şükela:  tümü | bugün
  • yaz geldi ya, çarşaftan marşaftan yıldım. bi de sivrisinek. çarşafa da değineceğim ama önce sivrisinek. lan kabilesini siktiğim, lan aşkını ızdırabını siktiğim, lan ırzını namusunu siktiğim, oğlum nedir lan senin derdin? nedir yavrum senin sıkıntın? zaten canım sıkkın, iş güç diye saçımı dökecem, sakallarım beyazlamaya başlamış -sakallar kırlaştı kızlar, çok tarz oldu kıps;)-, lan bari bir rahat huzur ver lan geceleri. yavrum bak ben her yaşama saygılıyım, almıyorum sinek ilacı filan, anlıyorum besin zinciri, anlıyorum sana da lazım glikoz basılmış kan. oğlum her türlü biyolojik ihtiyaca tamam, üreyesin diye benim bedeni kullanmaya eyvallah, diri vicudumu garsoniyere çevirdin onu bile çektik sineye ama be amın feryadı, be oruspu evladı, be şerefsiz kere şerefsiz ruh hastası, baş parmağımın iç tarafını nerden buldun da sömürdün? sonra tembel olduğumu mu anladın da odanın en uzak tarafına geçiyorsun, öyle kesiyoruz birbirimizi uzaktan, dokunmadan sevişiyoruz? bi de diyolar ki evrim yok. aha sana evrim, 2 tane orospu çocuğuyla başedemedim kaç gündür. önce bi tane piç vardı, baktı ben götümü kaldıramıyorum, hısım akraba, eş dost, memlekette tanıdık ne varsa doluşturdu odaya tabiatını siktiğim. lan zaten üşengeç adamım, bi de karanlığa karanlığa saklanıyor ibneler.

    sonra çarşaf, lan bu yaz mevsiminde bu çarşaf dedikleri değil mi ki ateşten gömlek, değil mi ki ejderha nefesi, değil mi ki her kıvrımda katmer katmer harlı ateşle pişiren bu biçare bedeni? arkadaş yüzü koyun yatıyorum, sırt üstü yatıyorum, deli yatıyorum, ayakları sallıyorum yatıyorum, bacakları sallıyorum yatıyorum, götümü dönüyorum yatıyorum; yok amına koyim lan, ecel gibi pezevenk, illa ki düşüyorum kucağına. kaç gecedir 2 saat ya uyuyorum, ya uyumuyorum. ya yapıyorum ya yapmıyorum da ne kadar sikindirik bir kullanım amına koyim. ya yapıyorum ya yapmıyorum. sanki başka alternatif var. şu klasik sevimsiz stand-up geyiğine de girdim ya, allah da beni kahretsin. çarşaf diyordum; hadi gece ettiğin ezayı da geçtim, be kurban olduğumun tekstil materyalı, be naftalin kokulum, bir sabah olsun da kırışmamış ol, bir sabah olsun da süpriz yap. olum kaç senedir gördün mü hiç yatak topladığımı, bilmiyor musun sen yataktan kaydıkça seni düzelteceğime yatağa sarıldığın tarafa kaydığımı? koca yatakta 2 karış yerde yatıyorum pe pezevenk, bi faydan dokusun lan.

    ya çarşaf deyince aklıma geldi. üniversitedeki ilk senem olması lazım, konser sikine beni kuş uçmaz kervan geçmez bir yere sürüklediler. rakçıyız ya, yağmur çamur sökmüyor tabii o zamanlar. aga böyle mal gibi, tıpkı bir zağar gibi dikilirken bir kız geldi yanıma akça pakça böyle.

