şükela:  tümü | bugün
  • filmlerin kralı beş şehir'den;

    "şevket: hiç ilgilenmedi benimle çay içmeye davet ettim, oraya da gelmedi.

    kedi: e, çaydan.

    şevket: ne çayı ne alakası var

    kedi: çaydan, çaydan... bu durumlarda kahve her zaman daha çok işe yarar. bak, çayda kadınları rahatsız eden bir şey, böyle "yerel bir tını" var.

    şevket: yerel mi? ne alakası var. çay yerel, kahve değil mi?

    kedi: bak, "benimle kahve içer misin sorusu bütün kadınlarda, hepsinde aynı rahatlatıcı çağrışımı yapar; beyaz fincan, porselen, şık, mayhoş aroma kokusu, hele latin ezgileri heheeeyy neler neler... ama çay, çay böyle "başarısız erkek" gibi bir şey demek çay."

    http://www.youtube.com/watch?v=jp-xiyiul2a
  • çayın kalabalıkla arası iyidir, kahve yalnızlık ister.
  • çayda tein vardır. kahvede kafein.
    çay kahvaltı esnasında, güne ayılmak için içilir. kahve sınav öncesi gece uyuyakalmamak için.
    kahve bol alkollü bir gecenin son durağıdır. çay böyle bir amaçla kullanılmaz.
    kahve falı vardır. çay falı da vardır. çay falı kahvenin çakması gibi dursa da, ikisi de yalandır.
    kahve selülit yapar, çay yapmaz*.
    bir bardak çaya 9 lira vermezsiniz. kahvenin önüne 10'lukları dizersiniz bakınız starbaks.
    çayın kötüsü iğrençtir, iğrenç. kahveyi ise nerede içeceğiniz pek de farkmaz.

    fakat kişisel fikrim: çay alır.
  • çay, tüm işlerinizi bitirip, televizyon karşısında uyuklama fırsatı yakalayabildiğiniz anda yüzünüzde oluşan ifadedir.
    kahve, tüm işlerinizi bitirebilmek için ayakta kalmanızı sağlayan şeydir.

    kahve sevmeyen, çaya aşık olan bir insan olduğumdan böyle düşünüyorum tabii ki. kahve dediğin, ayık tutmasının dışında, ayda yılda bir, eş dostla içilecek bir şey benim için. kahve dediysem de bol krema filan. kahveli krema yani bildiğin. ama çay... çay... şerefsiz. içiyorum, içiyorum, doymuyorum. kitapsız!
  • türkiye'de çayın 50, kahvenin 500 yıllık mazisi vardır*
    ama nedense çayı milli içeceğimiz olarak görür, kahveye üvey evlat muamelesi yaparız.
  • kahve üst üste 5 kere içilmez ama çay içilir.
  • çay istanbul'dur. kahve new york city.
    istanbul sokakları'nda iyi bir kahve içmek pahalıdır, nyc'de taze demlenmiş çay içmek neredeyse imkansız.
  • çay samimidir, sıcak kanlıdır. kahve ise daha soğuktur, yapmacıktır, götü kalkıktır hatta.
  • [http://en.wikipedia.org/…sweden's_coffee_experiment http://en.wikipedia.org/…sweden's_coffee_experiment]
    özetle bu kral "ulan bunu içiyoruz ama dokunmasın. kesin zararlı bu" diye şüphelenince bulmuş oradan ikizleri ve "sen günde x bardak çay iç, sen de günde x bardak kahve iç." demiş, iki tane de adam koymuş başlarına. doktorlar ölmüş, kralı da öldürmüşler yani deney kalmış öyle maalesef.
    çay içen önce ölmüş. :(
  • bildiğimiz kadarıyla kahve çaya göre daha genç bir içecek. çayın tarihi mö 2700'lere kadar dayanıyor, kahveninkiyse ms 900'lere.

    kahvenin avrupa'da 19 yüzyılda teknolojiyle, 20. yüzyılda da daha ileri teknolojiyle buluşması bize espresso ve türevlerini verirken çay çin'den 4700 küsur yıl önce nasıl çıkmışsa aynı şekilde hazırlanıyor. gördüğü en büyük devrim poşete girmesi. toza dönüştürülmesi girişimi de oldu ama tutulmadı (buzlu çayı teknoloji olarak sunasım yok).

    kahvenin teknolojiye yatkın olması içeceğin sert bir çekirdekten üretilmesiyle* alakalı. yetiştirilmesi, fırınlanması, öğütülmesi ve pişirilmesi üzerine burada sayılamayacak kadar fazla yöntem ve detay var. belki şaraptan fazla teferruata sahiptir.

    bazılarının kahve bitkisinin yapraklarını demleyerek çay şeklinde tükettiğini de duymuştum. tadı yeşil çay gibiymiş.

    aşağıdakiler de benim kahve ve çayla ilişkim üzerine:

    - ikisini de severim ama herhangi bir anda çay mı kahve mi diye sorulsa vereceğim cevap daima çay olur.

    - en yumuşak espressoyu bile art arda en fazla 2-3 fincan tüketebiliyorum, fazlası elimi ayağımı titretiyor. çay öyle değil. gün boyunca içebilirim.

    - türkiye'de çay demlemeyi bilen malesef pek yok. gerek evlerde gerek dışarıda önüme çay diye konulan şey genellikle fazla demlenmiş, demlendikten sonra da gereksizce uzun süre ateşte bırakılmış, katran gibi, zehir gibi bir şey. halbuki taze çay doğru sürede demlenip ardından da altı kapatılıp öyle tüketildiğinde kesinlikle acı olmaz, içene ferahlık verir.

    - kahve kokusuyla tadı tamamen alakasız bir içecek. en iddialı kahvede bile durum budur, mis gibi koku alırsınız ama pişince bambaşka bir şeye dönüşür. çayda pişmeden önce ve piştikten sonraki koku arasında önemli bir fark yoktur.

    - kişisel tercihim bergamutlu çay. zamanında bergamutlu çayı bir kez tattıktan sonra bir daha asla düz çay içmek istemedim. ikram edildiğinde ayıp olmasın diye içiyorum ama sıcak su içiyormuşum gibi geliyor.

    not: bergamuttan söz açılmışken, earl grey şuradaki değerli beyefendidir. aynı zamanda bir harmanın adıdır ama earl ve grey kelimeleriyle çay arasında anlamsal bir bağlantı aranmaması gerekir. earl grey'i early grey zanneden bir arkadaşım bunun aslında "erkenden grileşmiş çay yaprakları"ndan yapıldığı üzerine bir hikaye sallamıştı. atma lan o eski ingiltere başbakanı deyince de çok bozulmuştu. özetle earl bir ünvandır, grey de adamın soyadı. grey ailesinin yaşadığı howick hall'un suyu çok kireçliymiş. yaptıkları çaylar lezzetsiz oluyormuş. yardımını istedikleri bir mandarin, kirecin acılığını dengelemek için çayı bergamut portakalı yağıyla harmanlamış. misafirleri bu çayı çok sevmişler. bergamutlu çay kısa sürede moda olup ardından twinings markası altında dünyaya yayılmış.