şükela:  tümü | bugün
  • bunun 3- 4 yil once bi kitabini eksik olmasin beni cok seven ancak halk arasinda loser diye tarif edilen bi arkadas verdi. "abi bak oku bunu, cok matrak kadinlari cozmus, asmis" filan dedi... o zaman genciz tabii, aldim okudum kitabi. arkaadasa da dedim ki "sen bi kafayla gidersen bi bok olamazsin, bundan on yil sonra hala elini sikiyo olursun. degistir bu mantaliteyi" yok dedi, sen anlamamissin boyle olmak lazim felan filan...
    o arkadasim dogumundan itibaren halen bir kizla bi uzun veya kisa bi iliski kuramamis durumda o ayri... cem sanciya da gelirsek arkadasimin durumundan pek farkli degilk durumu. yalniz hayal gucu biraz daha gelismis bir de sacma sapan dusuncelerini mizahi bir dille anlatabiliyor o kadar. bir de bir balon gibi durmadan sisirdigi ici bos egosu altinda feci sekide ezilmis kanaatimce
  • bu konseptin benzeri bir diğer temsilcisi için (bkz: levent oran)
  • görme duyumuzla karar vermiş olmasak bile hakkındaki "ay üniversitede çok kız asılıyodu, kurşun döktürdük, boynuna nazar boncuğu astık" tarzı açıklamalara inanmayacağımız bir kişi. ayrıca kendi algı vb seviyesindeki dişilerle eşleşmiş olması da pek mümkün olmakla beraber bu eşleşmelerin dünyamıza aynı konseptte bireyler kazandırmaması en büyük dileğimizdir.
  • son kitabı aşkatür'de eskiden çalıştığı dergi level'a bayağı gönderme yapıyor. kitabın konusu tabi ki yine kızların ne kadar berbat insanlar olduğu ve cem şancının nasıl harika birisi olduğu yönünde* . ayrıca kitaplarında sürekli olarak aşkın ne olmadığı hakkında vaazlar veriyor ama aşkın ne olduğu konusunda fikir yürüttüğünü kimse görmüş değil. umarım ki eskisi gibi sağlam yazılar yazamaya döner tekrar çünkü yenileri trt 'nin gülelim güldürelim programı düzeyinde .

    bir de bonus entry (işte bir cem şancı hayranı hissiyatı) ;

    "bı kız arkadsım vardı bır zamanlar kız benı bıraktıgı zaman yıkılmıstım ama bu adam yardımıma tam zamnında yetıstı...evet bazı kızlar tam onun anlattıgı gıbıydı aslında aptal aptal kıkırdeyıp dedıkodu yapmaktı tum ıslerı..ıste eskı sevgılmın de boyle bır ahmak olduunu anlamamı sagladı bu adam oncın tessekkur borcluyum ona..saol cem abi ha bi de ona bi notum var kızlarsız da yapılmaz be abi! "
  • icq geyik arkadasım olmakla beraber bi gün bana 'kadınlardan nefret ederim erkekleri ise hiç sevmem' diyen, kendi türüne yabancılastigina üzüldügüm yazar insan.
  • çok beğendiğim severek takip ettiğim yazar..diyeceklerini direk söylemez ama daha dikkat çekicek şekilde farklı kendine özgü bir tarzda anlatır..son kitapları elimde yoktur zira korsanları çıkmamıştır,orjinal kitaplar pahalı para yetişmiyorolsun paşa gönlümüz sağolsun

    (bkz: devir değişti e tabi çelik de değişti)
  • ait olduğu bağlamdan koparılan tek bir soru ve yanıtın (huyu olduğu üzere) konuya yabancı bünyelerde yanıltıcı birtakım izlenimlere yol açmaması, dolayısıyla yanlış fikirlerin pekiştirilmesinde kullanılmaması için cosmopolitan'ın ocak 2004 sayısındaki röportajının tam metninin okunması gerektiğini düşündüğüm kişi.

