şükela:  tümü | bugün
  • yunan mitolojisinde bildiğin cüce. tarih karşısında insanın hali gibi ("stand on the shoulders of giants" pozisyonunu gözden geçiriniz) bu entiri de hem bu cücenin hem de omzunda yükseldiği devin öyküsünü anlatacak, zira ikisi bir!

    cedalion, tuhaf bir şekilde insanın "eksik olmasına rağmen isyankar" ("defectus defector" diyorum ben buna) tavrına uygun bir cüce, belki de atılırken hedeflendiği yere varabilmiş bir ok gibi, insanın aydınlanışını simgeliyor. aydınlandıkça cüceleşen insan, farkında olmadan kendini bir evrim hikayesinin ortasında buluyor, hem de neden/sonuç'tan her ikisi olarak.

    önce şuraya alayım sizi:
    #13337857

    şimdi de buraya:

    cedalion'u tek başına anlayabilmek mümkün değil, tıpkı her türlü var oluş kompleksiyle insanı baştan aşağı çözebilmek gibi. onu tam anlamıyla tanımlayabilmek zor, ancak imkansız değil. hem neden hem de sonuç olmanın getirisi bu. mitolojide kör dev orion'la birlikte anılır çoğu defa. kısaca onu tanımak gerekirse, suyun (sadece denizlerin değil, her türlü suyun) tanrısı poseidon'un oğlu olan dev orion (poseidon'un diğer evlatları da devdir, örneğin polyphemos) topraktan doğmuştur. yani yunan mitolojisindeki dev-toprak bağlantısı onun için de geçerlidir. hera'nın, kocası baş tanrı zeus'un başka ölümlü / ölümsüz kadınlardan çocuk edinmesinden duyduğu kıskançlıkla typhon'u topraktan doğurmasında olduğu gibi, bana kalırsa orion'un kişiliğinde de "nefret" önemli bir tutkuya işaret eder. dev'lerin acımasızlıklarında nefret vardır, yani diğerlerinin yaşam alanından uzakta, kıskançlıktan, kinden döllenmişlik kokarlar. typhon ve polyphemos için olduğu kadar orion için de bu böyledir. ancak tabi orion'un karılan hamurunda nefretin dozu biraz azaltılmış gibi görünüyor. zira kadınların ondan hoşlandığı hatta çok yakışıklı olduğu bile söylenmiş. (uzatmalı aşkı!) merope'yle birlikteyken kör olmuş (aşağıda detaylı sunacağım, zira cedalion hikayenin bu kısmında devreye giriyor), sonra da azra erhat'ın deyimiyle "karanlıktan ansızın güneşe bakmasıyla gözleri açılmış" (a. erhat, mitoloji sözlüğü, sf.229). tabi cüce cedalion'u açıklamaya girişen bir entiride, kör dev orion'dan bu kadar bahsetmek gerekliydi. zira yukarıda da dediğim gibi, cedalion ancak onunla birlikte anlatıldığında anlaşılması olasılık dahilinde olacak bir cüce.

    anlatılanlara göre bir şekilde memleketi boeotia'dan chios adasına kaçan dev orion'un henüz gözü kör değildir. dionysius ve ariadne'nin oğlu kral oenopion'un kızını ayartarak, her türlü düzenin bulunduğu bu adada sarayın yani kralın görevinde avcılık yapmaya başlamıştır. ancak kralın, orion'u kızıyla evlendirmeye yanaşmaması bahtı kara devin, alkollü olduğu bir gece (tanrı dionysius'un oğlunun krallık ettiği bir adada sarhoş olmamak meseledir ya!) merope'nin odasına girerek, onun kızlığını bozmasına sebep olmuştur. (bu konuda bir ikilik vardır; bazılarına göre orion'un, uçkurunu çözerek saldırdığı kralın kızı değil de karısı aerope'dir.) mitolojinin hoşluğu çerçevesinde, dev orion, içki aleminde beraber içtiği satyros'lar tarafından yakalanıp krala teslim edilince, gözleri kör edilerek cezalandırılmış.talihsiz mi demeliyiz yoksa, uçkurunun kurbanı mı? belki de her ikisi birden. kızgın şişlerle gözleri yakılmış dev, eliyle etrafını yoklayarak demir sesini takip etmiş ve en nihayetinde lemnos adasında hephaistos ve cyclopes yani cyclop'ların demirhanesine gelebilmiş. çirkinlerin çirkini, topal tanrı hephaistos durumuna acıyarak ona cüce cedalion'u rehber olarak vermiş, omzuna dikmiştir!

    cedalion ve kör dev orion, kısayla uzunun, küçükle büyüğün, siyahla beyazın, gündüzle gecenin uyumunu simgeleyerek yola koyulur. tabi hikayenin bu bölümünde en başta dediğim gibi "ikisi bir" olur. aslında yürüyüp giden tek bir insandır. öyle ya bedenimiz kör bir devdir, işleyen beyin ve gönül (ruh aynı zamanda) olmadığı müddetçe; düşmeden, kahrolmadan, acı çekmeden nereye gidebilir? beden için ruh, orion içinse cedalion! "ikisi bir"

    cedalion, orion'u okyanus üzerinden doğuya doğru komutlarıyla yürütmüş ki, güneşin ışıkları çarpsın da gözü açılsın!

