şükela:  tümü | bugün
  • istanbul devlet tiyatrosunun yeni sezon oyunlarından, ilk kez 20 ekim'de sahnelecek.

    yazar: jennifer haley
    yönetmen: metin belgin
    oyuncular: metin belgin, simay tuna, ahmet somers, hakan onat peynirci, aslı büşra sarınç

    "#cehennem düşüncelerimizi kodlayan, yaşamı gerçeklikten koparan ve şiddet dürtüsünü tetikleyen sanal dünyanın gelecekte duygularımızı da ele geçirme boyutlarını bilimkurgu atmosferinde tartışıyor."
  • neden kapalı gişe oynadığını anlamadığım amaçsız ve gereksiz bir dt oyunu. gerçekten bir ana fikir yok muydu yoksa vardı da ben mi alamadım bilmiyorum. salondan çıkarken seyircilerin mırıltılarından duyduğum kadarıyla herkesin kafası biraz karışıktı.
  • 2013 yılında yazılmış olan oyunun orjinal adı the nether (bkz: https://en.wikipedia.org/wiki/the_nether). ülkemizde #cehennem adıyla sahneleniyor.

    genel olarak kötü oyunculuk - iyi senaryo şeklinde değerlendirebilirim.

    --- spoiler ---

    hikaye 2050 yılında geçiyor. teknolojide çok ilerlemiş dünyada herkes sanal gerçeklik bağımlısı olmuş. kuytu adında çok iyi gizlenmiş, kendisi gibi pedofililerin fantezilerini istedikleri gibi yaşayabilecekleri sanal bir dünya oluşturan adamın polis tarafından sorgulanma hikayesi.

    --- spoiler ---

    sanal gerçeklikte işlenen suç, suç mudur ya da oyundaki adıyla "gölge" olarak yaşamak doğru mudur gibi sorgulamalar mevcut. aslında birazda matrix vari gerçeklik sorgulaması da denebilir.
  • istanbul devlet tiyatroları'nın, ilginç bir konuya, vasat ve yetersiz bir işlenişe sahip, yeni sezon oyunu.
    kapalı gişe oynamasını, işte bu yeniliğine borçludur. aşırı bol vaktiniz var ise görülebilir.

    devlet tiyatrolarında(geçtiğimiz sezondan) daha iyileri için;
    (bkz: hamlet)
    (bkz: michelangelo)
    (bkz: sessizlik)
    (bkz: profesyonel)
    (bkz: ikinci dereceden işsizlik yanığı)
    (bkz: hamlet makinesi)
    (bkz: hamlet) defalarca

    ayrıca (bkz: darknet)
  • başıma bir şey gelmeyecekse konusunu, senaryosunu, işlenişini beğendiğim oyun. pedofili, sanal-gerçek kimlik, sanal-somut suç gibi üzerinde düşünülmesi gereken epey bir şey koyuyor aslında ortaya. bunu öyle gizliden gizliye de yapmıyor, dan dan masaya vuruyor "bakın bunlar problemdir, bunlara bir de bu yönden bakın" diye.

    oyunculuk daha iyi olsa, diller o kadar sürçmese çok daha tatlı olabilirmiş; ama olamamış. kısfmet.
  • son 3 senedir istanbul'daki devlet tiyatrosu oyunlarının hiçbirini kaçırmamış ve oyunların birçoğunu birden fazla kez izlemiş biri olarak şaşkınlıklar içerisinde kaldım. izlediğim en acayip oyundu. konu olarak oldukça sıra dışı. dikkatimi çeken en büyük olumsuzluk 2 büyük ustanın rol aldığı oyunda en çok metne sahip kadın karakterin yapmacık ses tonu, uyumsuz jestleri mimikleri ve sürekli konuşmaları karıştırması idi.

