şükela:  tümü | bugün
  • halen yeniçağ gazetesi'nde köşe yazıları yazan, şair ve yazar. "hazar üstüne yazılanlar" (edebi derleme), "nikolay’ın av köşkü" (öykü), "türk’e baştan başlamak" (şiir) ve "edebiyatlaşan vergiler" (araştırma-inceleme) isimli kitapları vardır. bunun dışında şiir, öykü ve yazıları birçok dergide yayınlandı.

    kendisinin asıl mesleği ise yeminli mali müşavirliktir ayrıca. mesleği ile alakalı da pek çok makalesi çeşitli dergilerde yayınlanmıştır.

    yayinlanmiş kitaplarindan bazilari için: http://www.kitapyurdu.com/…s=2&x2=0&ara.x=0&ara.y=0
    mesleki makalelerinden bazilari için:http://www.muhasebetr.com/yazarlarimiz/cazim/

    kendisinin bir özgeçmişini buraya eklemeden önce kendisi hakkinda söyleyebileceğim ise çok yardimsever ve iletilere çok çabuk cevap veren biri olması.

    kendisine ait siirdostu.com sitesinde yayınlanan bir özgeçmişi için:

    http://www.siirdostu.com/sairler/cazim_gurbuz/

    "1948 yılında bayburt'ta doğdu. atatürk üniversitesi işletme fakültesi'ni bitirdi. ziraat bankası'nda memurluk, tekel ve türk standartları enstitüsü'nde başmüdürlük ve bölge müdürlüğü görevlerinde bulundu. erzurum meslek yüksek okulu'nda iki yıl banka muhasebesi ve ticari hesap dersleri verdi. bu görevlerin ardından, bir süre özel sektörde çalıştıktan sonra, uzun yıllar serbest muhasebeci mali müşavir olarak hayatını sürdürdü. 2000-2001 yıllarında toprak mahsulleri ofisi genel müdürlüğü yönetim kurulu üyeliği yaptı. 2001 yılında, girdiği mesleki sınavı kazanarak yeminli mali müşavir oldu. evli ve iki çocuk babası olan câzim gürbüz, kocaeli-izmit'te oturuyor ve yeminli mali müşavir olarak ekmeğini kazanıyor.
    şiir defteri yayınları arasından çıkan ve 1990 ile 1993 yıllarında birinci ve ikinci baskıları yapılan "ateşkes çağrısı" ile 1993 yılında yine aynı yayınevince yayımlanan "saman o yana, buğday bu yana" ve 2007 yılında yayımlanan "türke'e baştan başlamak" adlı üç şiir kitabı var. şiir defteri dergisi'nin 1992 yılında açtığı yarışmada, dergi okurlarının oylarıyla, "ikinci ürün" adlı şiiri, ikincilik ödülü aldı. 1992 yılında azerbaycan yazarlar birliği'nin davetlisi olarak azerbaycan'a gitti. şiir dışında; öykü yazıyor, 2007 yılında some yayınları'nca yayımlanan "nikolay'ın av köşkü" adlı bir öykü kitabı bulunuyor.gürbüz'ün diğer eserleri şöyle: "edebiyatlaşan vergiler" (araştırma-inceleme), "hazar üsüne yazılanlar" (edebi derleme). şiir, öykü ve yazıları; şiir defteri, ilkyaz, edebiyat güncesi, kardaş edebiyatlar , türkiye günlüğü, gölge, beşparmak, güneysu, tarla, yeni ufuk, nisan bulutu, yeni adana, hazer (azerbaycan), kirpi(azerbaycan), yol (azerbaycan), şafak (batı trakya), bay (yugoslavya) ve yurt (irak) adlı dergi ve gazetelerde yayımlandı.
    câzim gürbüz, gazeteciliğin haberden köşe yazısına,röportaja dek, birçok dalında ürünler verdi. türk haberler ajansı, güneş ve ortadoğu gazetelerinde muhabirlik yaptı. ortadoğu gazetesi'nde "azerbaycan'a şiir seferi" ve "çoruh çağlar ninni söyler" adlı gezi notları yayımlandı. bu gazetede (ortadoğu) köşe yazarlığı da yapan gürbüz, 1998-2003 yılları arasında aralıksız olarak büyük kurultay gazetesi'nde haftalık kültür-sanat yazıları yazdı. aralık 2003'den bu yana, haftalık yazılarına yeniçağ gazetesi'nde devam ediyor. mesleki konularda (vergi-muhasebe), çeşitli yayın organlarında yayımlanmış çok sayıda makalesi bulunmaktadır."

