şükela:  tümü | bugün sorunsallar (1)
228 entry daha
  • bir yer/mekan olabileceği gibi, bir durum (state of mind / state of heart) olarak da düşünülebilir.

    (bkz: burn it clean)
    (bkz: burning in your own hell)

    ana tema:
    (bkz: islam/@derinsular)
  • --- alıntı ---

    bir düşünce deneyi: cehennem
    28 haziran 2018
    https://www.facebook.com/…er/posts/2101043613258091

    videodaki kişi, geçenlerde ölen hoca... konuşmasında şii müslümanlara "köpek" diyor. yani 1.6 milyarlık müslüman dünyanın takriben %10-15'i "köpek" -- ya da anın heyecanıyla hızımızı tam alamazsak, "cehennem köpeği"! paylaşımı yapan sayfa sanırım şii/alevi tandanslı. sayfanın müdavimleri, ölümü üzerine hocaya lanet okumuş ve şimdi cehennemde olmasını dilemişler.

    islam dünyasında sadece tekfir değil, karşılıklı lanet ve cehennem dilekleri de maalesef gayet yaygın. peki islami öğretiye göre cehennem nasıl bir yer? konuyu hiç bilmeyen birine bir cümle ile anlatacak olsak, herhalde kabaca şöyle bir şey derdik: kötü ve/veya inançsız insanların öbür dünyada güneşten bile yakıcı bir ateşte yandığı, yandıkça derilerinin yenilendiği (nisa 56), ve bu şekilde geçici olarak ya da ebed müddet tarifsiz acılar içinde kavruldukları yer.

    eğer cehennem böyle bir yer ise, şu soruyu sormak gerekiyor: ölen insanların ardından, "şimdi inşallah cehennemde cayır cayır yanıyordur!" gibi sözler sarf eden insanlar, bunları gerçekten inanarak ve içtenlikle mi söylüyorlar? ya da: bir insan, ileri derecede tiksinti duyduğu ve ölesiye nefret ettiği birinin dahi böyle bir işkenceye maruz kalmasını gerçekten de ister mi?

    * * *

    kimi insanlar, inançlarının öngördüğü büyük cezaları tam olarak içlerine sindiremeseler de, savunmaktan çekinmiyorlar. (muhtemelen "sakata gelmek" istemiyorlar.) ama diğer yandan bu türden cezaları daha bu dünyada, hem de bizzat uygulamaktan çekinmeyenler de var. mesela, ışid, esir aldığı insanlardan bazılarını canlı canlı yaktı ve infaz görüntülerini adeta övünerek paylaştı. peki dindar müslümanların ne kadarı bu gibi cezaları içselleştirmiş durumda? mesela, sevmedikleri kimselerin cehennemde olduklarını uman müslümanların ne kadarı onların ateşte yanmalarını gerçekten de içtenlikle diliyor?

    * * *

    bir düşünce deneyi yapalım: bilgisayarımız üzerinde, cehennemden görüntü alabilen bir app bulunduğunu düşünelim. bu program cehennemde azap çekmekte olan insanları bulup ekranımıza canlı görüntü alabiliyor olsun. yani periscope'un öbür tarafa bağlanabilen versiyonu gibi bir şey!..

    yani cehennem diye bir yer gerçekten de var, ve biz oradan canlı görüntü alabiliyoruz!.. bu durumda, hiç sevmediğimiz insanlardan cehenneme gitmiş bulunan bazılarını da ekranda görüntülememiz mümkün oluyor. misal, sevmediğimiz bir kişi gerçekten de kötü biri imiş... ya da öyle çok fena bir insan sayılmasa da, yanlış bir dine/mezhebe mensup olduğu ve o inanç üzre ölüp gittiği için cehenneme gitmiş ve korkunç acılar çekiyor...

    ekranda bu kişiyi görünce gerçekten de sevinir miyiz? mesela, "oh olsun!.. anladın mı şimdi bize köpek demek ne demekmiş!" falan der miyiz? yani inandığımız ve adil olduğunu söylediğimiz bir öbür dünya bütün çıplaklığı ile karşımıza çıkınca, bu şiddetli cezaları gerçekten de aynı fanatizm ile savunmaya devam eder miyiz? ya da kaçımız bunu yapar, kaçımız durup bir düşünür?