    -----------
    - yazdıklarınızın başlıca konusu kadınlar... nedir? mesele nedir yani? kitaplarınızın hepsinin öznesi, en azından kitap isimlerinde kadınlar...

    adını çok güzel koymuşsunuz “mesele” diye. her şey kadınların son yüzyılda “mesele” haline gelmesinden kaynaklanıyor. haklarını ellerine alıp, erkeğin boyunduruğu altında yaşayan, söz dinleyen küçük acınası yaratıkçıklar olmaktan çıktıkça insanlaştıklarını görüyoruz kadınların, ki melek gibi insan üstü, doğa üstü bir sınıftan insanlığa düşmek hoş olmasa gerek. kadınlar, meğer ellerinde fırsatları olmadığı için bunca zamandır köşelerinde oturmuş, masum rolü yapmaktalarmış. ellerine fırsat geçince, erkeklerden beter olduklarını, melek olmadıklarını, erkekler kadar insan olduklarını, dolayısıyla erkekler kadar kötü olabileceklerini gördük ve bunun farkına varan insanlığın karşılaştığı bir şaşkınlık yüzyılı yaşıyoruz bence. bu nedenle olsa gerek, sadece benim değil, pek çok sanatçının eserlerinde kadınlar alışılmış eski melek rollerinin dışında, gerçek yüzleriyle ortaya çıkıyorlar. durumu sorgulama cesaretine sahip sanatçılar kadının yeni rolünü sorguluyorlar ama kadının kutsallığını, melekliğini, saflığını tartışmak hala tabu ve bunları konuşmak tepki çekiyor. mesele dediğimiz şey bu olmalıdır.

    ************
    - kent, hayat ve hızlı hayat! yeni kadın tipleri ortaya çıkıyor... eskiden daha basit birtakım sınıflamalar yapmak mümkündü kadın deyince. sizce artık kadınlar erkeklerin aklını, eskiden olduğundan çok mu karıştırıyor dersiniz?

    klasik centilmenlik kodunda artık pratiği olmayan bazı söylemler var. kadınların güçsüz oldukları ve korunmaya ihtiyaç duyduklarını vurgulayan ifadeler bunlar. oysa bu kod artık eskidi. kadınların güçsüz olduğu, hakim erkek gücünün altında sesini çıkaramayıp kaderine mahkum olduğu yıllardan kalma, güçsüzü kollamayı, güçsüze sahip çıkmayı buyuran bir kod hala ona uymaya çalışan erkeğin kafasını karıştırıyor. çünkü karşısında artık güçsüz bir masum değil, aksine binlerce yıl boyunca yaşadığı esaretin travmasını atlatamamış ve intikam peşinde, sanki, kaybettiği yılların acısını çıkarmak istercesine dünyayı ele geçirmek isteyen bir yaratık var. hani hapisten çıkınca ilk işleri onları yakalatanları veya esaret altında eziyet çektirenleri vurmak olan suçlular, gözü dönmüş katiller vardır ya, kızmayın bana ama benzetmede hata olmaz, kadınların hızla değişip, saldırgan bir tutumla kendilerini erkeklerin vahşi dünyasına adapte etmelerini buna benzetiyorum. hani kadınlar ipleri alınca dünya daha güzel bir yer olacaktı? dünyanın en büyük ateş gücüne sahip ordularını harekete geçiren siyasetçiler arasında kadın isimleri görüyorum. işyerlerinde çalışma şartları yüzünden acı çeken arkadaşlarımın başında kadın yöneticiler görüyorum. kısacası, kadınlar erkeklerin kafasını karıştırdı zira onlardan daha fazla insan çıktılar. vahşi, saldırgan ve acımasız...

    **************
    - sizce kadınlar ne ister, erkekler ne?

    kadınların güç istediği çok açık ama aşamalı bir güçlenme planları var. ilk etapta erkekleri ele geçirerek kendilerini sınıyorlar. önce arzuladıkları adamın kalbini ele geçiriyorlar. sonra o erkeğin bütün hayatını parça parça sahipleniyorlar ve erkek artık kadının peşinde, “peki hayatım, üzülme canım, sen nasıl istersen meleğim,” kıvamında bir kurbana dönüştüğünde, kadın artık dünyayla başa çıkabilecek ve istediği gücü elde etmek için arenaya çıkabilecek aşamaya geldiğini anlıyor olmalı zira erkek gibi vahşi bir yaratığı dizgin altın alacak gücü olduğunu görmüş oluyor. ağlayarak, sızlayarak, naz yaparak, “beni aramıyorsun, beni sormuyorsun, bana ilgi göstermiyorsun, beni sevdiğini belli etmiyorsun, şunu yapmıyorsun, bunu yapmıyorsun,” diyerek erkeği sudan çıkmış balığa çeviren kadın yaratığının erkek istediği kıvama gelince de “ay peşimden düşmüyor, çok bunaldım, çok sıkıldım, bıktım artık,” diye sağa sola yakınmaya başladığını inkar edemezsiniz şimdi. evet bir oran olmalı, ilginin, kıskançlığın bir sınırı olmalı ama konumuz bu değil. kadın yaratığı, “ben senin her şeyini, her anını, her saniyeni istiyorum,” diye ağlıyor mu? ağlıyor. dava kapanmıştır.

