şükela:  tümü | bugün soru sor
  • cemal kaşıkçı'nın arkadaşları ve kaybolmadan birkaç gün önce londra'da görüştüğü tanıdıkları, kaşıkçı'nın suudi arabistan'da rejim içindeki farklı gruplarla ve müslüman kardeşler'le ilişkisini anlatmış.
    özetle, suudi arabistan'ın eski yönetimi ile yeni yönetimi arasındaki bir güç savaşında kaybolduğunu söylüyorlar.
    kaynak: link
    --- alıntı ---
    cemal kaşıkçı, suudi arabistan'dan geçen yıl ayrılarak abd ve türkiye'de yaşamaya başlamıştı. ama suudi arabistan'da geçirdiği son yıllarda adeta veliaht prens muhammed bin selman'ın 'elini ensesinde' hissediyordu.
    arkadaşları, cemal kaşıkçı'nın 18 eylül 2017'de suudi arabistan'dan kaçmaması durumunda kasım ayında gözaltına alınanlar arasında olabileceğini söylüyor.
    cemal, suudi arabistan'daki kurulu siyasi düzenin bir parçasıydı. suudi arabistan adına görevler de alıyordu. bir defa beyrut'ta bir toplantımız vardı. eski üst düzey batılı diplomatlar ve siyasetçiler hamas liderleriyle görüşecekti. suudi arabistan tarafından bu görüşmeye katılması için beyrut'a kaşıkçı gönderilmişti.
    cemal kaşıkçı, yakınlarına göre yalnızca bir gazeteci değil, uluslararası nüfuzu kuvvetli, suudi arabistan'ın 'eski rejime yakın bir siyasi figürüydü' ve eski yönetim ile suudi arabistan'da reform vadeden veliaht prens selman arasındaki iktidar mücadelesinde kayboldu.
    suudi elitlerin arasındaydı. batı'da eğitim görmüş, siyasi aydınlar. suudi arabistan'da gerçek bir reform görmek isteyen ama bunun rejim değişikliği olmadan gerçekleşmesini isteyen bir elit grup. prens selman da bu elit grubu kendisine tehdit olarak görüyor, teket teker hepsinin peşinden gidiyor.
    --- alıntı ---
  • o gün jet ile ülkeye giriş yapanlar arasında bir tane adli tıp uzmanı asker var.
    diğerlerinin kimliği deşifre olmuş. gelen kişi sayısı ile dönen kişi sayısı farkli.
    baya tezgahı kurmuşlar belki bunlar bu alanda çığır açacak keşifler yaptılar adam buhar oldu. dikta rejimleri öldürme üzerine profesyonelleşir.

    https://twitter.com/…cqc/status/1049778773397307392

    bu arada bunu yazmazsam çatlarım,
    c. kaşıkçı ve nişanlısı hiç yakışıyor mu
    genç birisi ile yaşlı birisini görünce tiksinti geliyor.
    foto kaynağı
  • asla çözülemeyecek olayın perde arkasıdır
  • nişanlısının istihbarat bağlantısı olup olmadığı, kaşıkçı'nın sadece tek bir istihbarat örgütüne çalışıp çalışmadığı, kaşıkçının şu an yaşayıp yaşamadığı, gelen uçaklardan biriyle başka bir pasaportla güle oynaya ülkesine dönüp dönmediği, öldürüldüyse bunun planlı ya da ani gelişen bir olay sonucu olup olmadığı, deşifre bir çift taraflı ajanın akıbeti gibi sorular barındıran perde arkasıdır.
    23 yaş küçük nişanlısına istanbulda ev almış bir ay önce. istanbulda mı yaşayacaklardı, kendi abd'de devam edecek ama karısı mı burada oturacaktı, bu nasıl evlilikti, koskoca abd'deki konsoloslukların belge vermeyip istanbul konsolosluğuna yönlendırmesi insanı hiç mi huylandırmaz, bir vekalet verse avukatla halledilebilecek bir konu için niye kalkıp kendi gider...

    ha tabi bu arada bizim polis ve istihbarat ne iş yapar, burası teksas mı?
  • abd senatosu'ndan trump'a konunun önemini hatırlatan bir bilgi mektubu gönderilmiş. işin perde arkası derin gibi.
  • trump’ın “suudilerin götünü koruyoruz. bize daha fazla para ödemek zorunda” çıkışından sonra ortadan kaldırılması tesadüf olamaz sanırım. trump’ın o sözlerini hep seçim kampanyasına yönelik boş laf olarak değerlendirmiştim ama öyle değilmiş. bir de meşhur reina saldırısında orada olan adnan kaşıkçı’nın yeğeni cemal kaşıkçı’nın kardeşi ya da kuzeni, bu konuda net bilgi edinince editleyeceğim, hasan kaşıkçı var. link olay reina saldırısına bile sıçrayabilir.
    bakalım büyük ihtimal tesadüftür ama olayın perde arkası oldukça karışık gibime geliyor.
  • suudiler bizim basını eşek yerine koymuşlar
    işte
    biraz haklılar, temsili foto ise altına belirt.

