şükela:  tümü | bugün
  • post kavgasıdır.

    - akif genç ve yakışıklı bir gençtir. devlet bürokrasisi içersinde rahat etmemekte ve kendi kadrolarını genişletme arzusuyla yanıp tutuşmaktadır.

    - cemile mahallenin tüm delikanlılarının hayranlıkla iç geçirdiği genç ve güzel kızdır. onu alacak şanslı erkeğe yanında çeyiz olarak hazır yetişmiş kadronun tillahını getirecektir.

    - mahallenin en güzel kızıyla en güzel oğlanı ilk bakışta birbirlerine vurulup evlenirler.

    - bu iki sevgili aşk birlikteliklerini bir de beraber kurdukları bir ortaklıkla taçlandırırlar.

    - akif ve cemile ortak işlerini büyütmeye koyulurlar. akif atamalarla cemile davalarla bürokraside yer açarlar. boşalan yerlere azcana akif'in kadroları çokcana cemile'nin kadroları atanır. ne de olsa cemile'nin çeyizi akifinkinden epeycene daha yüklüdür.

    - akif hatta cemile'nin yetişmiş adamlarını hapur hupur yiyen yaş isimli canavarı bile sevdüceği için zapturapt altına alır. cemile aşkının yanağına bir öpücük kondurur.

    - akif zamanla kıllanmaya başlar. o bunlar da benim adamım diyerek cemilenin adamlarını atarken, cemile'nin adamları kendi altlarına kesinlikle akif'in adamlarını almamakta, sadece gene cemile'nin bohçasından adamları almaktadır.

    - sonra anayasa değişir. akif ve cemile el birliğiyle yüksek yargıyı kontrol etme çabasına girişirler. ilk etapta bu ikilinin adamları diğer dış mihrakları yenip içeri girerler. fakat sonra garip bir şey olur. akif'in adamları atamalarda cemile'ninkilere arka çıksa da, cemile'ninkiler sadece kendi adamlarını kilit yerlere koymaktadır. akif iyice kıllanır.

    - sonra cemile'nin götü afedersiniz tavan yapar. akif'e geceleri has adamı nasyonel entelijans eycınsi başındaki fidan gibi delikanlının gönderilmesini, güneydoğu politikasının kendi adamlarına teslim edilmesini, o aralar pek revaçta olan açılımın kapatılmasını ister telkinlerde bulunur.

    - eeeyhhh yeter be diyen akif, cemile'nin yetişmiş adamlarını yetiştirdiği bostanı tarumar etmeye başlar.

    - cemile yetişiiiin hırsız vaaar diye bağırır.

    olaylar olaylar...

    sonunda bu kötü tecrübeden akıllanmış olarak çıkan akif şu an her yerde cemile'nin bohçasından dökülenleri temizlemekle meşgulmüş. yoook tabi ki de sadece ondan dökülenleri canım. hak ve hukuk dahilinde. yalnız dava açıp mesleğe geri dönmece yok, o hariç. ohaldeyken olmaz. elbette bu tecrübeden sonra akif devlet içersindeki kadrolara sadece layikiyle kendini geliştirmiş donanımlı gençleri atayacakmış. akif'e oy veriyor olmak şartıyla. şaka şaka. yok tabi herkes atanabilir. ama akif'e de bir oycuk olsun verirler. yani bu kadar badireden sonra bence öyle.

    demek ki neymiş çocuklar? elalemin zikiyle gerdeğe girersen... neyse diego ortalık zaten karışık, bir de biz göt altı olmayalım şimdi.
  • bir ülkede iki güç olmaz. cumhuriyetin gerçek ve koşulsuz savunucusu olan kesim devletten tamamen tasfiye edildikten sonra tabii ki birbirlerine gireceklerdi.

    kaldı ki gerçek savaş dershanelerle falan değil, 7 şubat 2012'deki mit kriziyle ortaya çıkmıştı. muhtemelen araya gezi girince bir süre daha güç birliği yapalım dediler. gezi'de çoğunluğu oluşturan yine atatürkçü orta sınıftı, yani 2007-2013 arasında devletten tasfiye edilen siyasi çizginin sivil kanadı.

