şükela:  tümü | bugün
  • tiryakilik derecesinde bardaklarca çay içip, içemediği zamanlarsa "ay zaten çay da içmedim bugün" sloganıyla dolaşıp eve geldiği dakika çaydanlığı ocağa koyduran insan türü.
    (bkz: çay ve kahve tiryakilerinin arasındaki soğuk savaş)
  • (bkz: melixir)
  • soba üstündeki caydanlik fısırtısı ile büyümüş kişilerde hasıl olan bir çeşit bağımlılıktır. ender bir örnek olarak ben küçük bir kızken bahçede oyunlar oynayıp, lastik üzerinden zıplayıp, top peşinde koşarken akşam dört dendi mi aşağıdan yukarı "annnnneeeee çay demlendi mi" diye sorar "evet" yanıtını alınca, bi koşu yukarı çıkar, çayımı içer, sonra tekrar bahçeye dönermişim. "kafası tutar şimdi, seninki çay ister, vardır diye ben de geldim" diyen mahallenin yaşlı teyzeleri de evi doldururlarmış. (bkz: geçmiş zaman olur ki)
  • çayı ince belli cam bardaktan başka bardakta içmeyen, poşet çay'ı asla ağzına sürmeyen çay hastalarına verilen ad.
  • soguyan cayin ustune sicak su ekleyerek daha cok icmeye kadar gidebilen bir sapkinliktir...
  • evde hangi odalara girdigi orda biraktigi bos cay bardaklarindan anlasilan insan modeli
  • (bkz: caykolik)
  • kahve içmez. poset çay içmez. çaya seker atmaz. lipton yellow labeldan nefret eder, kin besler. lokantada yemek yedikten sonra çay ikram edilmesini heyecanla bekler, edilmezse yüzsüzce ister. en sicak yaz gününde bile çayini demleyip içer. gerçek buzlu çay yapip içer kimi zaman da.. piyasada ice tea adi altinda satilan serbetlere ragbet etmez. elleri de soguk olur bu kisilerin.
  • ince belli bardak takıntılarından şüphe duyduğum insanlar. şimdi çay tiryakisi çaya şeker atmaz, 15 incebellibardak/gün civarında çay tüketen biri çaya dolu dolu iki kaşık şeker atarsa midesi bulanır, tiryakilik süreci başlamadan biter. ayrıca şeker atınca çayın tadı da değişir, benliğini kaybedip baldıran şerbetine döner. poşet çaydan nefret etmesi de gayet doğal, kolaseverlerin le cola içmemesi gibi bir şey bu. hem çay emek işidir, öyle zart diye "sıcak suya poşeti daldırdın, bitti gitti." olmaz. her zaman aldığın bir marka olacak, onun en iyi ne zaman demlendiğini bileceksin, sonra çayın olmasını sabırsızlanarak bekleyeceksin, tweety'nin babannesinin köpeklerinin ete sabırsızlanmaları gibi çaya bir süre erişeyemeceksin ki tadı çıksın. çaya sonradan su eklendi mi tadı bozulur, mundar olur, o da doğru. ama ince bel takıntısı nedendir? hadi el oğlu porselende içiyor, porselen ısısını koruyormuş, anlarım. bu ince belli cam bardak ne ısıyı korur, ne kulbu vardır, ne de çaya kandırır. bir çekersin, iki çekersin, üçüncüye çayın dibi ağzına gelir. hiçbir numarası olmayan bardağa mitler uydurmakta da gecikmemişler gerçi: çayın rengini gösteriyormuş, tavşan kanı olacakmış. iyi de ben pislik bir ocakçı olsam, demliğe kireç ihtiva eden herhangi bir mamul atsam, o renk tavşan kanı değil tavşan pisliği rengine dönüşmez mi? zaten tiryaki de çayın demini renkten değil tadından anlar, kıvamında değilse ikramsa içmez, siparişse çaycıyı uyarır. sonra neymiş, cam bardağın ağzı inceymiş. peki o zaman niye geniş belli cam bardağı ısrarla reddederiz, onun da ağzı incecik değil mi, dudaklara oturmuyor mu? hani şunun şurasında zevktaşız, biraz ağır kaçabilir ama bence bunu yapan şekilcinin önde gidenidir, kendine tarz yaratmak işine çayı alet ediyordur. şu nimetin ikonlara, sembollere, envayi çeşit yapmacıklığa ihtiyacı yoktur; kitlelere yaymak için imaj oluşturmak gibi bir amaç varsa, ki var demiyorum dikkat ederseniz, bilinçli çay tiryakileri bu emele gereken cevabı verecektir.
  • öğretmenler arasından çok çıkar. her tenefüste çay ve sigara içmekten emekliliğine doğru ciğerleri çöken nice öğretmen vardır. öğretmenler odasında tiryakiler için daima kaynayan bir semaver gibi bişey bulunur, ya da arçelik tiryaki. çay ve şeker ortak toplanan parayla alınır.