    * * *

    devam edelim: bu app üzerinde bir de şiddet ayarı olsa... bilgisayarın ses ayarı gibi bir şey, ve 1 ila 7 arasında değerler alıyor... 7, cehennemin en şiddetli ve insan aklının alamayacağı denli büyük acılara karşılık gelen maksimum derece. 1 ise, dünya üzerindeki bütün acılardan daha büyük olsa da, 7'ye göre ılımlı olan minimum düzey.

    sevmediğimiz kişi (sözgelimi) 4. derecede azap çekiyorsa ve bizim app üzerinden bunu değiştirme imkanımız/hakkımız varsa, çoğumuz ayarı hemen 1'e indirmez miyiz? ya da kaç insan, cehennemde olmasını dilediği kişiyi gerçekten de orada acı içinde çırpınmakta iken görünce, "yetmez bu şerefsize!" deyip dereceyi 7'ye çıkarır?

    ikinci gruba giren insanlar maalesef az değil. ama diğer yandan, bugün ilgili kişi hakkında klavye başında atıp tutan insanların hepsinin böyle bir manzara ile karşılaşınca aynı tavrı devam ettirmeyecekleri de herhalde muhakkak.

    * * *

    dünya üzerindeki en sevmediğimiz insanı aklımıza getirelim ve bu kişinin bir benzin istasyonunda kazayla alev aldığına şahit olduğumuzu düşünelim... çoğumuz herhalde hemen bir şeyler yapıp alevleri söndürmeye çalışırız. peki iş cehenneme gelince neden bu kadar delice şeyler söylüyoruz? belki cehenneme aslında zannettiğimiz kadar inanmıyoruz. ya da belki her şeyi ceza-ve-ödül (ya da ateş-ve-huri) çerçevesine oturtan inançlarımız, bizim gibi düşünmeyen/inanmayan insanlardan nefret etmemizi kolaylaştırıyor.

    ilgili kişi hele bir de "bizim taraf"a dil uzatıyorsa, hiç acımıyoruz. halk lisanı ile söyleyecek olursak: "onun gibi sapıklara allah acımamış, ben mi acıyacağım?" diyoruz. ya da bugünlerde sıklıkla şahit olduğumuz türden daha açık bir ifade ile: "allah cehennemi zaten böyleleri için yaratmış; yansın dursun pezevenk, bize ne!"

    allah* hepimizi ıslah etsin. bizi, merhametli ve haddini bilen insanlar olmaya yöneltsin.

    ---

    * allah: inançlı olan ve olmayan çoğu insanın, hayatı anlamlandırma ve etik bir çerçeve oluşturma adına farkında olarak ya da olmayarak kullandığı, içeriği kişiler ve kültürler arasında benzerlikler ve değişiklikler barındıran bir aksiyom.

    kaynak: https://www.facebook.com/…er/posts/2101043613258091

    --- alıntı sonu ---

    ana tema:
    (bkz: islam/@derinsular)
  • --- alıntı ---

    cehennem bahsine dair notlar
    4 temmuz 2018
    https://www.facebook.com/…er/posts/2110890998940019

    [ 28 haziran 2018 tarihli [bkz.: https://www.facebook.com/…er/posts/2101043613258091 cehennem: bir düşünce deneyi] başlıklı yazıyı detaylandıran bazı önemli notlar. ]

