahaddin’i,

    kılıç arslan gibi iclaline ettin hayran...
    sen ki, islam’ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,

    o demir çemberi göğsünde kırıp parçaladın;
    sen ki, ruhunla beraber gezer ecramı adın;

    sen ki, a’sara gömülsen taşacaksın... heyhat,
    sana gelmez bu ufukalar, seni almaz bu cihat...

    ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
    sana ağuşunu açmış duruyor peygamber. * *

    işte çanakkale destanını canlandıran şiir budur. dinlerken yer yer tüylerinizi diken diken eden, yer yer göz yaşlarınıza hükmeden budur.oysa eceabat yakınlarında kurulan canlandırma merkezi bu şiirden hiç faydalanmamış.

    --- alıntı ---

    çanakkale destanı tanıtım merkezi’nde yer alan 11 canlandırma odasından ikisinde, üç boyutlu gösterim yapılıyor. ‘harbe giriş’ adlı birinci salonda, osmanlı devleti’nin savaşa giriş nedenleri anlatılıyor. ‘nusrat mayın gemisi’ adlı ikinci salonda, deniz savaşlarında nusrat’ın boğaza döşediği mayınlarla savaşın kaderini değiştirmesine yer veriliyor. ‘itilaf devletlerinin muharebe planları’ adlı üçüncü salonda ise, ingiliz ocean gemisinin türk tabyalarına top atışları üç boyutlu olarak izlenirken, top atışlarının yarattığı sarsıntı ziyaretçilere mekanik sistemle birebir yaşatılıyor. ‘mecidiye tabyası’ salonunda, seyit onbaşı’nın top mermisini sırtlayarak kaldırıp namlıya sürme anı izleyici aktarılarak, büyük kahramanlık adeta yeniden yaşatılıyor. ‘kara muharebelerine hazırlık’, beşinci salonda gelibolu yarımadası haritası üzerinde anlatılıyor. ‘dönüm noktası salonunda’ 261 rakımlı tepede, 19’uncu tümen komutanı yarbay mustafa kemal’in ‘ben size taarruzu değil, ölmeyi emrediyorum’ şeklinde tarihe geçen emri, film ve hologram tekniği bir arada kullanılarak canlandırılıyor. ‘siper muharebeleri’ salonunda ise ziyaretçiler siperler arasında, cephedeki bir savaş sahnesini izleme fırsatı buluyor. ‘gökkubbeden gelibolu’ salonunda ziyaretçiler koltukta oturup dinlenme fırsatı bulurken, tavana 7 projektör ile yansıtılan savaş sahnelerini izliyor. ‘çanakkale geçilmez’ salonunda, üç projeksiyonla ingiliz ve anzak birliklerinin geri çekilişi anlatılıyor. ‘hatıralar’ salonunda, türk askerlerinin hatıraları ziyaretçilere aktarılıyor.’1915’ten günümüze’ adlı son salonda ise türkiye’nin eğitim, sağlık sanayi, ticaret, tarım, ulaşım, enerji, askeri ve siyasi ilerleme ile gelişmeleri çeşitli görsellerle anlatılıyor. merkezde, ayrıca 160 kişilik bir konferans salonu ve çanakkale savaşları malzemelerinden oluşan bir müze de bulunuyor
    --- alıntı ---

    destanı destan gibi aktaramıyor maalesef, kopuk kopuk hikayeler ve salon yapısı, bütünselliği biraz bozuyor.. kullanılan teknolojide dünyada çok daha iyi örnekleri olan basit sıradan bir turist olarak benim dahi gördüğüm bir teknoloji.
    buna rağmen ülkemizde böyle bir merkezin yapılmış olması güzel, daha önce farkına varmadığımız unsurları farkettirmesi güzeldi. görüntülerden en çok aklımda kalan 3 sahne var.

