şükela:  tümü | bugün
  • (bkz: ama)
    (bkz: veya)
    (bkz: ickin)
    (bkz: askin)
    (bkz: felsefe sozlugu)
  • bir kısır döngü romanı. cannot find server tadında bir yaklaşım.
  • zannımca bu eseri anlayayazmak içün az biraz mürekkep yalamış olmak lazım gelmektedir. zira zannımca ibn haldun ve james joyce'yi birbirini destekler mahiyetinde kullanmak, daha da ötesi bunu anlamak önemli bir meziyettir. kitabın göbeğinde bulunan henry james ve scott fitgerald incelemeleri, ve bu eserlerin avrupa tarihine düştüğü izlerin anarşizme kaçacak şekilde kaleme alınması, yazarların satır aralarını okumadaki ustalığın bir göstergesidir. kitap boyunca yaratılan kavramlar, sıgmund freud'a ve karl marx'a yapılan iğneli göndermeler de freud ve marx'ın mutlak doğrular olmadığının altının çizilmesidir. michel foucault'da önsöz yazmıştı yanılmıyorsam buna. oradan anlaşılmalı iyi bişiii olduğu.
  • foucault'nun modern iktidar kavramının aslında işaret ettiği nokta. insanlardaki "ya içindesindir çemberin ya da dışında" inancı, özellikle demokratik toplumların insanda "ben varım bu sistemin temelinde, sistem yani benim yarattığım" hissini doğurması, "siyasal eylem mi yapıcaksınız buyrun yapın kardeşim, yapın bağırın çağırın, yorulun enerjinizi tüketin, ha olay çıkarsa müdahale ederim ama karışmam yapmayın etmeyin diye" tavrını takınması sistemin, cinselliği çok önemli bi araç olarak kullanması insanların enerjilerini harcamaları adına, bi taraftan insanları özgürleştirir, kışkırtır ve yaşatırken bi taraftan görünmez kelepçeler takması sistemin içine daha da hapsetmesi.
  • kapitalizm, herşeyi çözüp kendisine eklemlemesinden herşeyi içine alan bir pozisyona geçmişse, yani piyasa tüm yaşam alanlarını işgal etmiş, her şeye her yere damgasını vurmuşsa hatta kendi krizlerini bile metalaştırıp pazarlayabiliyorsa, tam anlamıyla bütünleşmişse, şimdi ve burada ise ve de gözlerden kaybolmuşcasına doğalllaşmışsa aynı zamanda hiç bir yerde demektir. karadelik misali herşeyi içine aldığına göre ona muhalefet etmenin tek yolu onun içinde bir konum belirlemek yerine göçebe olmaktır. bir göçebe pozisyonu almaktır. yüzer-gezer olmak, yersiz yurtsuz, kendini evde hissetmeme haline denk gelen bir muhalif konum yani...göçebenin akışkanlığıdır muhalif olmanın tek yolu...
  • (bkz: rhizome)
  • kapitalizm ve şizofreni arasındaki bağı, bunalımlar sistemiyle açıklayarak; kapitalizmin bunalımlar ve çelişkiler sonucu yıkılacağı görüşünün duvara tosladığını söyler ve ayakta kalma nedenini bunalımlara, çelişkilere bağlar.
    psikanaliz de tıpkı kapitalizm gibi hasta insanlara ihtiyaç duyar. kendi normlarına uymayan kişiler, sistemin dışında kalanlar şizofrenidir ve devletin bu kodlama sisteminin karşısına yersizyurtsuzlaşmayı (bkz: deterritorialization) koyar.

    benzerinin * görece edebi bir dille anlatımı için, gündüz vassaf, cehenneme övgü önerilir.
  • deleuzenin bir röportajda amacını ve oluş sürecini "biz bir akıl hastası kitabı yazdığımızı iddia etmiyoruz, yalnızca tam olarak içinde kimin konuştuğunu, -bir doktorun mu, bir hastanın mı- kimsenin bilmediği bir kitap yazdık. bu yüzden bu kadar çok şair ve yazar kullandık; kim onların doktor ya da hasta-uygarlığın hastası ya da doktoru- olduğunu söyleyebilir ki? şimdi tuhaf bir biçimde bu geleneksel ikililiğin ötesine geçmeyi denediysek, bu tam olarak birlikte yazmış olduğumuzdandır. ne birimiz ne de diğerimiz akıl hastası ya da psikiyatr idik. psikiyatr ve hastasına ya da hastası ve psikiyatrına indirgenemeyecek bir süreç bulabilmek için ikimiz de var olmak zorundaydık. süreç bizim akış dediğimiz şeydir.bu sözcüklerin, düşüncelerin, bokun, paranın akışı olabilir.bir mali mekanizma ya da şizofrenik bir makine olabilir.bu kitabın bir akış kitap olmasını düşledik" diyerek anlattığı kitabı.