    1. musevilikte cehennem yok, çünkü, ilk dönem musevilikte zaten öbür dünya inancı yok. günümüzde yaşayan dindar bir musevi pekala ahirete inanmıyor olabilir. araştırmalar, cehennem kavramının ibrahimi geleneğe hristiyanlık ile girdiğine işaret ediyor. (konu hakkında, sevan nişanyan'ın "cehennemde bir gezi" başlıklı yazısına bakılabilir: http://nisanyan1.blogspot.com/…nnemde-bir-gezi.html wikipedia'daki cehennem#musevilik başlığı da fena değil: https://en.wikipedia.org/wiki/hell#judaism)

    2. islam dininin ibrahimi öncülleri konusunu müslümanların ekserisiyle konuşabilmek pek mümkün değil. tevrat ve incil'in tahrif olduğu ve dolayısıyla ortada konuşacak bir şey olmadığı düşüncesi (ilgisiz olsa da) gayet yaygın. (ilgisiz, çünkü tarihi süreç ve ilgili bulgular başka, tevrat ve incil'in içeriği başka.)

    3. "cehennem köpekleri" ifadesi, doğrudan hadis rivayetlerinden mülhem. ilgili rivayetlerin özeti şu: hz. muhammed, kendi ölümünden birkaç onyıl sonra ortaya çıkacak olan haricileri önceden haber veriyor. içlerinden yarı-mistik özelliklere sahip olan bazı kimseleri tarif ediyor. (bkz.: kolunda kadın memesi gibi bir şişkinlik bulunan bir siyah adam ve bu şişkinliğin kalp gibi atması.) hepsinden önemlisi, ilgili rivayetlerin haricileri cehennem köpekleri olarak nitelendirmesi.

    4. bahsi geçen adamın siyah olması tesadüf olmayabilir. kötülüğün siyah ırk ile ilişkilendirilmesi, doğrudan islam ile ilgili olmasa bile, islami literatürde belirgindir. mesela ilgili rivayete göre, hz. ali'nin ordusu haricilerle savaştıktan sonra bu adamı gerçekten de bulup getirmişler ve ardından, "acaba babası kimdir?" diye merak etmişler. sonra da (nedense) kendisine sormak yerine, annesini çağırmışlar. annesi, koyun güderken üzerine karanlık bir şeyin çöktüğünü ve onu hamile bıraktığını, çocuğunun bu şekilde doğduğunu söylemiş.

    5. siyah müslümanlara yönelik önyargı ve nefret, arabistan yarımadasında halen yaygın. hatta kimi yörelerde arapların siyahlara köle (abd) kelimesiyle atıfta bulunması sıradan. yakın geçmişte arap ülkelerine göçmek zorunda kalan somalili müslüman mültecilerin gördükleri muamelede bu konuda bir fikir verebilir. kendileriyle mülakat yapılan somalili kadınların söyledikleri arasında, yerli halkın kendilerine taşlar atması, erkeklerin elle taciz etmesi, rastladıkları insanların kendilerine renklerinden ötürü hakaretamiz şeyler söylemeleri gibi rahatsız edici örnekler çoğunlukta.

    6. konuya dönelim: sünni, şii ya da harici pozisyonlardan herhangi birini net bir şekilde haklı ya da haksız çıkarmaya hizmet eden hadis rivayetlerinin hepsine şüpheyle yaklaşmak gerekir. zira hadis uydurmak, mezhep çatışması içinde olan tarafların kendilerini haklı çıkarmalarının en işlevsel yoluydu. dolayısıyla, bu gibi rivayetlerin tamamının geriye dönük kurgulamalar olması kuvvetle muhtemel.