    erkekleriyse kadınlarla karşılaştırdığımda, zevk insanları olarak görüyorum. hayattan bütün istedikleri zevk almakmış gibi yaşıyorlar. otomobilleriyle, oyuncaklarıyla, küçük eğlenceleriyle mutlu olan erkekler var ve sayıları az değil, üstelik o derece kendi dünyalarında yaşıyorlar ki, kadının geçirdiği evrimi, boynuzlu, pençeli, uzun dişli bir korku filmi yaratığına dönüşümünü göremiyorlar. önceleri erkeklerin bu körlüklerinin farkında değildim. kadınların özgürlüklerini kazanmalarıyla gücün sarhoşluğuna kapılıp, insancıllıklarını kaybetmelerini gözleyip konu hakkında yazmaya başladığımda, kadınlardan haklı olduğum yönünde eleştiriler alırken, beni kadın düşmanı diye ilan ediverenler hep erkekler çıktı. mail kutumdaki övgüler kadın okuyucularıma, hakaret ve tehditler erkek okuyuculara ait. çok ilginç değil mi? onlara göre kadınlar hala melek çünkü. diyorum ya, centilmenlik kodunda revizyon vakti geldi..

    *****************
    - kadınlarla ilgili meselelere nasıl bakıyorsunuz? yanlış anlamayın; makyaj, alışveriş, bakım kürleri ve bunları içeren kadın sohbetlerine...

    bakımlı olmayı yanlış bulanlardan değilim. abartılısını sevemem ama ufak bir makyaj, hafif bir saç bakımı kadının kadınsılığını ön plana çıkarır ki arada sırada kadın olduklarını hatırlamak güzel oluyor. üstelik erkeklerin de bakımlı olmaları gerektiğine inananlardanım. elbette erkeğin bakımı kendine özgü, daha farklı yöntemlerle olur ama erkekleri kadınlar gibi kuaförde sıraya dizilmiş saatlerce dedikodu yapar şekilde veya bütün gün bakım ürünlerinin nerelerine nasıl iyi geldiğini anlatan sohbetlerin içinde düşünemiyorum. kadınların makyaj, bakım sohbetlerine bakışımı da artık kısaca “anlayış” olarak özetleyebiliriz. sizi öyle kabullendik, üzülmeyin, çekinmeyin yapın sohbetinizi. genlerinizde var bu..

    ***************

    - kadınlarla ilgili meselelere nasıl bakıyorsunuz? yani, özgürleşme arzularına, erkeklerle eşitlik taleplerine v.s...

    eşitlik talebinin insancıl bir istek olmaktan çıkıp bir iktidar yarışına döndüğü görülüyor. sanki iki taraf da daha kötü olma yarışına girmiş gibi, kuralsız, acımasız bir rekabet oluştu dünyada. kadınlar erkeklerden daha acımasız olabileceklerini ispata giriştiler. aşklar, kalp kırma yarışına döndü. teknoloji, önce o arasın, diye telefon başında bekleyenler korkaklar ortaya çıkardı. özgürlük, “ben istediğimle yatarım, sevgilim olman cinsel hayatıma karışma hakkını doğurmaz,” gibi traji-komik yorumlarla aşağılandı. aşkın özgür olması söz konusu olabilir mi? aklım almıyor. aşk bir başka insana gönüllü esir olmaktır. kadınlar özgür olmalı diye ortaya çıkanlar kadınların istedikleri insana özgürce aşık olmasını, ailesinin, çevresinin baskısıyla karşılaşmadan özgürce aşkını yaşamasını anlatmaya çalışmışlar başlangıçta sanırım ama şimdilerde yorumlanan özgürlük aşkın doğasındaki esareti inkar eden bir özgürlük.
    ***************

    - bana telefon görüşmemizde kadın düşmanı olmadığınızı söylemiştiniz. bunun altında kadınlardan yana bir korku sezer gibi oldum, haksız mıyım?