    1- salonlardan birindeki gemilerden atılan devasa bombalar
    2- seyit onbaşının topu sırtlayıp çıktığı yerde "yapamazsın" deyip bakan yardımcı olmayan saf eleman ve seyit onbaşının sırtında topla bir kaç basamaklı bir platforma çıkıp top mermisini yerleştirmesi.bugüne kadar seyit onbaşının hemen yanında bir top olduğunu düşünen beni şaşırttı. baya merdivenlerden topla çıktı adam.
    3- geri çekilen ingilizlerin manken askerler kullanması ve askerlerin eline su doldukça tüfeğin patlamasına sebebiyet verecek bir düzenek yerleştirmeleri.

    ama o son salon yok mu resmen dsi işleri ile ak parti propaganda salonuydu. canlandırma merkezi milli park içinde diye , milli parklar orman ve su işleri bakanlığına ait diye ** baraj ve dsi reklamı yapılmaz yani.oha diyorum başka bir şey daha diyorum ama neyse.
  • iyi fikir, güzel sunum ama berbat bir son. arkadaş bütün her şey çok güzel anlatılmış, sahneler çok iyi, platformlar on numara fakat o son salon yok mu? hadi 10’ncu salonu (hatıralar salonu) da geçiyorum. orada da belli ediyor zaten ama 11’nci salonda gözümüze soka soka akp reklamı yapılıyor arkadaş. içeri girerken aklımda hep bir şüphe vardı. ulen acaba nereye nasıl sıkıştırırlar da kendilerinin reklamını yaparlar diye ama bu kadarını beklemiyordum. o son salonun adı 1915’den günümüze türkiye gibi bir şeydi yanlış hatırlamıyorsam. madem öyle oraya kısa kısa anlat arkadaş, uzatma azıcık değin yeter. bir ismet inonü’den bahset, fahri korutürk falan de. turgut özal, süleyman demirel, ne bileyim bülent ecevit, necmettin erbakan… ama hepsini geçiyor arkadaş. uçan uçaklar, koca koca gemilerden sonra zınk abdullah gül ve ingiltere kraliçesinin fotoğrafı, recep tayyip erdoğan’ın türk bayrağını yerden aldığı sahne falan...

    11 salon var bilet fiyatları tam 13 lira, öğrenci 3 lira.

    herşey çok güzel, gayet başarılı şekilde tarihi olaylar anlatılmış ama arkadaş 1,18 liramı helal etmiyorum. baştan söyleyeyim. ne güzel aşka gelmişim. çanakkale ruhu işlemiş her zerreme. birden karşımda malum ikili...

    kişisel tavsiyem geçilebiliyorsa 11 no’lu salonu transit geçin.
  • çanakkale savaşının anlatıldığı, alt katında savaştan hatıraların bulunduğu bir müze içeren, gelibolu kabatepe'de bulunan binadır.

    neyse gittim ben buraya,

    11 salonda, video ve dekor destekli olarak çanakkale savaşını başlangıcından bitişine kadar anlatmayı hedeflemişler,
    salonlarda büyük bir sinema perdesinde video gösterimi yapılırken, o sırada anlatılan bölüme uygun tasarlanmış dekor da görüntüleri destekler şekilde hareket edebiliyor
    (mesela nusret mayın gemisinin anlatıldığı salon bir gemi güvertesi şeklinde olması yanında patlamalarda filan sarsılarak görsel malzemeyi destekliyordu)

    anlatım oldukça trt1 ve canlandırmalardaki oyunculuk filan da bayağı bir müsamere işi, o kadar para harcanarak hazırlanan bina ve kullanılan alt yapıya yazık olmuş.
    tabii ben böyle söylüyorum ama çanakkale şehitliğine kahraman ecdadıyla gurur duymaya ve şehitlikte fatiha okumaya gelmiş herhangi bir vatandaş için tatmin edici bir gösteri, benim birlikte izlediğim toplulukta bir çok insan oldukça duygulandı.