    7. farklı mezhepler, farklı hadisleri sahih addederek kendilerini temize çıkarırlar. farklı hadis seçkileri ve yorumları, ilgili mezheplerin perspektifini sürdürülebilir kılar. ilgili hadislerden hangilerinin sahih ve ilgili yorumlardan hangilerinin isabetli olduğu konusunu çözüme kavuşturmak pek mümkün değil. zira, birincil addedilen kaynaklar aslında sahih olmaktan uzak. kuran konusunda ise, tarih ve bağlam sorununu aşmak zor. bir de tabii kuran'da her konuda bir hüküm bulunacak diye bir şey yok. her şey bir yana, konunun uzmanları 1400 yıldır çözülemeyen bütün bu sorunları mucizevi bir şekilde çözmeyi başarsalar dahi, bunu kanaat önderlerine ve kitlelere kabul ettirmek kolay olmaz. özetle, bu ihtilafların çoğu kalıcı. (ya da: bu ihtilafların 1400 senedir çözülemiyor olması nedensiz değil.)

    8. konuya dönelim: hariciler, son 1400 sene içinde ortaya çıkmış sayısız muhalif gruptan sadece biri. ama islam'ın ilk döneminde ortaya çıkmış olmaları, onları birincil kaynakların bir parçası kılmış -- ki bu da aslında islam tarihinin değil, doğrudan islam dininin bir parçası olmak demek. örneğin, "cehennem köpekleri" gibi ifadeleri artık islami söylemin dışına çıkarmak zor. mesela, ışid ortaya çıktığında, cübbeli ahmet hoca onların harici ve dolayısıyla cehennem köpekleri olduğunu iddia etti: https://www.youtube.com/watch?v=mqzbbpvw8ku halbuki ışid, teolojisi itibariyle sünni örgüt. sünnilik içindeki ayırt edici eğilimi ise selefilik. özetle, ışid, şiilikten de, haricilikten de uzak. ancak islami dünyanın genelinde, çok gaddar olan ya da diğer müslümanları tekfir etmekte biraz fazla ileri giden her gruba harici demek gibi tuhaf bir alışkanlık var. yani sadece türkiye'ye özgü bir durum değil: https://twitter.com/…bane/status/995631878014025729 halbuki tekfir de gaddarlık da, islami dünyanın hemen her kesiminde hep yaygın oldu; ki halen de öyle. daha da önemlisi, ilgili yıllarda emeviler haricilerden daha az gaddar değildiler. emevilerin hem genel manada muhaliflerine, hem de spesifik olarak haricilere yaptıkları canavarlıkların haddi hesabı yoktur. ancak sünni kesim her ne kadar emevilere çok fazla sahip çıkmasa da, onlara yönelik eleştirilerinde hep ölçülü olageldi. (acaba neden?)

    9. sünniler, kendilerini ehl-i sünnet görme eğilimindeler. yani sünni olmanın, peygamberin sünnetine tabi olmak, diğer yollara teveccüh etmemek anlamına geldiğini zannediyorlar. halbuki bir dinin mezheplerinden birinin adının sünnilik olması, ilgili dinin peygamberine ittiba kaygısını sadece o mezhebin duyduğu anlamına gelmez. şiiler de kendilerine "hakiki sünni" ifadesiyle atıfta bulunuyor olabilirlerdi. ama böyle bir isimlendirme onların peygamberin sünnetine hakiki manada tabi olan kimseler oldukları anlamına gelmezdi.

    10. sünni dünyanın ezici çoğunluğu, sünnilik hakkındaki en temel ve hayati gerçeklerden dahi habersiz: (a) sünnilik, hz. muhammed'den epey zaman sonra yapılmış islam yorumlarından sadece biri. (b) sünnilik, emevi ve abbasi etkisi altında şekillendiğinden, hem devletçi hem de lidere itaat tandanslı. (c) sünnilik net sınırlara sahip değil; sünni ekoller arasında önemli farklılıklar var; her ekolün zaman içinde aynı kaldığını söylemek de zor. (bu konularda daha fazla detay için (bkz: #56746798)