    -bakar mısın?
    +(bakmam mı lan)efendim?
    -çarşaf var mı?
    +ne?
    -çarşaf diyorum, çarşaf. var mı?
    +(çarşaf ne amına koyim lan) yok ya, mevsimi gelmedi diye şeyapmadım :))
    +fakat gidiyorsun?

    konserde kız görecek, gelecek de manitacılık yapıcam. o zamanlar mantıklı geliyordu lan bunlar bana. toyluk işte. bi de kontra espriyle ekmek kovalamalar filan, pek fena pek. gerçi uzun süre kız benle konuşmak için çaresizce fırsat yaratmaya çalıştı diye düşündümdü ama sonradan öğrendim ki çarşaf diye ot sardığın kağıda derlermiş. kız benim beti benzi atık görüp de otçu motçu sandıysa demek. ayıptır lan.

    yanisi uykusuzluk çok kötü, gözlerim hep kedi amcığına döndü. tövbe tövbe.
  • renk ve kumas secımınını dini kalıplar içinde tartışmaz ve bir misyon yuklemezseniz gelmiş geçmiş en rahat kadın kıyafetidir .
  • yataga serilen bez parcasina denir.. boylece yatak yerine o bez parcasi kirlenir cunku bez parcalarini degi$tirmek yatak degi$tirmekten daha kolaydir
  • farsçası sadece "çadar" olan kelime. türkçeye uyarlarken "gece çarşafı" anlamında "çadarşeb" ismi verilmiş, zaman içinde "çarşaf" olmuştur.
  • çarşaf giyiminin türk kadınları arasında ilk yaygınlaşması ii. abdülhamid dönemi olarak kaydedilmiş [1].

    çarşaf istanbul'a suriye’de görev yapan bir paşanın ailesindeki hanımları tarafından getirilmiş ve akabinde diğer kadınlar arasında da kabul gören bir kıyafet olmuş [2].

    ferace’nin yerini almaya başladığı ilk zamanlar çok hoş karşılanmamış, hatta abdulhamid ilk etapta bu yeni kıyafeti onaylamamış. hem kadınlar için uygun bir kıyafet olarak görmediğinden, hem de çarşaf giyen bir erkeğin hırsızlık yaparken kendini bu şekilde gizlemesinden ötürü, çarşafı once yasaklamış daha sonra ferace’yi yasaklayarak yerine çarşaf giyilmesine karar vermiş (ferace'nin yasaklanmasının nedeni süleymaniye çevresinde iki hanımın sokakta serserilik eden iki tarafından rahatsız edilip feracelerinin ve yaşmaklarının yırtılmasının etkili olduğu söyleniyor).

    seniha moralı o dönem çarşaf hakkında şunları yazmış:

    “ne biçimsiz bir giysi bu!...tek parçadan oluşan zarif feracenin yerine iki parçadan oluşan çarşafta, alt kısım belde toplanıyor; bir pelerinden oluşan üst kısım başı ve omuzları belin altına kadar örtüyordu. gözleri açıkta bırakan beyaz bir tül yerine kalın bir dallı yemeni yüzü kaplıyordu. kadınlar bunun içinde başsız birer hayalet gibi görünüyordu”[3]

    ilk başlarda giyilen çarşaflar bol ve şekilsiz bir görünümdeyken, ilerleyen dönemde modaya uygun renkler ve daha dar kesimler kullanılmaya başlanmış ama bu halk arasında pek de hoş karşılanmamıştır. lacivert ve siyah gibi koyu renklerin yanı sıra, kırmızı, mor, mavi gibi değişik pek çok renkte de çarşaflar giyiliyor o dönem. rahat ve kullanışlı olduğu için neredeyse tüm kadınlar tarfından giyilmeye başlanıyor zaman içerisinde. yine de saraylılar ve bazı üst zümreden kadınlar tarafından giyilmemekte [4].

