şükela:  tümü | bugün
  • bi adet uzun ve bi adet kısa sopayla(çubukla) oynanan şimdilerde unutulmuş bir mahalle arası çocuk oyunu.
    büyük sopayla yerdeki küçük sopaya vurarak yerden havalandırmak ve havadayken büyük sopayla daha güçlü bi vuruş yapmak oyunun ana konseptidir.
    (bkz: ukte dolması)
  • ajan smith'le başaçıkma silahı
  • çevremizde çok az insana nasip olmuş eski bir oyundur. öyledir ki kırsal bölgelerde büyüyen insanlar için vazgeçilmezdir. nitekim insan ister çocuklarının da bu oyunları oynamasını ama çocuklar şimdi bilgisayar oyunlarında...
  • aksanat kısa film festivalinde bu sene en iyi kurmaca film seçilmiş mehmet ercan filmi
  • güvenlik kamerası önünde rol kesen çocuklarla ilgili hoş bir kısa film. yalnız söz konusu kamera pek bi hareketlidir, vantilatör gibi bi sağa bi sola dönüp durmaktadır. bücürler için dert mi? hareketli çekerler sahneyi. *
  • en son arçelik reklamında bekçi sırrı'nın robot çelik ve yanındaki bayan için kullandığı söz öbeği.
    -ooo çelikle çomak yine iş başında
  • tipcat olarak ingilizceye çevrilmiş bir mehmet ercan kısa filmi. izlediğim en eğlenceli kısa filmdir belki de. mükemmel bir fikir ve yalın anlatım var. film çekmeye çalışan üç tane 8-10 yaşlarında çocuğun hikayesi.
  • cok guzel bir kisa film, hem naif hem de bir o kadar komik.
  • iki adet taş yanyana koyulur, üzerlerine de küçük sopa yerleştirilir. bu küçük sopanın özelliği iki ucunun en az birinin giderek incelmesi olmalıdır. rakip takımın elemanları sahaya yayılırlar. büyük sopanın alt ucu küçüğün altına girecek şekilde yerleştirilir ve diğer ucundan tutularak küçük olan ileri fırlatılır. rakip oyuncular eğer fırlatılan küçük sopayı havada yakalayabilirlerse 7 puan alırlar ve sıra direkt kendilerine geçer. yok eğer yakalayamadılarsa küçük sopanın düştüğü yere gidilir. oyuncu elindeki büyük sopayla yerdeki küçüğün bir ucuna şiddetli bir şekilde vurur ve havalanmasını sağlar, havadaykende tüm gücüyle denk getirebilirse küçüğe abanır ve atabildiği kadar ileri atar. bu işlemi tam üç kez tekrarlar. üç kere vurduktan sonrada küçük sopanın son düştüğü yere gidilir. burada opsiyonlu bir deneme vardır. atışlar bittiğinde küçük sopanın koyulduğu taşların arasına bu sefer büyük sopa koyulur ve rakip takımdan biri küçük sopanın son bulunduğu yerden küçük sopayı fırlatarak büyüğü üzerinde durduğu iki taşın üstünden devirmeye çalışır. başarırsa sıra kendilerine geçer. ama üç atış esnasında küçük sopa çok uzaklara giderse (ki iyi oyuncularla oynanırsa gider) bu hiç denenmez bile. atış yapılıpta devrilemezse bu sefer sıra kaleye doğru zıplama kısmına gelir. burada yapılması gereken küçük sopanın son bulunduğu yerden kaleye kadar, sopayı fırlatan takımın belirlediği rakam kadar zıpalama yaparak ulaşmaktır. mesela küçük sopanın durduğu yerden kaleye kadar size 5 dendi, siz ordan gerilip gerilip 5 defada kaleye ulaşabiliyorsanız sıra size geçer, yok eğer geçemiyorsanız sopayı fırlatan takım 5 puan kazanır ve tekrar başa dönülür. burda dikkat edilmesi gereken şudur, bir takım çok uzağa giden bir sopa için mesela 2 diyemez, çünkü o zaten imkansızdır, yapılması beklenen tahmini adım sayısına yakın, en azından denemeye değecek bir rakam verilmesidir. zaten ne kadar yüksek rakam söylerseniz ve karşı taraf bunu başaramazsa o kadar çok puan kazanırsınız.
    çok küçükken mahallenin abilerinin arasında kendime zar zor fasulyeden yer bulup oynadığım, ama çoktandır unuttuğum bir oyundu çelik çomak. kendi kendime büyük sopayla küçüğü kaldırıp ona vurup ileri fırlatma denemeleri yapmakla geçti çocukluğumun kayda değer bir kısmı. ve içinde benim gibi veletlerinde bulunduğu oyunlar değilde, asıl bir şekilde büyük abilerin toplanıp, içine bizi -iyikide- almadıkları oyunları seyretmekti en büyük keyfim balkondan. o oyunda küçük sopa caddelere yollara kadar fırlatılır, nerdeyse imkansız zıplamalarla kaleye ulaşılmaya çalışılır ve belki ulaşılırdı.
    büyüdüğümde onlar gibi oynarım diyordum, büyüdüm, balkondan bahçeye şöyle bir bakayım dedim, baktım, kimse çelik çomak oynamıyordu. yıllar sonra sol framede çelik çomak başlığını gördüm, gözümün önüne bir çocuk geldi. şortlu, dizlerinde simit oyunundan kalan kabuk tutmuş yaralari, annesinden mahalleye gelen sütal dondurmalarından almak için inatla para isteyen, balkondan çamaşır mandalına sıkıştırılmış parayla gözleri gülen bir çocuk. ne zamandır unuttuğum bir çocuk.
  • kibris turkcesinde lingiri adi ile anilir.