    5 gün önce ;
    bu 2 uçakta kimler var başlıklı verilen haber görselinde kuyruk tescilleri olan yalnız birinin arka planına kar yağmış olması ile biraz dalga geçmişler. fotoğrafları arattım evet aynı fotoyu kullanmışlar.

    "2 ekim'de suudi arabistan’ın başkenti riyad’dan kalkan ve kuyruk tescilleri hz-sk1 ve hz-sk2 olan iki jet uçağı farklı saatlerde istanbul atatürk havalimanı genel havacılık terminaline geldi "
    https://twitter.com/…esh/status/1049616208658616320

    ----------------------------------------

    yine cemal kaşıkçı'nın konsolosluğa giriş 13:14:36 görüntüsü var fakat o gün anlatılana göre bir daha çıkmadı. 13:14:38 çıkış fotoğrafı verilmiş. bu görüntü yüzlerce paylaşılmış. görüntü ile oynanmış gibi, kapıdaki görevlinin kapıya olan uzaklığı ve kapıyı eli ile tutması garip.
    https://twitter.com/…ssd/status/1049670618763980801

    ve yine amerikan basını sabah gazetesinini iddiası olan apple watch ile ses kaydı yapıldığı haberi ile dalga geçti.
    bunun imkansızlığını anlattılar. tabii teknik detayı bilmiyorum.

    edi,
  • üst edit: bir süredir cemal kaşıkçı olayına ilişkin derli toplu bir yazı yazmak istiyordum. olayın ortaya çıktığı ilk günlerde fikirlerimi genel hatlarıyla burada ifade etmiştim. ancak son yaşanan gelişmeler, bende, olayı daha detaylı yazma ihtiyacı yarattı.

    kaşıkçı olayı belki macaristan veliaht prensi franz ferdinand cinayeti/suikasti gibi yeni bir dünya savaşına yol açmayacak, ama uzun yıllar etkisi hissedilecek bir takım sonuçlar doğuracağını söylemek mümkün. üstelik bu olayda sözü edilen ya da masaya oturan tarafların inatçı ve dediğim dedik anlayışları, süreci çok daha kırılgan ve içinden çıkılmaz hale getiriyor. masanın bir tarafında abd’nin haşarı başkanı trump’ın, diğer tarafında monarşinin şımarık suudi prens salman’ın olduğu bir masada sonuçların nereye gidebileceğini kestirmek zor. üstelik bu masada oturan veya oturmak isteyen rusya, ingiltere, fransa, almanya, israil ve türkiye gibi unsurların da olduğunu göz önüne alındığında süreç çok daha karmaşık bir hale geliyor.

    türkiye-suudi arabistan çekişmesi
    ne yazık ki bu olayın doğrudan taraflarından birisi de ülkemiz. çünkü olay ülkemiz toprakları üzerinden cereyan etmiş ve ülkemizin yabancı diplomatlar için güvenilir bir yer olduğu algısını çok ciddi şekilde sarsmıştır. bu nedenle sürecin bizim tarafımızdan çok daha incelikli ve ustaca ele alınması çok önemli. fakat son 10 yıldır “yeni osmanlı” hayali ile ortadoğu’da son derece yanlış hamleler içerisine girmiş olan recep tayyip erdoğan’ın bizi temsilen masada olacak olması, bu sürecin bu kadar ustaca ele alınıp alınmayacağına dair akıllarda soru işaretleri yaratıyor. zira “yeni osmanlı” hayalinin temel adımlarından birisini bugün ortaduğu ve yakın afrika ülkeleri üzerinden güçlü bir etkiye ve liderliğe sahip olmak oluşturuyor. işte burada suuidiler ile “yeni osmanlı” hayalleri olan erdoğan karşı karşıya geliyor. zira şu an için suudi arabistan; sahip olduğu para ve petrol kaynağı ve bunun bir sonucu olarak arkasına aldığı abd ve israil’in de destekleriyle, arap coğrafyası üzerinde önemli bir etkiye sahip ve bunu erdoğan ile paylaşmaya hiç de hevesli değil.