    11. sünni perspektifin iflah olmaz otoriter devletçiliğine bir örnek... bir internet sitesinden aldım, ve parantez içi ifadelere bilhassa dokunmadım: "bir kimse emirinin (bağlı bulunduğu mülkî, askerî idarî amirinin) bir şeyinden hoşlanmazsa, buna sabretsin! zira in-sanlardan herhangi bir kimse, sultana (devlet yetkilisine) bir karış kadar bile karşı çıksa ve bu hâlde ölse, mutlaka câhiliyye ölümü ile ölmüş olur!" (müslim)

    12. hariciler hakkında yorumlar yapılırken, şu nokta çoğu zaman unutuluyor: sünniler, haricileri yok ettiler. umman gibi birkaç küçük yer dışında bugün islami dünyada harici inancının izlerine rastlamak zor. yani yok edilmiş olanların hikayesini muzafferlerin yazdığı tarihten okuyoruz ve haliyle epey çarpık bilgiler ediniyoruz. ve nedense kendimizin iyi, haricilerin kötü olduğundan biraz fazla eminiz.

    13. 2014 yılında hariciler hakkında şunları yazmıştım: "haricileri, kendileri ile aynı fikirde olmayan herkesi kafir ilan eden ve sağa sola saldıran suikastçı bedeviler olarak tanıyoruz. bu gibi doğruluk içeren nitelendirmelerin çoğu zaman aslında birer indirgemeye karşılık geldiğinin farkında mıyız? örneğin, haricilerin, çok kuran okumanın yanı sıra, sürekli ibadetle meşgul olduklarını, uzun secdelerde bulunduklarını ve kendilerini gören kimselerin dizlerinin, dirseklerinin ve alınlarının namaz kılmaktan nasır tuttuğunu naklettiklerini biliyor muyuz? hariciler, bunların yanı sıra, doğru sözlülükleri, günahlar konusundaki hassasiyetleri, yazdıkları edebi metinlerdeki incelikleri ve duygu yüklü şiirleri ile de meşhurlar. bütün bunlardan hareketle, onların bir perspektiften fanatizm olarak değerlendirilen eylemlerini, başka bir perspektiften bakınca, güçlülere boyun eğmeme ve/veya inançları uğruna canını feda etmekten çekinmeme olarak görmek mümkün olabilir mi? (ya da, bizim kendi milli ya da dini perspektifimiz gereği kahramanlık olarak nitelendirdiğimiz bazı şeylerin, başkalarının gözünde tipik fanatizm örnekleri olması mümkün mü?)"

    14. umman, dünya üzerinde haricilerin çoğunlukta olduğu tek ülke. yani ummanlılar cehennem köpekleri!.. ya da en azından 1400 sene önce yaşamış olan cehennem köpeklerinin yolundan gidiyorlar! bugün biri çıkıp da, "ummanlıları da öldürelim" diyecek olsa, herhalde herkese tuhaf gelir. "bu da nereden çıktı şimdi?" diye düşünürüz. ama umman ile siyasi bir kriz yaşayacak olsak, mezhep konusu gündeme gelmez mi? bazı hocalar çıkıp ummanlıların aslında cehennem köpekleri olduklarından bahsetmezler mi? daha önce hiç duymadığımız, ama kollektif hafızada yeri olan bazı kavramları ve hadiseleri birden "hatırlamaz" mıyız? (hasbelkader edindiğimiz grup aidiyetlerimizin ne denli tehlikeli potansiyellere sahip olduğunun farkında mıyız?)

    15. sünni dünya sadece haricilere değil, şiilere karşı da büyük ölçüde kaba, ilgisiz ve bilgisiz. yaygın sünni kanaate göre, şiiler, (a) hz. ali'nin büyüklüğünü çarpıtmış, (b) ilk üç halifeye haksız yere cephe almış, (c) hurafelere kanmış, ve neticede (d) hz. muhammed'in yolundan ayrılarak sapıtmış bir azınlığa karşılık geliyor. bu aşağılayıcı bakış, sünnileri, şii kültürdeki matem duygularını ve bu duygular etrafında şekillenen kültürel referansları ve ritüelleri idrak edebilmekten aciz kılıyor. (bu ve benzeri maddelerde yer alan "sünni dünya" ya da "yaygın sünni kanaat" gibi ifadelerden kasıt, ilgili kesim içinde din ve mezhep eksenli bir bilince sahip olanlar. yoksa sünni ve şii halkların seküler kesimleri arasında bu gibi sorunlar pek yok.)