    gösterimin atatürk ile ilgili bölümü bazı ziyaretçiler tarafından çoşkuyla alkışlandı, mustafa kemal verdiği emirlerle savaşın kazanılmasında en büyük katkıyı yaptı dediğinde çoşkusuna hakim olamayan abi alkışlarına etraftan katılım olmayınca alkışı biraz uzattı ama sonra baktı kmse katılmayacak vazgeçti. bunun sebebi o bölüme kadar osmanlı ordusunun çanakkale savaşındaki komuta kademesinin liman von sanders'ten başlayarak detaylı tanıtımında mustafa kemal'in hiç adının geçmemesi ve ziyaretçilerin mustafa kemal'in yarbay olarak savaşın kazanılmasında birinci adam olması konusunu abartılı bulmuş olması olabilir.
    bence de resmi tarihçilerimiz çanakkale savaşında mustafa kemal'in rolünü gereksiz yere büyüterek mustafa kemal'e haksızlık etmişler, yarbay rütbesinde bir asker olarak kendi sorumluluk alanında muhakkak çok önemli başarılar kazanmıştır ama mareşal düzeyinde idare edilen bir ordunun en önemli adamı olarak gösterilmesi biraz seyirciye oynamak.

    son salonda yapılan akp propagandası ise son derece zorlama ve sakil olmuş, akp sempatizanlarının bile beğendiğini sanmam, son bölümde "çanakkale'den günümüze" başlığı altında hesapta ülkenin geldiği seviye anlatılıyor ama çanakkale savaşından sonrasının anlatıldığı bu bölümde çanakkale savaşı sonrası istanbul'un işgal edilmesi, kurtuluş savaşı, cumhuriyetin ilanı, lozan filan atlanarak doğrudan akp hükümetinin icraatlarinin görüntülendiği, recep tayyip erdoğan'ın dünya liderleriyle obama'yla filan şakalaştığı görüntüler yine başbakanın türk bayrağını yerden aldığı damar görüntüler filan kullanılmış ama en gereksizi ülkenin geldiği noktayı anlatmak için ordunun şu anki toplarını bombalarını göstermek olmuş az önce savaş kötü bir şey mesajı verdikten sonra bu kadar militer bir final o kadar olumlu mesajı bok etmiş.

    (abdullah gül ve eşinin de yine ingiltere kraliçesiyle birlikte görüntüleri konmuş araya heralde abdullah gül gelirse ayıp olmasın diye)

    neyse sonuçta fena bir yer olmamış ama parayı bina ve teknik donanıma harcarken içeriğe ve canlandırmalardaki oyunculuklara da özen gösterseler bununla beraber tanıtımın sonuna da gereksiz bir ulusa sesleniş kaktırmasalar daha iyi olurmuş.

    bunlar dışında canlandırmalardaki içerik hataları ve özensizlikler hakkında belgeselci seyit ahmet sılay aşağıda sıraladığım eleştirileri yapmış:

    - mustafa kemal (atatürk)’ i canlandıran oyuncunun üzerindeki üniforma, çanakkale dönemine ait değildir. başındaki enveriye ( kabalak) modeli ise hiç kullanılmamıştır. kullanılmadığı gibi, böyle bir enveriye hiçbir surette üretilmemiştir.

    m. kemal’ in boynunda asılı duran ve gözetlerken görüntülendiği dürbün “opera” dürbünüdür. oysaki o dönem subayları, osmanlı ordusu için üretilen rodenstock veya zeiss dürbünü kullanıyorlardı. m. kemal’ in omzunda yer alan apoletler ( otel valesinin omuz süsüne benziyor) de ne o dönemde nede cumhuriyet sonrası türk ordusunda kullanılmamıştır.

    - türk subay ve askerlerinin başlarında yer alan enveriyeler de tamamıyla hatalıdır. o şekil bir enveriye osmanlı ordusunun hiçbir cephesinde kullanılmamıştır.