    türkiye ile suudi arabistan arasındaki bu “çatışma”nın bir tezahürü de “ılımlı islam” -ki bunun suudi arabistan’daki yansıması olarak müslüman kardeşler ya da nam-ı diğer ihvan- ile vahhabi matlakiyetçilik çatışmasıdır. erdoğan ve onun temsil ettiği anlayış, mısır’daki abd destekli renkli darbe sürecinde de gördüğümüz üzere, müslüman kardeşler (ihvan) çizgisidir. bu da iki ülke arasındaki bir diğer ayrışma fay hattı olarak duruyor.

    dahası son yıllarda türkiye ile suudi arabistan arasında açıkça cereyan eden bir siyasal ve ekonomik çatışma mevcut. hepiniz hatırlayacaksınız; suudiler katar ile ilişkilerini kestiklerinde, bu para ve petrol zengini ülkeyi suudilere karşı desteklemek için türkiye askeri birlik göndermişti. erdoğan böylece hem o dönemde yaşanan ekonomik dar boğazın etkisini hafifletmek için ihtiyaç duyduğu sıcak paraya kavuşmuştu ve hem de bu hareketiyle arap coğrafyasında suudilere karşı güç gösterisi yaparak etkisini arttırmıştı. elbette suudilerin düşmanlığını da beslemişti. ki suudiler de erdoğan’ın bu hamlesini karşılıksız bırakmamış, türkiye sınırında konuşlu kürt güçlerine 100 milyon dolayında para desteğinde ve silah desteğinde bulunmuştu.

    burada brunson olayını da anmadan geçmemek lazım. malum, erdoğan’ın suudilere karşı kaşıkçı olayında elini güçlendirebilmek için abd desteğine ihtiyacı vardı. bunu sağlamak adına da brunson’un bırakılması iyi bir “jest” olacaktı. zaten abd tarafından bu konuya ilişkin yapılan baskılara dayanmak da güçleşmişti.

    kaşıkçı olayı
    kaşıkçı olayının bizzat veya tek başına suudi veliaht prens muhammed bin salman tarafından organize edildiğini söylemek benim için zor. zira daha önce de yazmıştım, eski bir suudi istihbarat ajanı olması yüksek ihtimal olan kaşıkçı’nın abd için de çalışan yani ikili bir ajan olduğunu düşünmek için bolca veri var elimizde. abd’nin afganistan’da suudilerin desteği ile ürettikleri el kaide lideri ile görüşmesi, bin ladin’in ölümünün ardından üzüntülerini ifade etmesi, suudi arabistan adına uluslararası siyasal toplantılara temsilci olarak gönderilmesi, türkiye ile suudi arabistan’ın suriye’de cihatçılar eliyle yürüttükleri savaşta koordinasyon işini yürütmesi vb bir dizi veri bunu işaret etmektedir. hal böyle olunca, evrak işlemleri için öncelikle abd’deki suudi konsolosluğuna giden kaşıkçı’nın buradan türkiye’deki/istanbul’daki konsolosluğa yönlendirilmesinden abd istihbaratının haberinin olmadığını söylemek çok zor. burada şu soruyu sormak lazım: eğer abd istihbaratırın haberi var idiyse, neden buna izin verildi? sanırım bu soruyla birlikte şu soruyu da cevaplamak lazım: suudi arabistan’ın abd’deki konsolosluğu neden kaşıkçı’yı öldürmek ya da tutuklamak için istanul’daki konsolosluğa gönderdi?

    işte tam bu noktada ben bu sürecin abd’nin ustaca bir taktik, istihbari hamlesi olduğu kanısındayım. abd; kaşıkçı’nın istanbul’a gelmesine yeşil ışık yaktı, böylece onu koruyamama sorumluluğunu üzerinden atmış, kendi ülkesinde böyle bir olayın gelişmesinin yaratacağı güven yitiminin önüne geçmiş oluyordu. kaşıkçı tam da bu nedenle, yani abd’ye güvendiği içi istanbul’daki konsolosluğa gitmekte bir beis görmemişti. abd ise kaşıkçı üzerinden suudi arabistan’a yeni taleplerini kabul ettirme ve bölgede yeni bir düzenlemenin ön adımlarını atma amacı güdüyordu.

    tek abd hatalı algısı
    dünyanın hemen her ülkesinde olduğu gibi amerika’da da yek pare bir iktidardan söz etmemiz mümkün değil. trump dönemiyle birlikte bunun çok sık açık açık görüyoruz. hal böyle iken, suudi arabistan’a yönelik yaklaşımda da iki farklı yönelim olduğunu söylememiz mümkün.