    16. 2014 yılında yazdığım "cadılar bayramı ve islami kesim" başlıklı yazının bir bölümünde, sünni dünyanın şiilere dair ilgi ve bilgi yoksunluğuna kısaca değinmiştim: "hz. hüseyin’in, zülcenah adlı beyaz bir atı vardır. rivayete göre, zülcenah, hz. hüseyin’in kerbela’daki şehadetinin ardından onun yanında gözyaşı dökmüş, ardından da fırat nehri’ne doğru yürüyerek gözden kaybolmuştur ve o günden sonra zülcenah’ı bir daha gören olmamıştır. bu hazin hikayenin şii müslümanların kollektif hafızasındaki yerinden ötürü, muharrem ayında tutulan matemde zülcenah’a dair rütüeller de bulunur. aşure günü düzenlenen merasimlerde, zülcenah’ı temsilen süslenen beyaz atların önemli bir yeri vardır. peki, yüzyıllardır yanıbaşımızdaki sürmekte olan bu geleneklerden bizim haberimiz var mı? bütün bunlar bizim için herhangi bir mana ifade ediyor mu? bu gibi ritüelleri gördüğümüzde, manalarını anlayabiliyor muyuz? bizim için bir yemek festivali gibi geçen aşure gününün önemi nereden kaynaklanır, bu gün başkaları için ne manalar ifade eder, biliyor muyuz? ya da, herşeyden önce, “farklı” kültürlere yönelik böyle bir merakımız var mı?" http://derinsular.com/…lar-bayrami-ve-islami-kesim/

    17. sünniler ve şiiler arasında karşılıklı ötekileştirmenin boyutu küçümsenecek gibi değil. cehennem inancı ise, bazı insanların ve hatta topyekün sosyal grupların cehennemlik olduğu düşüncesini de beraberinde getiriyor olması itibariyle daha da kuşatıcı bir ötekileştirme potansiyeli içeriyor. insanların, cehennemlik olduğunu düşündükleri, aşağı gördükleri "güruh"ları ötekileştirmeleri daha kolay. ilgili grupların düşüncelerini, kültürlerini, hatta temel haklarını aynı derecede önemsememeleri de nadir değil.

    18. bazı insanların şiddetli eziyetleri hak ettikleri ve vakti gelince cezalarını çekecekleri düşüncesi her ne kadar yaygın olsa da, sıradan bir düşünce değil. zira böyle bir düşünce, hayatı ve hayatın içindeki her şeyi sert ve otoriter bir çerçeve içine alıyor ve ceza eksenli bir anlam dünyasına hapsediyor. ceza eksenli telkinin içeriği özetle şöyle: "bu dünyada sana doğru olduğu söylenilen işleri yaparsan öldükten sonra başın belaya girmez, hatta mükafatlandırılırsın; yok eğer yanlış işlerde ısrar edersen, canın yanar!" bir diğer ifadeyle: "bu kurallardan bazıları sana anlamsız ya da arkaik gelebilir. ama itiraz etmeyip uyum gösterirsen, rahat edersin. eleştirmeye kalkacak olursan da, sonuçlarına katlanırsın."

    19. bütün kainatın insanları öbür dünyada ödüllendirme ya da cezalandırma prensibini hayata geçirmek üzere yaratıldığı ve varolmaya devam ettiği düşüncesinin hakim olduğu bir toplumda, aynı otoriter yaklaşımın izleri ailevi, kültürel, sosyal, ve siyasi alanlarda belirginleşir. böyle toplumlarda, genel kabulleri eleştirenler bedel öder; koroya katılanlar ise makbul insan olur.