    - osmanlı ordusu yaklaşık 13 çeşit tüfek kullanmıştır. ancak, en çok kullanılan ve bilinen gew 98 alman modelidir. oysa ki, belgesellerde askerlerimizin ellerindeki tüfekler tamamıyla yanlıştır. ve ayrıca bir sahnede askerimizin düşmana çevrilmiş tüfeğinin namlusundan demir parçasının sarkması görülen tuhaflıklardan biridir.

    - osmanlı askerlerinin süngüleri de 1945 modeldir. belgeselde kullanılan süngülerin o dönemle bir ilgisi bulunmamaktadır.

    - yine türk askerlerinin omzunda, günümüz subaylarının kullandığı omuz manşetleri var. oysaki o dönem askerlerinin ceketlerinde bu manşetler kesinlikle yoktur.

    - türk subaylarının ceketlerinde ( liman von sanders’ in karargâh subayları dışında) cep olmaz, düzdür. cepli ceketler, sadece alman subaylarında vardır.

    - subaylarımızın üstten ikinci ceket düğmesi altında, hat şerit vardır. oysaki simülasyon belgesel filminde hiçbir subayımızın ceketine bu şeritler konulmamış.

    - türk subaylarının omuzlarında yıldız kullanılmış. rütbeyi belirten yıldızlar cumhuriyetten sonra kullanılmıştır. o dönemde yıldız kesinlikle yoktur. rütbeler apolet şeritleri ile belirlenirdi.

    - ingiliz ve anzak askerleri tek model tüfek kullandı.bunlar; ingiliz enfield 303 tüfekleriydi. oysaki belgeselde yer alan tüfekler farklı.

    - çok önemli ve belirgin olan yanlışlardan biri de, ingiliz askerlerinin kullandıkları miğferlerdir. çanakkale savaşında ingiliz askerleri, “safari helmet” denilen, enseye kadar inen, üzeri kumaş kaplı başlıklar kullanmışlardı. belgeseldeki ingiliz askerlerinin başlarında, amerikan modeli dediğimiz tencereye benzer yuvarlak metal miğferler var. halbuki ingilizler bu miğferleri sadece ve sadece avrupa’ da ki cephelerde kullandı. çanakkale’ de bu miğferlerden bir tane dahi kullanılmamıştır.

    - avustralya ve yeni zelanda askerlerinin başlarındaki şapkaların sol ( süngünün takıldığı yer) kısmı katlanır ve üzerine “batmayan güneş” rozeti takılır. oysaki belgesel filimde bu şapkalar sağdan katlanmış ve komik durmakta.

    - ingiliz ve anzak askerlerinin teçhizatları ( kütüklük, süngü, kürek, matara vs.) tamamıyla yanlış. sağ ve sol göğüste beşerli olmak üzere, onar adet kütüklük vardır.

    - animasyonlarda görünen ingiliz queen elizabeth gemisinin topları eksik. ayrıca o görüntüdeki gemi, savaştan sonra modifiye edilmiş hali ile karşımızda durmakta.

    - queen elizabeth gemisinde masaya oturmuş toplantı yapan subayların şapkaları düz durmaktadır. halbuki o şapkaların ters durması gerekmekte. ayrıca amiralin rütbesini belirten şeritlerde fazla. benim konum olmasa da yapılan çalışmanın ciddiyetini anlamak için dikkat çekmek istediğim bir başka husus da; bahsi geçen toplantıda duvarda asılı günümüz pilli saatlerinden biri durmaktadır ve geçen süre içinde saat hep 10: 12 yi göstermektedir.

    - aynı toplantıda kara harekâtı da konuşulmakta. oysaki ne resmi yazışmalarda ne belgelerde kara harekatı hiç geçmez. bırakın kara harekâtını konuşmayı, ingiltere’ ye çekilen telgraflarda; istanbul’ a varış saati verilmekte, çaylarını boğazın neresinde içeceklerini konuşulmaktadır.