    sanıldığı gibi de olur, ışın çarpar, orion'un gözü açılır. kral oenopion'dan intikamını almak için kinlenir. hatta derler ki, kral öyle korkmuş ki devin gelip onu öldürmesinden, gitmiş hephaistos'un yaptığı yeraltı mahzenine kapatmış kendisini!

    mitoloji üzerine açıklamalarıyla tanınan karl otfried'in açıklamalarına (introduction to a scientific system of mythology, p.337, pub. longman, 1844 : http://books.google.com/...ce=gbs_summary_s&cad=0) bakarsak, şunu görürüz: hikayenin bu bölümünde evvela bilinmesi gereken husus, kral oenopion'un "the wine man" yani "şarap adam"lığıdır. o dionysius'un oğlu olarak, şarabı sembolize etmekle kalmaz, üzümün bol yetiştiği chios adasının da yöneticisidir. ve devimiz orion da onun için gökteki kuşları avlar. daha sonra bağbozumunda görev alarak sarhoş ediciliğe kavuşur. büyük yunan ozanı hesiodos'un erga kai hemerai 609'da anlattığına göre (http://farm3.static.flickr.com/…39_6e98a3d690_o.jpg), artık bağcılık yunanistan'da gelişmeye başlar.

    tabi bu tarz, 'mitolojinin ardında yatan dünyevi hakikatlar' ya da benim başka bir yerde konu edindiğim gibi mitolojilerin uygarlaşma ve insanlaşma sürecikapsamında özellikle de arkeoloji ve edebiyat müthiş bir zenginlik katar görüşlerimize, hatta temelimizi güçlendirir. ancak benim burada asıl üzerinde durmak istediğim, hikayenin özünde yer alan cedalion'a muhtaçlık durumudur. bu, yukarıda çizmiş olduğum beden ve ruh uyumunun tektanrılı dinlerce savunmasının yapılmasına da uygundur. mesela ilk aklıma gelen, luka 4.18-19'da isa'nın şu sözleridir: "tanrı'nın ruhu üzerimdedir. zira o beni yoksullara müjde'yi iletmek için meshetti. tutsaklara serbest bırakılacaklarını, körlere gözlerinin açılacağını duyurmak için, ezilenleri özgürlüğe kavuşturmak ve kendisinin lütuf yılını ilan etmek için beni gönderdi." her ne kadar buradaki "ruh" çok farklı bir kutsilik içerse de, öz itibariyle cüce cedalion'la benzeşir. en başta da söylediğim gibi, "aydınlatıcılık" misyonu cedalion'un esasıdır. bunu stand on the shoulders of giants başlığında işlediğim gibi, kaba bedene (dünyaya) hükmetmek yani bilgiyle ona sahip olmak (bu arada itinayla bakınız: nam et ipsa scientia potestas est) onu aydınlatmaktan geçer, onu güneş ışını için doğuya götürmekten geçer. güneş ışını metaforunda aydınlanmanın heyecanını görürsünüz.

    tabi buradaki heyecanı kabalıktan (dünyevi olandan) vazgeçip manalı olana (ilahi olana) geçmek olarak görmemiz gerekir. bu da, önümüze çıkan iki yol'dan hangisini tercih edeceğimizle alakalı. hangisini hor göreceğiz? dünyayı mı, yoksa manalı olanı mı? ilahiyatta buna contemptus mundi ve contemptus dei ayrılığı demişler, yani en saf haliyle dünyanın ya da tanrı'nın horgörülmesi. bu tercih yapmaya itilmişliği açık bir şekilde kutsal kitaplarda görmekteyiz; örneğin isa'nın kendisi der "kendinizden vazgeçin de, kendinize ait çarmıhınızı taşıyarak ardımdan gelin" diye. (bkz: #13301696) bu açıktır. mesela luka 12.10'da da görürüz muştulanandan hareketle cedalion zihniyetini yüceltmeyi: luka 12.10: "insanoğlu'na karşı bir söz söyleyen herkes bağışlanacak. oysa kutsal ruh'a küfreden bağışlanmayacaktır." orion'u yıkabilirsin, gözünü oyarak onu talihsiz kılabilirsin ama cedalion'un yönlendiriciliğini, kılavuzluğunu yok sayamazsın. içinde mananın olmadığı düşünce biçimi çürür, tıpkı içinde heyecanın olmadığı eylemin manasızlaşması gibi. canlı olan niçin ölür? ölünce ne olur? "yaşama" niteliğini yitiren canlı, ölmüş olur. buradaki yaşama niteliğine ruh deyin, başka bir şey deyin fark etmez. önemli olan bu ikiliği görebilmek. bu durum, nereden bakılırsa bakılsın vazgeçişlerin buna mukabil kabul edişlerin / tercihlerin hikayesine uygundur. yani insanın bizzat kendisinin...

    en başta söylemiştim, eksik olmasına rağmen isyankar olan insan, yani defectus defector, tanrı'laşmaya çabalar. cedalion'la bunu başarır da, ancak stand on the shoulders of giants'ta da olduğu gibi zaman içinde dev orion gibi körleşerek kendine, aydınlatıcı, kılavuz cedalion arar. her bilgi zamanla körleşir, artık yetmez, kabuğuna sığmaz olur. sputnik 1 ile vostok'tan sonra phoenix mars mission, yarın belki de öbür gün mars'ta yaşamaya başlayacak ilk koloni. hepsi kendi zamanının cedalion'u, hepsi kendi zamanının ve evvelinin orion'larının omzunda bir güneş ışığı!