şükela:  tümü | bugün
  • gündüz vassaf'ın denemelerden oluşan; totaliter, baskıcı sistem ve düşüncelere çok sağlam giydirdiği harikulade bir kitaptır.

    bu anlamda yazılan bir çok kitaptan ayrılan en önemli özelliği ise; çürümüş sistemi ve düşünceleri en ummadık şekilde gözler önüne serdikten sonra size ne yapmanız gerektiğini söylemek yerine sizi gözüne far tutulmuş tavşan gibi kendi benliğinizle baş başa bırakmasıdır.

    kitapta beni en çok etkileyen iki kesiti sizinle paylaşma istiyorum.

    "adem elmayı ısırınca, cennetteki mutlu ve güvenli yerini yitiriverdi. ayrıca, ölüm korkusu taşıyan bir ölümlüye dönüştü. halbuki insanları sonunda özgür kılan şey ölümün varlığıdır; ölümün herhangi bir anda gelebileceği bilincidir. hiç kimse ölüme hükmedemez, ölümü önceden bilemez ve denetleyemez. doğum kontrolü var ama ölüm kontrolü yok. "

    "barışı koruyan silahlar bizim silahlarımız ancak barışı tehdit eden başkalarının silahlarıdır."
  • "gece, düzen güçleri uykudadır. bürokrasi, askeriye, okullar, polis, kısacası yaşamımızı düzenleyen tüm güçler uykudadır; sokakta devriye gezen nöbetçi polis dışında. askerler de hepimizden önce yatağa girerler. dünyanın bu en baskıcı kurumunun mensupları, en erken yatanlardır aynı zamanda. aslında, tüm totaliter kurumlarda, daha doğrusu, tüm kurumlarda ( tüm kurumlar totaliter değil midir zaten?) insan her zaman erken yatmak zorundadır - yatılı okullarda, manastırlarda, ailede, cezaevlerinde, hastanelerde... kişinin istediği saatte yatma hakkını destekleyen, bu özgürlüğe onay veren hiç bir kurum tanımıyorum. aşk ( ? ) üzerine kurulu olan ve iki kişinin özgür iradesiyle gerçekleşen evlilik kurumunda bile, çiftler yatağa aynı saatte girmezlerse, biri daha geç yatar, geceyi daha fazla yaşarsa, sorunlar çıkmakta gecikmez. kurum her zaman 'geç' yatanı suçlar, erken yatanı değil. avrupa feodal toplumunda tüm kent sakinleri mumlarını aynı saatte söndürmek zorundaydılar; bayramlar dışında. düzen ve baskı güçlerinin doğal yapısı, her zaman belirli bir uyku saatini zorunlu kılar. bu belirli saatin erken saat olması da yine onların doğal yapısından kaynaklanır."

    devlet organları, kurumlar, aile hepsi aslında tek bir hiyerarşiye hizmet edip uyumamızı istiyor. uyuyup da büyüyelim, akılsızca ve üretmeden.
  • "ne var ki, tali olan uğruna temel olan unutulur. böylece, hangi gömleği ya da eteği seçeceğimizi düşünmekten, yaşamın kendisini düşünmeye pek zaman bulamayız."

    ıx - xıı
  • uçurumdan atlıyorum yere düşmem gerekirken göğe doğru yükseliyorum öyle değişik bir his uyandı bende cehenneme övgü' yü okurken.
    kitap hayata dair geniş bir bakış açısı kazandırıyor okuyucuya.
    gece, özgürlük, dil,ölüm, sanat ,aşk, ilişkiler, zaman gibi daha birçok kavramın başlıklar halinde ele alındığı kitap okuyucunun zihnini sürekli tetikler vaziyette bir üslupla yazılmış.
    baştan sona etkilenerek okudum ve okudukça sustum.kitabı okuduğum sürede ve sonrasında göz bebeklerimden fışkıran farklı bir bilinçle hayata bakar oldum.
    alıntı yapacak olursam;

    '' insan daima şimdiki zamana ihanet etmiştir.''
    '' tür olarak en totaliter eylemimiz , ölümü unutmaktır.''
    '' ölümü unutmakla, kendi yarattığımız monoton,standartlaştırılmış varoluşun parçası haline geliyoruz''
    '' yaratıcılık, yoğun yaşayan ve sevgiyi başkalarıyla nadiren paylaşan insanların giriştiği umutsuz bir eylemdir.''
    ve son olarak

    '' sözcükler bizi kör eder.''
  • amazon kindle'da önemli bulduğum ve beğendiğim yerlerin altını çizerek okumaya başladığım, bittiğinde ise hemen hemen tüm satırların altını çizdiğimi fark ettiğim defalarca okunası kitap.
  • “ölüm sürecinin farkında olmak, yaşamın uçup giden güzelliğini algılamak demektir. bu aynı zamanda, güzelliğin sürekliliğinin farkına varmak demektir; çünkü uçup giden şey, zaman ya da güzellik değil, bireyin kendisidir.”

    defalarca okunsa bıkılmayan kitaplardan.
  • gündüz vassaf'ın en iyi kitabı.
  • kapanışı aşağıdaki gibi olan ve gidip geri gelmeyen kitaplar arasına adımı yazdırmış kitaptır.

    her zaman sarhoş olmalı. her şey bunda: tek sorun bu. omuzlarınızı ezen, sizi toprağa doğru çeken zaman'ın korkunç ağırlığını duymamak için durmamacasına sarhoş olmalısınız.
    ama neyle? şarapla, şiirle ya da erdemle, nasıl isterseniz. ama sarhoş olun.
    ve bazı bazı bir sarayın basamakları, bir hendeğin yeşil otları üzerinde, odanızın donuk yalnızlığı içinde,sarhoşluğunuz azalmış ya da büsbütün geçmiş bir durumda uyanırsanız sorun yele, dalgaya, yıldıza, kuşa, saate sorun. her kaçan şeye, inleyen, yuvarlanan, şakıyan, konuşan her şeye sorun. " saat kaç?" deyin; yel, dalga, yıldız, kuş, saat hemen verecektir karşılığını: "sarhoş olma saatidir...
    zamanın inim inim inleyen köleleri olmamak için sarhoş olun durmamacasına! şarapla, şiirle ya da erdemle, nasıl isterseniz."

    charles baudelaire
    cehenneme övgü- s.277
  • nevi şahsına münhasır er kişinin bir paylaşımı üzerine bugün elime geçen kitaptır kendisi.. kitabın bir yerinde diyorki “biz, özgür olmaktan korkuyoruz aslında. yerleşik düzenin dikte ettiği,herkesin de karşılıklı olarak kabullendiği tutum ve davranış sınırlarının içinde kalmak istiyoruz. bizi nihai bağımsızlığa götürecek adımı atmaya cesaret edemiyor, kendi içimizdeki sese kulak vermekten çekiniyoruz. çünkü öyle yaptıgımız zaman,bize genellikle deli deniyor. bize deli denmesini istemiyoruz.” ‘er kişi’ye delilikle selam olsun o vakit :)
  • "tarih boyunca neredeyse akla gelebilecek her konuda bölünüp taraf olduk birbirimize karşı... ve tarih boyunca bu süregelen kapışmalar sonucu bugün her zamankinden daha çok insan öldürülüyor, her zamankinden daha çok insan intihar ediyor, her zamankinden daha çok insan aç.
    tek becerebildiğimiz, yarattığımız cehennemde daha çok yaşasın diye insan ömrünü uzatabilmiş olmamız. "