    dünyanın yarısının gözü kara bir histeriyle sonu belirsiz bir iktidar yarışına girdiğini ve insanlığını unuttuğunu görmek korkmak için yeterli bir sebep değil midir? bunların bazılarını hayatlarımıza sokup, birlikte yaşamaya çalıştığımızda küçük cennetlerimizi cehennemlere çevirdiklerini de görüyoruz. kadın, masum küçük bir çocuk gülümsemesiyle bir anda herkesin sempatisini kazanabilen bir yaratık ve küçük, zehirli gülümsemeleriyle kontrolü altına aldığı insanlara akıl almaz işler yaptırabiliyor.. benzer hikayeleri sinemada korku filmi diye izliyoruz da gözümüzün önünde insanların akıllarını başlarından alıp, uzaktan kumandalı deney hayvancıklarına dönüştüren kadın yaratığından neden korkmuyoruz? haklısınız, korkuyorum elbette. korkmak da insanı güçlü yapar.

    ******************
    - kızlar gerçekten aşık olmaz mı?

    oluyor musunuz? soruyu kızlara sormak lazım ama bu, son romanım kızlar aşık olmaz’ın ismi nedeniyle sık karşılaştığım bir soru. roman, çevrelerindeki mutlu ilişkileri bozarak, aşkların bitiş sürecini incelemeye ve aşk hakkındaki hipotezlerini sınamaya çalışan üç kahramanın hikayesini anlatıyor. ancak romandaki üç karakter deneyler ilerledikçe ve bozdukları “mutlu” ilişkilerin sayısı arttıkça aslında aşk hakkında kimsenin konuşmaya, tartışmaya, dile getirmeye cesaret edemediği bir sırrı ortaya çıkartıyorlar ve kızların aslında aşık olamayacaklarını düşünmeye başlıyorlar.

    **************

    -50 yıl önce, kadın-erkek ilişkilerinin güzergahı belliydi. tanışır, hoşlanır, nişanlanır evlenirlerdi... günümüzde bu hedef ortadan kalkmış ya da giderek azalıyormuş gibi görünüyor. sizce ilişkiler nereye gidiyor?

    elli yıl önce evliliğin, toplum baskısından kaçış olduğunu artık herkes kabul ediyor. ergenlik dönemlerine girmiş erkek ve kızların ortalıkta dolaşıp toplumun namusuna yönelik tehlike arz etmemesi için yine toplumun uygun gördüğü bir çözümmüş evlilik. birbirini ilk defa gören iki insanın arasında nasıl bir aşk söz konusu olabilir ki ikinci buluşmaları evlilik bağı altında zifaf odasında gerçekleşsin? kadınların eşitlik, özgürlük diye yakınmalarına sebep olan sorunlardan biri bu değil miydi? tarihin, olayları gerçekleştiği dönemin özelliklerine göre değerlendirme kuralı gereği, bu gün o evliliklerde bir suçlu da bulamıyorsunuz. ne o kızla evlenmeyi kabul eden damat, ne aileler, ne toplum o şartlar altında suçlu olamıyor. ama ortada kurban edilmiş masum bir kadın olduğu ortada. bu günse, kadınların o kabuklaşmış “masum” görüntülerini siper gibi kullanarak ihanetlere, yalanlara, dolanlara başvurduklarını inkar edebilir misiniz? erkekler de elbette kör değiller ve tüm bunları görüyorlar dolayısıyla iki cinsin birbirine güveni gittikçe yok oluyor. aşık olmanın, saflık olarak tanımlandığı bir dönemi yaşıyoruz ama sonsuza kadar sürmeyecektir çünkü böyle giderse insanlık paranoyaların altında ezilip hasta bir toplum olarak birbirini yok edecektir ki insan iradesi tehlikeyi görüp önlem almaya şartlanmıştır ve buna izin vermeyecektir. sonunda bu akıl almazlığı artık kaldıramayıp 68’lerin çiçek çocukları gibi isyan edecek bir nesil ortaya çıkacak ve iki cins arasında yeni bir denge kurulacaktır. ama biz bu kargaşayı, kavgayı, diş geçirmeyi, güvensizliği, ihanetleri, yalanı yaşayan nesil olacağız gibi görünüyor, ne yazık ki.
  • kadınların da “erkekler kadar kötü” olabileceklerini görüp bu şaşkınlığı yaşayan yazara neden şaşırdığını sormak isterim? şaşkınlığın yanında hayal kırıklığı da olsa gerek. haksız değil bir bakıma. kadınların “güç” sahibi olduğunda yaptıkları farklı olsaydı bu her birimizi sevindirebilirdi. ancak gücün bunca yüceltildiği bir çağda ona sahip olanların yapacakları da yüceltilen başka ne varsa onları elde etmede kullanmak olacaktır. burada neden bir kadın erkek ayrımına gidildiği de yazarın niyetleri konusunda insanı rahatsız ediyor. bütün sorun kadınlarla ilgili gizli kapaklı kalmış, tanınamamış kadın benliği ile ilgili hayallerimizin fiyaskoyla sonuçlanmış olması mı? neden melek olsaydı ki kadın, üzerine erkeklerce yapıştırılmış bu tanımları ve yükleri ayağında sürümeye neden devam etsin? yüzyılların hıncı içinde olduğunu söylüyor kadınların. yüzyılların erkek egemen kültürünün getirdiği binbir türlü baskı, şiddet, taciz ve zorlamaya halihazırda maruz kalıyor olmak bu hıncı besliyor olmasın.