    ---
    ilginç bi anektod da var konuyla alakalı:

    abdülhamid uzun bir süre yıldız sarayına kapandığı için çarşaf modasından haberi yoktur. dışarı çıktığı bir gün kendisi selamlayan çarşafları kadınları görünce, kadınların yas tutan hıristiyan kadınlar olduklarını zanneder ve yaverinden “türk usulü selam veren ve yas tutan bu yabancı kadınlar”ın kim olduğunu öğrenmesini ister[5]
    ---

    [1] fanny davis, the ottoman lady: a social history from 1718 to 1918.
    [2]ibid.
    [3]seniha sami moralı, çarşaf modası.
    [4]ibid.
    [5]ibrahim alaettin gövsa, türk meşhurları ansiklopedisi.
  • lan yazmayayım ayıp diyorum ama kendimi tutamıyorum.

    insanlar bu çarşafları nereden buluyor? alırken l, xl falan mı var nedir? niye desenlisi yok?
  • arapça'da cilbab.
    meraklısı için; çoğulu celabib.

    yakup kadri karaosmanoğlu'nun kaleme aldığı "çarşaf ve peçeye dair" isimli bir makale mevcut. cumhuriyet devrinin meşhur edebiyatçılarından olan karaosmanoğlu makalede kadına farklı bir pencereden bakmış. bakış açısında çok hoş bir tını yakalanmış.

    efenim makaleye gelince;

    "çarşaf ve peçeye dair

    bu çirkin asrın ve bu çirkin muhitin yegâne süsü, yegâne güzelliği sizin çarşafınız, sizin peçenizdir. yalnız bunlardır ki gözlere hâlâ bakmak tahammülünü, bakmak arzusunu veriyor. niçin onlardan müşteki gibisiniz? o mazrufa bu zarftan daha muvafık ne olabilir? sizi böyle gördükçe bir kadının başka türlü nasıl giyinebileceğini düşünüyorum ve çarşafsız-peçesiz bir kadın tahayyül edemiyorum.

    siz bizim aşkımızın, hürmetimizin, siz bizim kıskançlığımızın muti mahbubeleri değil misiniz? vücudunuzun şeklini alan bu dilfirib mahbesi sizin etrafınıza, sizin yüzünüz üstüne biz ördük; bizim ihtimamımız, bizim muhabbetimiz ördü.

    sizi güneşten, havadan, sizi kem nazardan sakındık da böyle yaptık. yazık değil mi ki o saçlara güneş vursun, o yüzü havalar, tozlar hırpalasın! yazık değil mi ki -ma'azallah!- o gözlerin harimine kolayca, laubali bir yabancı gözün kıvılcımı sıçrasın?

    düşündük ki, belki bilmeyerek, belki farkına varmayarak birine gülüverirsiniz. nazarlarınız belki, bilâihtiyar, birinin üstünde fazlaca tevakkuf ediverir. onun için yüzünüzü örttük. zira tebessümlerinizin, bakışlarınızın kıymetini biz anlıyor, biz biliyorduk. gönlümüz onların, öyle lüzumsuz yere heder olmasına acıdı da bir ipek mahfaza içinde muhafazalarına lüzum gördü. çünkü, siz hilkaten müsrifsiniz, hazinelerinizin bahasını bilmezsiniz; her şeyde bahil olan tabiat, bütün cömertlik kabiliyetini size verdi, sizin kalbinize döktü, fakat öyle bir ifrat ile ki, nihayet böyle bir tedbire ihtiyaç messetti. zaten insanların yegâne vazifesi tabiatın hatalarını tashihe çalışmak değil midir?

    insanlar, kadınlara tahakküm ettikleri gündür ki tabiata galip geldiler. cemiyetlerin ve medeniyetlerin esasını bir erkeğin kıskançlığı kurdu. 'memleketlerden, vatanlardan evvel ilk müdafaa edilen kadındı. bana inanınız, bütün bu evler, bu mabetler ve bu şehirler sizin için yapıldı ve sizin açıldığınız ve sizin kıskançlık mahbesini yıktığınız yerlerde derhal evler yıkıldı, mabetler harap oldu, şehirler çöktü. çünkü, sizin mahbesleriniz o yerlerin surları idi, kaleleri idi.