    20. bazı insanların şiddetli eziyeti hak ettiğini düşünmek, konunun sadece tek bir yönü. şiddetli eziyeti hak eden ve etmeyenleri öncelikle inanç ve/veya mezhep mensubiyeti bazında belirlemek ise, "yanlış" inançlara ikna olmuş bulunan insanları dehümanize etmeyi olağanlaştırır ve her şeyi bambaşka bir boyuta taşır. tabii bu dehümanizasyon beşeri değil, ilahi kaynaklı. dolayısıyla, itiraz ve şüpheye de yer kalmıyor. "kimin ne mal olduğunu ve neyi hak ettiğini" doğrudan yaratıcı belirlemiş ise, bundan şüphe etmek ya da bunun üzerine bir söz söylemek kimin haddine? (bu gibi yaklaşımların hakim olduğu toplumlarda, dini azınlıkların hürriyet ve emniyetlerinin ihlal edilmesi sıradanlaşır.)

    21. soykırım süreçlerini inceleyen araştırmacıların tespit ettikleri on aşama bu konuda bir fikir verebilir: sınıflandırma --> sembolizasyon --> ayrımcılık --> dehümanize etme --> organize olma --> kutuplaştırma --> hazırlık --> zulüm --> imha --> inkar. soykırım müstakil bir konu. ama dördüncü aşamanın dehümanizasyon olması önemli. ilk üç aşamaya baktığımızda ise, her şeyin bir sosyal grubun farklı bir kategoride algılanması ile başladığını görüyoruz. ardından, ilgili grubun kötü lakap ya da sembollerle anılması ve sistemli ayrımcılıklara maruz bırakılması geliyor. inanç bazlı dehümanizasyon öncesinde de benzeri bir süreçten söz etmek mümkün. aynı inancı ya da teolojiyi paylaşmayan insanların farklı görülmesi ilk aşama. ardından, ilgili insanların sapık, gavur, zındık gibi ifadelerle aşağılanması geliyor. alevi, şii, kızılbaş, müşrik, kafir, dinsiz gibi, aslında kültürel bir kimliğe, dini bir aidiyete ya da düşünsel bir pozisyona karşılık gelen ifadelerin bile hakaret amaçlı kullanılması da ayrıca önemli. üçüncü aşama ise, bu kimlikleri taşıyan insanların çeşitli ayrımcılıklara maruz kalması. dehümanizasyon ekseriyetle bu üç aşamadan sonra ortaya çıkıyor.

    22. dehümanizasyondan kasıt, bir sosyal grubu insandan aşağı görmek ve bir tür hayvan, böcek ya da hastalık gibi algılamaya başlamak. (bir örnek için, bkz.: ruanda soykırımı öncesinde, rtlm radyosunun tutsilere sürekli "hamamböcekleri" olarak atıfta bulunan yayınları: https://en.wikipedia.org/…_libre_des_mille_collines ) bir sosyal gruba yönelik algı bir kez bu şekilde değiştikten sonra, ilgili grubun ortadan kaldırılmasını bir tür temizlik olarak görmek kolaylaşıyor.

    23. "müşrikler sadece pisliktir." (tevbe 28) http://www.kuranmeali.org/…rani_kerim_mealleri.aspx