    ilk etapta erkekleri ele geçirip kendini sınıyormuş kadınlar. belirtmek isterim ki “dünyanın yarısı”ndan korkmasına gerek yok cem şancı’nın bu açıdan. çünkü bir erkeği o biçimde ele geçirecek “gücü” kazanmış kadınların sayısı öyle az ki. diğerleri daha çok karnını doyurmak, hayatını sürdürmek, barınmak vs.. gibi sorunlar ile uğraşıyorlar. bir başka büyük topluluk da zaten hala melek çağlarını yaşıyorlar, herhangi bir erkeği gücendirecek davranışta bulunmaya cesaret etmeleri mümkün değil (bkz: tore). bir de gücü kuvveti yerinde olup niyeti de sağlıklı insankızları vardır ki onlar bahis dışı burada. gelelim bunu yapabilecek “güç” ile donanmış ve alabildiğine gözü kararmış kadınlara (küçük bir oranda bulunsalar da çağımızın kadınını temsil görevi yüklenmiş kendilerine). sürüm sürüm süründürürler adamı. ama suç arayacaksak kadında mıdır tamamı, yoksa böyle bir kadının peşine düşmüş adamda mı? biz ne kadarsak kurduğumuz ilişkiler de o kadar değil midir? aşkın gözü kördür ama, kadınlar aşık olmadıkları için her an her dakika kurdukları planın incelikleri üzerinde derin çalışmalarını sürdürebilirler. zavallı saf aşık erkek ise, “ben senin her şeyini, her anını, her saniyeni istiyorum,” diye ağlayan bir “yaratık” ile bir gelecek planlamaya devam eder. al birini vur ötekine cinsinden insanların kurdukları ilişkileri incelemek ve buradan kadınlar aleyhine delil toplamak uygunsuzdur. uzak durunuz efendim siz de böyle bayanlardan. kadın tarafından ele geçirilmek, bir kadını ele geçirmek. ilişkilerin terimleri arasında sahiplik, aitlik gibi tanımlar bulunduğu sürece bu kurgular da kaçınılmaz. kimi erkeklerin dizinin dibine dizi dizi dizdiği kadınlara ne demeli. yazar tarafından kadınlar hakkında sarfedilmiş kötüleyici her iddia erkek topluluğunda da kendi karşılığını bulduğu sürece, “dünyanın yarısının gözü kara bir histeriyle sonu belirsiz bir iktidar yarışına girmesinden” korkmak gereksiz. dünyanın tamamı için yas tutmalı.

    ne zaman bir kişi elini beline koyup karşı cins hakkında ahkam kesmeye başlasa kuyruk acısıyla atılmış bir çığlığın yankılanışını duyuyorum.

    toplumun bir yarısının sakatlıklarını tespit ederken diğer yarıda bunların varlığından söz etmeyip yok saymak seksist bir yaklaşımdır ve ne kadına ne erkeğe kısacası insan olana yaraşır bir yaklaşım biçimi değildir.

    son olarak, doğru diyorsunuz da cem bey, eksik diyorsunuz.

    ille de (bkz: melekler erkek olur)
  • sözlükte midiri bilmem ama eğer oysa kendisinden tek dileğim olacaktır, kısa kısa gibi yazılarına geri dönsün. oyun incelemesinde bir larry 7'de bir de cem şancının kısa kısalarında gülmekten karnım ağrımıştır.
  • kadinlar hakkinda cok guzel teshisleri olan, lakin yazdigi kitaplarla anca lise, ortaokul cagindaki ogrencilere hitap eden yazar