    gezi krizi atlatılınca güç savaşı şiddetlendi, köprüler tamamen atıldı.
  • zaten ayan beyan ortada değil midir ?
    çıkarlarının uzay boşluğunda çakışması
    sonucu oluşan ; koltuk, gelir kaynakları, taraflı istihdam vs bilumum getirinin paylaşılamaması.
    edit:imla
  • cemaatin 150 kişilik mv kontenjanı istemesidir.
  • bir üstteki arkadaşın da dediği gibi, cemaatin daha fazla milletvekili kontenjanı istemesidir

    velhasıl kelam bunu isteme sebepleri, olası bir durumda hükümeti düşürmek istemeleridir. eğer böyle bir sayıları olsa 17-25 aralıkta hükümeti düşüreceklerdi.
  • akp'nin her daim 'azılı düşman' arayışında olmasındandır.

    dikkat edilirse bazen kemalistler, bazen kürtler, bazen de cemaatler 'azılı düşman' yapılır. şimdiye kadar düşmansız bir gün geçti mi, soruyorum? yani rte denen adam meydanlara 'düşmansız' bir şekilde çıktı mı hiç? cevap: hayır.

    ayrıca cemaat halktan en az destek gören yapı olduğu için ondan alınacak pay da en büyük olur. bu yüzden daha belirgin bir savaş söz konusu.
  • çok basit şekilde rant kavgasıdır.
    1980'lerden itibaren cemaatin finansal kuruluşlardaki ağırlığının muazzam artışı ortadadır. hala pek çok sektörde anonim ortağı, kendi deyimleriyle hizmet hareketi içinde bulunan kurucu ve sermayedar bulunmaktadır. şimdi basit mantıkla öncelikle yurt dışındaki cemaat organizasyonuna kısaca bakalım ki yurt içinde 2013 yılı sonlarına kadar ne kadar güçlendikleriyle ilgili fikir versin.

    bahsettiğimiz finansal altyapıya sahip kuruluşların arasında, sermaye ve cirosu direk gülen'e bağlı olan yurt dışındaki üniversite, ilk ve orta derece niteliğinde okul, kolej, dershane, dil kursu ve kültür merkezi,vakıf ve düşünce kuruluşları sayısı 2000'den fazladır ve 2014 yılı itibariyle yurt dışında 160 ülkeye yayılmış durumdadır. etkin olmadıkları tek bölge güney amerika'dır. yıllar boyu ne kadar etkin şekilde tüm kıtalara yayıldığını eski yarenleri ve havuz medyası nedeniyle görememekteydik. bu şebeke aracığıyla dönen milyarlarca dolarlık ciroyu yönetmek de bir sanat olduğundan ve sözüm ona "hizmet hareketi" isimli bu dolara endeksli düzenin devamını sağlayarak daha da büyütmek adına türkiye'deki hükümeti ya elinizde tutacaksınız ya da istediğinizi yaptıracaksınız.

    yurt içine bakacak olursak öncelikle 1000'i geçkin okula, 600'den fazla yurda sahip olduklarını hatırlatalım. eğitimin ardından, cemaatin direk ya da anonim ortaklık yoluyla içerisinde olduğu sektörlere değinerek cümleleri bağlamak istiyorum. tv ve radyo kanalları, haber ajansı, gazete ve dergilerden oluşan medya kuruluşları; bankacılık (banka, yatırım ortaklıkları), sigortacılık, ulaştırma, inşaat, tekstil kuruluşları ve çeşitli konfederasyonlarca büyüyen bu devasa şebeke 30 yıl boyunca yurt içi ve yurt dışında muazzam bir para ve insan ağına dönüşmüştür.

    böylesine büyük bir ağı kuran ve yöneten hizmet hareketi adlı oluşum, uluslararası dengeler içerisinde sürekliliğinin arz etmesi, yurt içinde de hakimiyet ve devamlılığının esası için okullar aracığıyla bir yandan kapıkulu minvalinde eleman yetiştirirken, diğer yandan da kendisini hükümetle dirsek teması içinde bulunarak çok partili dönemden özallı yıllara kadar ülkenin hakim temel düşünsel yapısı içerisine sinsice kök salmak zorunda hissetti. hareketin ilk dönemlerinde ılımlı islamcılar ve merkez sağ kendileri için biçilmiş kaftan iken hareket hız kazandı ve yeri geldiğinde el ele kol kola bankaları açıldı.

