şükela:  tümü | bugün soru sor
  • islamın ilk dönemlerinden bir mezhep:

    vikipedi'den:

    cebriyye, kader ve irade konusunda kaderiyye fırkasının tam aksi görüşler ileri sürmüştür. islâm âleminde kader konusunu tartışma gündemine getiren ilk şahsın ma'bed bin hâlid el-cühenî (öl. 85/704) olduğu nakledilir. onu geylân el-dimaşkî takip etmiş ve kaderle ilgili görüşlerini daha da geliştirmiştir. ma'bed, allah tarafından önceden tayin edilmiş bir kaderin bulunmadığını, insanın fiil ve tavırlarında tamamen serbest olduğunu savunmuştur.

    muhtemelen o, emevîlerin zulüm ve haksızlıklarına karşı kaderci bir tevekküle saplanmış kimselere bakarak, emevî zulmünün bir kader olmadığını söylemekle ise başlamış ve nihayet kaderi inkâr etmeye kadar varmıştır. nitekim emevî iktidarına muhalefeti sebebiyle haccac tarafından öldürülmüştür. onun kaderi nefyetmesine karşı, bir reaksiyon olarak cehm bin safvan (öl. 128/745) da cebr akidesini, yani insanin yaptığı işlerde bir ihtiyarinin olmadığı; yaptığı işleri zorunlu olarak yaptığı görüşünü ileri sürmüştür. cehm'in ileri sürdüğü bu akîdeye göre insan mecburdur; ihtiyari kudreti yoktur. yaptığından başkasını yapmaya asla gücü olmaz. kul, rüzgarın önünde sürüklenen yaprak gibidir. yaprağın yönünü kendisi değil, rüzgâr belirler. onun için insanın yaptığı işleri allah takdir etmiştir. allah geleceği bildiğinden, meydana gelecek olayları da tamamen ve önceden kendi iradesine göre tespit etmiştir. allah, cansız bitkinin hareketlerini yarattığı gibi, insanın fiillerini de yaratır. yukarıya fırlatılan bir taş nasıl düşmeye mahkûmsa, insan da yaptığını yapmaya mahkûmdur. kul ibadeti de günahı da, elinde olmaksızın işler. bu görüşte olan cebriyye'ye cebriye-i hâlisa denir ve zümrenin mümessili cehm bin safvân olduğundan cehmiyye diye de isimlendirilir. cebriye-i mutavassita diye adlandırılan ikinci zümreye gelince, bunlar, kulda bir kudretin olduğunu kabul etmekle birlikte, bu kudretin insanın fiilleri üzerinde bir etkisinin bulunmadığını kabul ederler.

    cebriye, kişinin kader ve fiileri konusunda söz sahibi olmadığı, hür iradenin var olmadığını, ve her türlü fiili yaratan ve yaptıranın tanrı'nın kendisi olduğunu ileri sürerler. cebriyye'ye göre insan, aynen rüzgârın emrindeki kuru bir yaprak gibidir, yaptığı işleri mecburen yapar. bu görüş, mutezile ve kaderiye'nin "fiili işleyen ve yaratan kişinin kendisidir, kişi fiili tanrı'nın ona bağışladığı bir yaratma kudretiyle kendisi yaratır, fiillerin yaratılmasında ve olmasında tanrı'nın hiçbir müdahalesi yoktur." görüşünün tam tersidir.

    batı düşünce sisteminde bu mezhebin görüşlerine yakın olan akım fatalizmdir. fatalizm pozitivizm ve bilime atıfta bulunurken, cebriyye tanrıya atıfta bulunur.

    bu mezhebin iman görüşü şöyledir:

    iman kalbin marifetidir.
    burada marifet ile kasıt "bilgi"dir; yani bu mezhebe göre tasdik edip etmesi önemli olmadan kalbin allah'ı, birliğini, peygamberlerini ve peygamberlerinin haber verdiği şeyleri bilmesi imandır. bu diğer itikad mezheplerinin iman görüşünden oldukça farklıdır zira diğer bütün iman anlayışlarında kalb ile tasdik şarttır. mezhebin bu görüşü çoğu kelamcı tarafından tenkit edilmiştir. imam mâtürîdî bu imân anlayışını şöyle tenkit eder: marifet cehaletin zıddıdır, oysa imanın zıddı küfürdür, eğer iman marifet olsaydı her cahil kafir sayılırdı.[2] ibn hazm ise cebriyye'nin iman görüşünü farklı bir şekilde, eğer iman marifet olsaydı allah'ı bilen şeytan'ın da iman etmiş olması gerektiğini ortaya koyarak, tenkit etmiştir.

    emevîler neredeyse cebir fikrini devlet politikası haline getirmiştir. müslümanlardan cebriyeciliğe ilk davet edinin ca’d b. dirhem'dir. cebir düşüncesini geliştirip temellendiren ve kelamın konusu yapan kişide cehm b. safvan'dır. cehm b. safvana göre; insanların eliyle gerçekleşen fiillerin yaratıcısı allah'tır. insan kendi eliyle gerçekleşen fiilleri yapmaya mecburdur.
  • cebriye mezhebine dahil diye biliyorum. ehl-i bid'adır.