    niçin başka cinsten kadınlara bakıp ta başınızda garip mütalealara meydan açıyorsunuz? onlardan size ne? siz, başlı başınıza bir âlemsiniz; ben o âleme girdiğim dakikadan itibaren hariçte bir başka mevcudiyet var mı, yok mu? unuttum bile… siz niçin kendinizde herkesi unutmuyorsunuz?

    söze başlarken size demiştim ki bu çirkin asrın, bu çirkin muhitin yegâne süsü, yegâne güzelliği sizin çarşafınız, sizin peçenizdir. memnun ve müsterih yaşamak için bu kanaat size kifayet etmez mi? halbuki benim ruhumu sadece bu kanaat dolduruyor: peçeniz ve çarşafınız... bunlardır ki bana muhabbeti öğretiyor, hayata muhabbeti, aşka muhabbeti, memlekete muhabbeti öğretiyor; bahusus memlekete muhabbeti...

    zira, sizin bu örtüleriniz, bu süsleriniz değil midir ki minarelerden ve o al rayetten sonra bu serseri ruha biraz âşinâ melce ve bir emin mersa saadeti veriyor. peçenizin kudsiyetini şuradan anlayınız ki, bir yabancı elin ona uzanması ihtimali bile gayz nedir, hırs nedir, intikam nedir, kin nedir hiç bilmiyen bu tembel ve yorgun ruhda beldeler yıkacak, burç ve barular devirtecek bir ateş alevliyor.

    gördünüz mü? peçenizden bahsederken haşin adımlarla yüksek surlar etrafında dolaşan bir eski kahraman gibi söz söylemeye başladım. belki, bunların hiç birini yapmayacağım, fakat emin olunuz ki şu dakikada çok samimiyim. size, sizin örtülerinize ve süslerinize doğru teveccüh edince kendimi her şeye kadir farz ediyorum. tarih, menakıb-i beşeriyeyi dolduran en büyük kahramanlıklar bana birer çocuk oyunu gibi geliyor.

    sakın onları çıkarmayınız, sakın onları atmayınız. bu çirkin asrın, bu çirkin muhitin ortasında asalet ve zarafete yegâne dâl olarak bunlar, sade bunlar kaldı. insanlar, senelerden beri, insanlığı terzil için ve cemiyetlere manzaraların en fenasını vermek için sevimsiz bir cinnetle her şeyi devirdiler. bu güruha peyrev olmak size yakışır mı? ben sizi zamanların ve insanların fevkinde, onların haricinde biliyorum.

    siz mestur ruhlardan değil misiniz? dünya yüzünde tek başına kalan ulvî bir dinin ilâhı sizi bu sıfatla sair mahlûkat arasında mümtaz kılmamış mıydı? siz onun halkettiği cennetâsa âlemin meleklerisiniz. o, "kitab"ında sizin isminizi zikretti, o vakitten beri siz mukaddesat meyanına girdiniz; artık ne hale, ne maziye, ne de atiye mensupsunuz. yalnız unutmayınız ki, sizi bu mertebeye, bizim aşkımız, bizim hürmetimiz, bizim kıskançlığımız ıs'ad etti.”

    ( kânunuevvel 1331 / 1915 aralık yakup kadri karaosmanoğlu )
  • (bkz: rizla)
    (bkz: arap)
    (bkz: ocb)
  • kesinlikle düz renkli olmalıdır.

    bakın nevresiminiz desenli olsa bile ( ki olmasın, ki olacaksa da o desen makul renkler ve geometrik desenler olsun ) çarşafınız desenli olmasın. hatta çarşafınız sadece beyaz, bej,gri, mürdüm ve toprak renklerinde olsun. dolayısıyla nevresiminiz de bu tonlara uysun.

    niye derseniz verebileceğim tek cevap bence böyle daha şık olacaktır. o hayal ettiğiniz vahşi geceleri sarılı mavili iri çiçek desenli hele bir de farklı nevresim takımlarının çarşaf ve nevresimleri üzerinde yaşama fikri size de komik gelmiyor mu ?
  • esrar ın yanı sıra tütün sarmak için de kullanılan sigara kağıdı.