    bu muazzam yapının devamlılığını sağlamak en önemli amaç haline geldiğinde a.b.d'nin çıkarlarına hizmet eder şekilde davranmak da yetmezdi. bu nedenle yurt içinde hükümet kanadını hep desteklemek, yeri geldiğinde direk adam sokmak milletvekili seçtirmek gerekirdi. hepsi yapıldı ama yetmezdi.
    yüzlerce anonim ortaklıklığı olan bir hareket; bankaları olduğundan ve denetlenebileceğinden yeri geldiğinde bddk ve spk, onlarca medya kuruluşu, şirketi, çalışanı, adamı yargılanabileceğinden yeri geldiğinde hsyk ve bu yolla hakimler savcılar, desteklediği parti günün birinde kritik parti kapatma davaları ile karşı karşıya kalabileceğinden yeri geldiğinde anayasa mahkemesi etkinlik alanı olmalıydı. zaten 20 küsür yıldır okullarından binlerce öğrenci geliyordu. bunları ülkedeki kritik yerlere entegre etmek durumundaydı. bu amaçla bu kez ösym ve yök avuçlarında yükselmeye başladı. sorular yeri geldiğinde çalındı ve belli kişilere servis edildi, yeri geldiğinde yüksek puanlar verildi.

    bu da yetmezdi gün olur devran döner bu desteklediklerimi ihtilal yapar devirirler, belli mi olur belki ben yaparım diyerek etkin güç olmak adına 90'ların başından itibaren tsk içerisinde yapılanmaya başladı. yeterli güce ulaşması çok çok zordu ama en büyük yarenleriyle ortaklaşa bir dava zinciri yaparlarsa eli güçlenirdi. nitekim de öyle oldu, nasılsa himmetli hakim ve savcılarım,polislerim yetişmişlerdi artık. balyozlar, ergenekonlar, poyrazköyler havada uçuştu. o dönemde halka sorsanız "biraz daha uyusak şerefsizler camileri bombalayacaklardı, allah zeval vermesin ki şerefli hakim ve savcılarımız olaya el koydu" deniliyordu. nasıl davalarsa cd üzerindeki bir imzanın ıslak imza olmadığı 5 yıl anlaşılamadı.

    gelelim sonuca;
    2002 sonlarından itibaren 10 yıl boyunca güçlenerek;
    seçilenlerden ziyade artık vakti geldiğinde kendisi seçen ve destek almaktan ziyade istediğine destek verip istediğini yücelten ve istediğini desteğini keserek ülkeden silen bir lider haline gelen erdoğan ve taifesi bu devasa finansal ağa dur demek istedi. bilal oğlanın türgev'i vardı. türkiye ve dünyanın pek çok yerinde okul ve yurt açma niyeti vardı ama mağdurdu, etkinlik alanı, at oynatacağı, "ya hak!" diyerek ok atacağı bir yer yoktu. okul ve yurt açacak yer, ulaşacağı öğrenciler lazımdı. her yerde memleketlisi,destekçisi yeni inşaat baronları beliriyordu ve inşaat sayesinde deli nakit akışı sağlanıyordu. toki arı gibi çalışıyordu. sen 25 senede okulla,hizmetle geldiysen ben de 10 senede vinçle, yapı projeleriyle, belagatımla, mitinglerimle geldim dedi. muazzam güce ulaşmış finansal ağ hala erdoğan'dan destek bekliyordu oysa, ülkede memur sokmadık kurum kalmamışken istihbaratın da babası olmak istedi. alamayınca kaçınılmaz olanı gördü ve savaş baltaları meydana çıktı.

    sahi ya 2012 öncesine dair bir ses kaydı duyan bilen var mı?
  • akp'nin reza zarrab aracılığıyla abd'nin iran ambargosunu delmesi.

    ve olaylar olaylar:

    buna karşılık abd'nin fethullah'ı kullanarak, bizimle uyumlu hareket et yoksa bütün pisliklerini ortaya dökeriz uyarısı. (mit tırları)

    tayyip'in atarlanıp; kapatırım bak dershanelerini çıkışı.

    fethullah'ın bunu görüp, 17-25 aralık'ta zarrab ve bilimum yolsuzluğu açığa çıkarma hamlesi.

    akp'nin başarılı bir algı operasyonu ile 17-25 aralık'tan sıyrılması ve yargıdaki, polis ve bilimum kamu kuruluşundan cemaat'i temizlemeye başlaması.

    gerisi gayet yakın tarih.
  • aslında bu hiç önemli değil. size daha ilginç bir soru sorayım.

    bu ülkede aponun asılmamasını mhp iktidardayken, fetönün derdestinin de siyasal islam iktidarken yapılmasını siz de manidar bulmuyor musunuz?