    24. dindarlık ile önyargı arasındaki ilişkiye odaklanan akademik araştırmalar 1940'larda başlıyor. o tarihe dek hakim olan yaygın kanaat, dindarların daha hoşgörülü insanlar oldukları yönünde. ancak gordon allport ve bernard kramer'ın 1946 yayınladıkları makale, dindar insanlar arasında ırkçılığın ve önyargının çok daha yaygın olduğunu ortaya koyuyor. bu şaşırtıcı bulguyu test etmek üzere gerçekleştirilen müteakip çalışmalar da benzeri sonuçlara varınca, bu konudaki yaygın kanaat ortadan kalkmaya başlıyor. 1960'lardan sonra yapılan çalışmalar ise, biraz daha ufuk açıcı. zira, ilgili çalışmalar genel manada dindarlığa değil, dindarlık şemsiyesi altındaki farklı dini gerçekliklere odaklanıyor. bu çerçevede son elli yılda üretilen bilgiler, kimi dini gerçekliklerin insanları önyargıya, kimi diğerlerinin ise hoşgörüye yönelttiğini ortaya koyuyor.

    25. bu noktada, "hangi gerçeklikler?" sorusu önemli. cevap uzun. ama islam dünyası özelinde de önemli olan bir iki örnek vermek mümkün: tek doğru dinin kendi dini olduğuna inananlar arasında önyargı ve nefret çok daha yaygın. aynı şey, cehennem inancı için de geçerli. cehennem inancına sahip olanlar, bazı insanların şiddetli işkenceyi hak etmelerini doğal bulmaya başlıyor gibiler. "böyle sapkınlara allah acımamış, ben mi acıyacağım?" ya da "allah cehennemi zaten böyleleri için yaratmış" gibi sözler, böyle bir adalet algısını yansıtıyor. tabii bu gibi sözler aslında dini hükümlerden ziyade, bu hükümlerin neden olduğu dehümanizasyonun bir ifadesi. (önemli bir detay: cehenneme inananların tamamına yakını cennet inancına da sahip. ancak sadece cennete inanan geniş bir kitle de var. önyargı ve nefret eğilimi sadece cennete inanan kitle için geçerli değil. sosyal psikoloji, sadece işin içine cehennem inancı girince olumsuza dönüyor.)

    26. cehennem inancının insanların merhamet, sevgi ve empati gibi alanlardaki potansiyellerini köreltiyor olması mümkün. ama belki daha da önemlisi, acımasızlık, nefret, ve düşmanlık gibi eğilimleri körüklüyor olma ihtimali; zira insanların bu yöndeki eğilimleri diğerlerinden daha güçlü. sadist eğilimlere sahip olan insanlar da az değil. (bu konuda black mirror dizisinin dördüncü sezonunun altıncı bölümüne bakılabilir. sinema tarihinin en enteresan yapımlarından biri: https://en.wikipedia.org/…ack_museum_(black_mirror) )

    27. insanlara doğrudan nefret telkin etmeyen, hatta aksine, aynı inanca sahip olmayanları sevmeyi öğütleyen bir din hayal edelim... böyle bir din dahi, yol açtığı (grup inşası, biz-ve-onlar algısı, iyiler-ve-kötüler eksenli ayrımlar gibi) bazı gerçeklikler nedeniyle takipçilerinin davranışları üzerinde ister istemez bir dizi olumsuz etliye sahip olma potansiyeline sahip olur. çünkü öğreti, neticede bir tür nasihatten ibaret. düşünce ve davranışlar üzerinde asıl belirleyiciliğe sahip faktör ise, insan tabiatı. dini bir öğretinin ya da ritüellerin grup algılarını güçlendirmesi de zaten bu yüzden önemli. zira, bir yandan biz-ve-onlar algısını inşa ediyorsanız, diğer yandan insanlara hoşgörü öğütlemişsiniz ya da öğütlememişsiniz, çok önemli değil. basit bir örnekle: bir insana ağzının sulanmamasını öğütleyebilir, onu bunun kötü bir şey olduğuna ikna edebilirsiniz. ama sonra bu kişiye limon gösterdiğinizde ağzı sulanacaktır. öğreti, tabiatı ortadan kaldırmaz.

    url: https://www.facebook.com/…er/posts/2110890998940019

    --- alıntı sonu ---

    ana tema:
    (bkz: islam /@derinsular)
57 entry daha