    oyundan çıkıp eve gittikten sonra yazıldığı dilde oynandığı oyunları araştırdım. orjinalinin adı the nether imiş. böylesinle bilişim temelli bir senaryonun siyah bir perdenin önündeki bir masada nasıl oynanabildiğini düşünürken orjinalinin harika ışıklandırmalar ile görsellik zengini olarak oynandığını gördüm (şurdan görülebilir)

    sonuç olarak keşke daha iyi dekor ve daha iyi bir kadroyla sahnelenseydi ve oyuna dahil olabilseydik diye düşünüyorum. yine de izlemekte fayda var.

    ayrıca eğer siz de gerçekten "kuytu" ya girmek isterseniz ve ingilizceniz yeterliyse buyrunuz :

    the nether
  • öncelikle oyunu çok beğendim. sadece buradaki olumsuz eleştiriler değil, oyun sonundaki homurdanmalar da dahil olmak üzere birkaç kötü özelliklerinin olduğunu ben de düşünüyorum. birazdan daha da açacağım. ama bu oyunun cidden gidilebilir oyunlardan biri olduğunu düşünüyorum. 2 yıldır neredeyse tüm oyunları tanıdım ve aklımda yer edecek oyunlar nelerdir diye düşündüğümde aklıma ilk gelecek oyunlardan biri #cehennem.

    --- spoiler ---

    oyun ilginç bir konuyu işliyor. tamamiyle y kuşağı'na hitap etmekte bence. bu kuşağın öncesinin de sonrasının da anlaması zor. hoş, anlayan muhakkak olacaktır fakat işleniş biçimi açıkça "bizim" bakış açımızla yazılmış. çünkü kuytu terimini oyunda bir yere oturtmak bilgisayarda vakit geçirenlerin, online işlerle meşgul olmuşların yapacağı bir şey. oyundaki ana tema 'insan sapkınlığında bilişimin yeri'. bu ilginç konu oyunu çok çekici yapıyor. hiç şüphesiz oyuncular rollerinin hakkını vermekteler. dil sürçmelerini maruz görünüz. hepimiz biliyoruz ki devlet tiyatrolarında bu denli ağır metinle nadir karşılaşılaşılıyor. sanırım bizim izleyicimiz ilk 15 dakika içerisindeki izlenimlerine göre oyuna "iyi oyun" ya da "kötü oyun" damgası vurmayı seviyorlar. bence bu çok kötü bir davranış. bunun en büyük örneği de bu oyundur. ilk bir kaç dakika su şişesini çıtırdata çıtırdata su içenler, telefonunun ışığını açıp açıp kapatanlar son 20 dakikada dut yemiş bülbüle döndü. dedektif moris'in sanaldaki karakteri ortaya çıktığında ağzı açık kalarak izleyen bir tek ben değilimdir herhalde. ya da ben sanmıyorum ki, profösörün sanalın hayal ettiği gibi bir yer olmadığını fark ettiğinde odanın içindeki çaresiz tavırlarını bir tek ben dört gözle izlememişimdir. karakterler on numara oyuncular tarafından sahnelenmiş. küçük iris'i canlandıran genç her sahnesinde büyüledi. oyunun sonunda dedektifin iris karakterinin yeniden doğacağını bile bile baltayı kullanması istemli bir davranış mı değil mi ikileminde bırakmaları beni çok etkiledi. hala karar veremiyorum. ayrıca dedektifin profosörü sanalın hayal ettiği gibi bir yer olmadığını ispatlamak için birlikte oturum açtıkları sahneden sonrası merak içerisinde izletti kendini.

    anlaması zor bir oyun. ben birinci gün büyüsünden çıkamayıp ertesi güne de bilet aldım ve bir daha izledim. kaçırdığım noktaları teker teker yakaladım ve ne kadar etkilendim anlatamam. oyunun handikapı ağır konuyu tek hamlede işlemesi. yani sırayla verilen ve izleyicinin anlaması için yazılmış sahnelerden oluşmuyor. konu tümüyle işleniyor siz konuyu sonunda yakalayabiliyorsunuz. bu da ilginç yapan unsurlardan biri. dekor yetersizdi. arkada bir sistem kurarak sanalı daha da etkileyici hale getirebilirlerdi. aşağıdan verilen bir mavi ışık kesinlikle yeterli olmamış. ikinci bölüm oyununa olağan üstü dekor döşeyip bu oyunu böyle yapmak yakışmamış. konuyla ilişkisi kesik değil en azından. öylelerini de gördük.

    oyunla alakalı fark etmemiz istenen bir kaç detayı paylaşmak istiyorum.