    örneğin trump; ortadoğu politikasını suudilerle ilişkiler üzerine kurdu ve salman ile iyi ilişkilere sahip. bu nedene de salman’ın üzerine çılgınca gitmesini beklemek pek doğru olmayacaktır. ancak öte yandan abd’deki diğer etkin güçler trump’ı, suudi arabistan koşunda yönelim değişikliğine zorlamak istiyor. bu nedenle kaşıkçı olayını da etkin olarak kullanıyorlar. dikkat ederseniz trump’ın kaşıkçı olayına ilişkin açıklamaları da oldukça inişli çıkışlı. bir yandan suudilere silah satışını durdurmayacağını, suudilerin önemli bir ekonomik ortak olduğunu söylerken öte yandan “eğer kaşıkçı olayında anlatılanlar doğru ise, suudiler bunun karşılığını çok ciddi şekilde öderler” diyor. trump’ın iç siyaset ve uluslararası siyasetin beklentilerini de göz önünde bulundurarak bir çıkış yolu bulması gerekiyor.

    kaşıkçı’nın washington dc’de bolca dostu var. ana akım gazeteciler onu kendilerinden biri olarak görüyorlar. neo-liberaller kadar yeni-muhafazaarlar da rejim değişikliği ve arap baharı desteğinden ve suudi arabistan karşıtı çabalarından hoşlanmışlardı. abd kongresi’ndeki pek kişi, kaşıkçı’yı şahsen tanır. bu kesimler trump üzerinde ciddi bir baskı oluşturarak onu önümüzdeki seçimde zora sokma amacıyla hareket etmeyi çıkarlarına uygun görüyorlar. dahası böylece bir taşla birden fazla kuş vurarak suudi politikalarının da zemin taşlarını döşemiş olacaklar. bu doğrultuda adımlarını çoktan atmış durumdalar. örneğin riyad’da düzenlenen ve bölgenin davos’u olarak bilinen geleneksel foruma bu yıl birçok küresel firma katılmama kararı aldı.

    fakat bütün bu baskılara karşın trump’ın, suudi arabistan’ı ve salman’ı cezalandırması çok da basit değil. zira abd’nin ve israil’in ortadoğu politikalarının baş finansörü suudi arabistan. örneğin suriye işgalininin giderleri bu ülkenin akıttığı paralarla mümkün. yine iran ve rusya’nın petrol üzerinden -petrol fiyatları düşürülmek suretiyle- dizginlenmesinde de suudilerin büyük payı var. abd ekonomisinin büyümesinde, suudilerin akıttıkları paraların payı ise görmezden gelinecek gibi değil.

    böylesi bir kıskaçta olan trump’ın nasıl bir çözüm bulacağı henüz soru işareti. ancak kanımca, kısa vadede bu olayın salman’ın direktifleri dışında hareket eden unsurlar tarafından yapıldığı öne sürülecek. akp genel başkan danışmanı ve yazar yasin aktay’ın bir suudi kanalında; “suudi arabistan’ı suçlamak için erken. türkiye’de de bu tür cinayetler oldu ve bunları derin devlet yaptı” diyerek az evvel söylediğim çözümü işaret etmişti. zaten cnn gibi uluslararası kuruluşlar da dün benzer haberler geçerek, salman’ın cinayeti kabul edeceğini ancak bunun sorguda kazara olduğunu, bunun kendisinden bağımsız yapıldığını kabul edeceğini iddia ettiler. türkiye ile ortak komisyon kurulması, olayın haftalardır pazarlık konusu yapılarak aydınlatılmamasının ardında da bu hadise var.

    her ne şekilde olursa olsun, bu olaylar neticesinde suudiler abd başta olmak üzere bir dizi devlete ciddi ödemeler yapmak durumunda kalacaklardır. trump boşuna, “ey kral, bize ödeme yapmak zorundasın çünkü biz olmazsak o tahtta iki gün bile oturamazsın” demiyordu. elbette suudiler, olası bir yaptırıma karşı diş göstermekten uzak durmuyorlar. bu diş göstermenin ilk adımını, petrol fiyatlarını yükseltme tehdidi ile yaptılar. bunu rusya ile görüşmeler, iran ile yakınlaşma mesajları, petrol ticaretinde farklı bir para biriminin kullanılabileceğine yönelik imalar izledi. suudiler kolay bir lokma olmadıklarını bu tür hamlelerle göstermeye devam edecekler. ancak abd seçimlerini trump karşıtlarının kazanması halinde salman’a yolun sonunun görüneceğini söylemek mümkün. dahası trump üzerindeki ulusal ve uluslararası baskının artması halinde bu bizzat trump tarafından dahi yapılabilir. zira emperyalist ülkelerin uzun süreli dostlukları yoktur, uzun süreli çıkarları vardır.