şükela:  tümü | bugün
  • (bkz: chp zihniyeti)
  • aşşağılık tiksindirici iğrenç miğde bulandırıcı duyunca ıyyyyyyy dedirten söylem
  • tartışmasız akp ve erdoğan'ın en başarılı manipülasyonlarındandır. bu konuda tebrik etmek gerekir.
    (bkz: itibarsızlaştırma)
  • (bkz: akpkk)
  • 1889 yılından beri süren zihniyettir.
  • ne olduğu şuradan da okunabilir.

    üşenenler için yazının tam metni:

    --- alıntı ---

    yeliz

    “yeliz” lakabıyla tanınan akp milletvekili ahmet hamdi çamlı, chp'yi yerden yere vurdu. kendisi asrın liderimizin şoförü olduğu için, otomobil üzerinden örnek verdi, “almanya araba yapıyor, biz daha bir araba yapamadık, utanmıyor muyuz, sıkılmıyor muyuz, yazıklar olsun şu chp'ye” dedi!
    *
    sosyal medya yıkıldı tabii…
    iktidarın, kendi yeteneksizliği nedeniyle muhalefeti suçlaması pek matraktı.
    15 senedir memleketi yöneten akp'nin, otomobil yapamadığı için chp'yi suçlaması komikti.
    herkes işin bu tarafına takıldı.
    *
    halbuki…
    *
    ernst reuter.
    iktisat profesörüydü.
    nazi zulmünden, hitler'den kaçtı, 1935'te, ailesiyle birlikte, mustafa kemal'in türkiyesi'ne sığındı.
    chp tarafından sahip çıkıldı.
    önce ulaştırma bakanlığında görev yaptı. ankara ve istanbul'da şehiriçi ulaşım üzerine çalıştı. sonra ankara üniversitesi'ne geçti, siyasal bilgiler fakültesi'nde şehircilik dersi verdi. türkçe'yi akıcı şekilde öğrendi, belediyeler bankası, belediye maliyesi, mesken meselesi üzerine türkçe kitaplar yazdı. kaymakam adaylarına mahalli idareler üzerine eğitim verdi. 11 sene boyunca genç türkiye'nin kalkınmasına katkı sağladı. vücut yapısı itibariyle dev gibi adamdı, işinden evine bisikletle gidip gelirdi, herkes onu “kasketli bisikletli koca alman” diye tanırdı. ikinci dünya savaşı bitti, 1946'da almanya'ya döndü, berlin belediye başkanı oldu. yanmış yıkılmış berlin'i öylesine ayağa kaldırdı ki, time dergisi tarafından “dünyayı yöneten 10 kişi”den biri seçildi. atatürk'ü ve türkiye cumhuriyeti'ni asla unutmadı, gönüllü büyükelçimiz gibi çalıştı. 1953'te vefat edene kadar “türkiye ikinci vatanım” dedi.
    *
    ernst'in oğlu vardı.
    edzard.
    annesi ve babasıyla birlikte ankara'ya geldiğinde henüz yedi yaşındaydı.
    küçücük yüreği endişeyle pır pır atıyordu. kimseyi tanımadığı, lisanını bile bilmediği ülkede, sonu belirsiz bir maceraya yolculuk ediyorlardı, ister istemez korkuyordu. ama, çok çok kısa bir sürede her şey yoluna girdi. genç türkiye cumhuriyeti'nin genç başkenti, nazilerden kaçan bu aileyi, geleneksel türk hoşgörüsüyle bağrına bastı. dün yabancıyken, bugün bizden'diler. edzard'ın arkadaşları oldu, komşularla misafirlikler başladı. bir türk mühendisle evli alman kadından ders aldı, türkçe öğrendi, hem de okula başlayabilecek kadar türkçe öğrendi, rüyalarını bile türkçe görmeye başladı, ilkokulu, ortaokulu, liseyi ankara'da okudu. kendisini evinde, yuvasında, mahallesinde hissediyordu artık, kelimenin tam manasıyla ankaralı olmuştu. 18 yaşındayken, ailesiyle birlikte almanya'ya döndüler. humboldt üniversitesi'nde matematik okudu, berlin üniversitesi'nden hukuk diploması aldı. daimler benz'de işe girdi. hızla yükseldi, zirveye çıktı, yönetim kurulu başkanı oldu. tıpkı babası gibi, kendilerine kucak açan atatürk'ü ve türkiye cumhuriyeti'ni asla unutmadı. “ikinci vatanım türkiye için mutlaka bir şey yapmalıyım, az da olsa borcumu ödemeliyim” dedi… 1967'de, otomarsan'ın, yani mercedes türk aş'nin kurulmasını sağladı. alman efsanesi mercedes, bugün istanbul'daki fabrikasında otobüs, aksaray'daki fabrikasında kamyon üretiyor.
    *
    ankaralı edzard, 90 yaşında…
    “ne mutlu türküm diyene” çerçevesinde “türkiye benim ikinci vatanım” demeye devam ediyor.
    *
    özetle.
    *
    yeliz ak saray'ın şoförü ama…
    aksaray'daki mercedes'ten haberi yok!
    *
    akp otomobil yapamıyor, orası doğru…
    türkiye bugün mercedes üretiyorsa, atatürk'ün chp'si sayesinde üretiyor!

    --- alıntı ---
  • ayağında çarık bile olmayan halka tatlı dille vakko şapka giydirebilmeyi başarmaktır.
  • ilk defa gönülsüz ve azapla gittiğim bir seçim az çok heyecan üretti. otomatik davranış sayesinde ilk defa haklı bir duygumdan ötürü pişmanlık çekmekten kurtuldum. seçim sandığında da başıma komiklik gelmedi değil. uykusuzdum, oy verme kabininde ellerim titredi, dilim titredi. nereye hangi cehape zihniyetine oy basacağımı, ne yapacağımı şaşırdım. sonra çıktım kabinden, mahçup gözlerle sormak zorunda kaldım:

    "bu zarfları yalamamız* gerekiyor muydu? neresinden yalamalıyım?" seçim sandık kurulu birbirine baktı ve gülümsedi. "siz yalamayın. zarfı öylece kapağı içine bırakın," dediler. yan kabinden eşim çıkıyordu. o da duymuş. bu ibisile olamaz inşallah diye düşünmüş. (bkz: 31 mart 2019 yerel seçimleri/@ibisile)

    (bkz: bütün şehre zorla klasik müzik dinletmek)