    ayrıca (bkz: ukte)
    ukteyi veren: (bkz: pirilti)
  • hak ve eşitlik partisi genel başkan yardımcısı.
  • askerimizin yaptığı yemek duasında "tanrımıza hamd olsun" denilmiyor artık. genelkurmay başkanı emir buyurmuş, tanrı, allah olmuş.
    bu tanrı ve allah tartışmasını, 1968 yılından bu yana bilirim; yazmışım, katılmışım...
    yobaz ve molla takımının tanrı alerjisi o günlerin özgürlük ortamında hortlamıştır ama kökü atatürk döneminde okutulan türkçe ezandaki "tanrı uludur" hitabına dayanır. ezanın namaza çağrı olduğunu, ayet ya da hadis olmadığını, çağrının her toplumun kendi diliyle olmasının daha doğru olacağını bunların aklı bir türlü almaz. 1950'de de zaten türkçe ezanın canına okumuşlardı.
    türkçe ezandaki tanrı alerjisi bu asker duasında da sürüyordu, şimdi o aşamayı da geçmiş oldular.
    tanrı... ben bu sözcüğü çocukluğumda duymuştum ilkin. "tanrı misafiri" diyorlardı büyüklerimiz evimize gelen bazı konuklara. sonra o basmakalıp tümceli asker mektupları: "nasılsınız, iyi misiniz, iyi olmanızı ulu tanrı'dan dilerim. benden bir miktar soracak olursanız, hamd olsun, mektubumun son satırına kadar sağ ve selametteyim..."
    erzincanlı salih'in taş plaktaki o türküsü de tanrılı idi: "tanrı'dan diledim bu kadar dilek."
    ve büyüyüp okullu olunca, dedem korkut'u okur olduk.
    "kadir tanrı seni namerde muhtaç etmesin" diyordu. deli dumrul'a şöyle dedirtiyordu: "yücelerden yücesin/kimse bilmez nicesin/güzel tanrı/nice cahiller seni gökte arar yerde ister/sen müminlerin gönlündesin/daim duran cebbar tanrı/baki kalan settar tanrı..."
    ve gençlik yıllarımda türkçülükle tanıştım. "tanrı türk'ü korusun" yakarışını da o zaman duydum ve buna hayatım boyunca hep uydum.
    tanrı karşıtlarıyla da hep savaştım. yanlış anlaşılmasın allah'la da bir zorum yok. allah sözcüğünü yazılarında ve eserlerinde kullanmış bir adamım "beni benle bırakma allah'ım/baş edemiyorum" diyen de benim. fakat tanrı ve çalap esastır benim için, önceliğim onlardır.
    tanrı'ya son darbe tsk'dan geliyor şu işe bakın... cenaze namazı, türkçe ezanın ardından, türkçe tekbirlerle (tanrı uludur) kılınan büyük atatürk'ün kemikleri sızlamıştır mutlaka.
    şimdi iş bizlere düşüyor, artık türk tanrı'yı korumalı ki, tanrı da türk'ü koruya.
    bizler kim peki? riyasız türkçüler elbet, yoksa sözüm, bu yobaz güruhunun hoşuna gitsin diye "allah türk'ü korusun" diyenlere değil, onlardan umudu ben yıllardır kesmişim.
    bale ve namaz
    yobaz takımı bir söz yayıyor, güya atatürk demiş ki "namaz kılmayın, bale yapın."
    bale'yi ülkemize getiren atatürk'tür ama onu namazın yerine ikame ettiğine ilişkin ben bir sözünü bilmiyorum. bu alçakça bir iftira...
    yıllar önce sarıkamış'ta bir yobaz bana sormuştu: "bu opera nedir?" yanıtlamıştım: "bale, tiyatro ve müziğin bileşimi olan görsel bir güzel sanattır."
    "yaa" demişti "demek bale de var ha, işin içinde?.."
    "var" onayını benden alınca da "desene fuhuş da var" demiş ve beni delirtmişti.
    bunlar balenin estetik yanı ile ilgili değillerdir, anlamazlar, cinsel ilişki gelmektedir akıllarına, akılları oradadır.
    bunlar her melaneti işlerler sıra baleye gelince namus timsali kesilirler.
    ben ahlak ve namusa aykırı iş yapan, devletin malına ve kişilerin hakkına tecavüz eden balet ya da balerin hiç görmedim.
    siz gördünüz mü?
    bu yazısı ile bir çok konunun üstünde durmuştur. rasyoneldir. saygıdeğerdir. yobaz kelimesini nerde nasıl kullanacağını bilendir
  • senelerce dine diyânete ayar olduğunu hissettirdiği yazılarından sonra islam'dan deizme başlıklı bir kitapla zamirini göstermiş, yazdıklarında ciddiye alınacak bir taraf bulunmayan yeniçağ yazarı. öyle ki son kitabında, bir çehâr yâr'dan bahsederken, basım tarihi olan 1326'yı milâdî sanıp "bu menkıbelerin kaynağı yok, hatırat olarak yazılmış güya, nasıl hatıratsa ilk olarak 1326 yılında basılmış. bu baskıdan tam altı asır sonra günümüz türkçe'sine çevrilerek 1998 yılında tekrar yayınlanmış" diyecek kadar şirazeden çıkmış cehalet numûneleri söz konusu. ayrıca büyük türkçü(!) cazim gürbüz'ün bu kitabının berfin gibi kürtçü bir yayıncı tarafından neşredilmesi de ilginç...
  • kemal kılıçdaroğlu'nun yürüyüş kervanı, gele gele 3 temmuz günü izmit'te bizim mahalleye (yahya kaptan mahallesi) gelip konakladı. altıncı katta bulunan evimin penceresinden her şeyi rahatlıkla görebiliyorduk, eşimle uzun uzun izledik.

    izlerken ben 1971 yılının ağustosuna gittim. malazgirt savaşı'nın 900. yıldönümü dolayısıyla biz 9 arkadaş, erzurum'dan malazgirt'e dağ-tepe aşarak yayan gitmiştik (bu yolculuğun destanını da yazmışımdır, kitaplarımda var). 220 km.'ye yakın bir yoldu, 16 ağustos günü ikindi üzeri yola çıktık, 22 ağustos öğlen üzeri malazgirt'e vardık. yaklaşık 5 gün. yani günde 40 km.'ye yakın yol yürümüştük. hem de dağ tepe aşarak, hem de sırtımızda 4 kiloya yakın yük olan çantalarımızla, hem de kürt köylerinden aldığımız lor ve tandır ekmeklerini yiyerek, çoğu zaman kuru yerlerde yatarak.

    kılıçdaroğlu'nun olağanüstü bir işi başardığını bu ülkede en iyi anlayanlardan biri olduğumu vurgulamak için kısaca öyküledim yıllar önce yaptığım yolculuğu.

    http://www.yenicaggazetesi.com.tr/…yusu-43445yy.htm