    - kuytu'daki karakterlerin çoktan seçmeli olduğu papa tarafından iddia edilse de karakter tiplerinin hep aynı olması papanın bir şekilde kullanıcıları etkileyerek kuytuya kendi isteği doğrultusunda yön verdiğini gösteriyor. bunun bir örneği de şarap getiren henrietta karakteri iris karakterinin aynısı.

    - masadaki toplu beştaş oyunu sanal ortamda haz alınan çocuk pornosu gibi bir sapkınlığın metaforu aslında. oyunun en sonunda her şeyini kaybetmiş bir sapık damgası vurulan papa, topu havaya atarak kuytuda yaşamak istediğini, oradan çıkmak istemediğini anlatıyor. "beni reele mahkum bırakarak nasıl bir hata yaptığınızın farkında değilsiniz" gibi bir cümle kurmuştu. bu da komşu çocukları reelde rahatsız etmek istemediğini bize anlatıyor. yani oyun biraz her insan masumdur temasına dokunmuş. dedektifin bile "hayat boyu kuytuda kalmak istedim" demesi bunu gösteriyor. empatinin ve durum değerlendirmesinin her olayı aklayabiliceği işlenmiş. bu da en çok yapılan izleyici avlarından biridir bence. benim aklıma üniversitelerde taciz suçlamalarıyla hayatları sikilen çocukları getirdi. doğru veya yanlış başka bir konu. neyse tartışılır. (bkz: #56029468)

    - akademik açıdan başarılarla dolu bir insan 'bile' sapkın olabilir. dedektifin sorduğu sorular çoğu insanın doğrular ve yanlışlar hakkındaki düşüncelerini yanısıtırken profosörün verdiği cevaplar yozlaşmanın bir profosörün 'bile' başına gelebilecek bir şey olduğunu yansıtmış. dışardan bakıldığında tek bir doğru var gibi gözükse de insan psikolojisi verdiği kararlara göre doğru ya da yanlışı kendisi yaratıyor denmiş.

    - kuytudaki karakterlerin bencilliği ön planda gibi dururken aslında var olan papanın bencilliği. donanım, internet gibi sözcüklerin yasaklanması skolastik düşünceye gösterme yapmış. sorgusuz sualsiz kayıtsız kabul edilen düşünceler tabiri caizse günah evrenini mübah kılıyor. zaten kuytu'ya yanlış demenin göreceli olması da oyunu oyun yapan şey zaten. :)
    --- spoiler ---

    kısacası oyun psikolojik bir oyun. gidip biraz eğlenip geleyim denecek türden bir oyun değil. benim depresyonuma denk geldiği için ben bu kadar sevmiş olabilirim. hahahaha. gidiniz. devlet tiyatrolarının çoğu metro güzergahında ve öğrenciye 6 tl.
  • tek perdeden oluşan gayet güzel izlenesi bir oyun, inception ve matrix gibi gerçeklik kavramı üzerinde duruluyor. oyunculuk ve efektler daha iyi olabilirdi tabiki , fakat konusunun derinliği bu eksikliği çok da hissettirmiyor.

    6.5/10
  • farklı bir oyun, alışılan bir oyun değil. ben sevdim, sanki bir bilim kurgu film izlemiş gibi bir hisle ayrıldım salondan. daha iyi olabilecek yanlar olabilir evet, daha iyi oyunlar da olabilir ancak olay kurgusu çok hoşuma gitti ve yine ısıklar, geçişlerde ki dekor sahne kullanımı . oyundan çıktığımda aklıma ilk gelen film dark city oldu.