    - 18 mart gününü konu alan animasyonda, bir sahnede gemiler ters gitmektedir. ( duyduğuma göre rapordan sonra bu düzeltilmiş)

    - hilal-i ahmer türk sahra çadırı üzerinde, günümüzde kullanılan ay yapılmış. oysa ki o dönemde bu ay, daha kalın ve dolgundur.

    - nusrat mayın gemisindeki kaptan bahriyeli askerlere nutuk çekiyor. o sahnede gözüken türk denizci kıyafetlerinin bu dönemle hiçbir ilgisi bulunmamaktadır.

    - en önemli hatalardan biri de, seyit onbaşı’ nın anlatıldığı belgeselde yapılmış. düşman top ateşi sonrası seyit onbaşı ve bir asker dışında herkes ölüyor. kimse kalmadığı için seyit onbaşı topu sırtlamak zorunda kalıyor. oysaki tarihi gerçek bu değil. düşman top ateşi sonucunda bizim 24 lük topumuzun, calaskar ve top sürgü haznesi vuruluyor. çalışmayan calaskar sonucu o mermi yukarı çıkartılamıyor. işte o zaman seyit onbaşı mermiyi sırtlıyor. yapılan düşman atışı sonucu zayiat veriyoruz ancak, tüm asker ve subaylarımızın öldüğü yanlış.
  • beleş girmemiş olsam verdiğim paraya da acırdım, ama şimdi sadece yitip giden 1 buçuk saatime üzülüyorum. ne idüğü belirsiz bir yapı, ilkokul müsamerelerinden 15 dakikada derlenmiş kof bir içerik, daha da beter canlandırma ve 3d animasyonlar... özetle, günümüz türkiye'sine yakışır bir sikkoluk abidesi.
  • kabatepe feribot iskelesine yakın bir noktada, orman içinde, şu noktada bulunur.

    bir de, acaba daha boktan bir ad verilebilir miydi diye merak ediyorum. destanı canlandırma merkezi ne amk?
  • 11. salonun içeriğinin değişmesi gereken merkezdir.
  • geçen yıl gittim buraya. içerisi havaalanından farksız olan bu yer son salonundan anlaşılacağı üzere çanakkale'den çok "akp reklam arasını canlandırma merkezi"dir. uzun adam şehitten, gaziden yardırıp "türkiye'yi bu noktaya getirdik" demeye getiriyor. zannedersin 100 yıldır kendisi yönetiyor, cumhuriyeti falan kendisi kurdu.
  • doğrusu: ''çanakkale destanı tanıtım merkezi'' olan yapının adı. bu başlığı açan zat yanlış açmış.

    yapıya gelirsek; beton yığınından başka bir şey değil. sadece dış tasarımına bakarak bunu söylüyorum, çanakkaleli olduğum halde bir kez olsun gidip gezmedim, kabatepe'ye denize giderken baktım sadece hep. zira o kadar ilgisiz, alakasız bir beton yığını olmuş, cazip gelmiyor insana. yorumlardan okuduğum kadarıyla da pek kaliteli değil zaten içi de. o geniş bölgeye yapılacak 2 şey vardı:

    1- güzel park-bahçe alanı olabilirdi. zira abideye, şehitliklere giden yol üzerinde bulunuyor. dışardan gelen insanlar için çok güzel bi dinlenme alanı olurdu böylelikle, araçlarını park eden insanlar eşsiz manzara karşısında piknik yaparlardı.
    2- ya da illa böyle beton yığını yapılacaksa istanbul'daki panorama gibi bir şey inşa edilmeliydi. 3 boyutlu sinematik filmden ziyade 3 boyutlu resim olmasını tercih ederdim ben.

    kısacası olmamış. buraya gelenler merakla geliyor ama gerçekten dediğim gibi beton yığınından başka bir şey değil.