şükela:  tümü | bugün
  • cemaleddin efganî, iran'ın esedâbâd şehrinde doğdu. necef medreselerinde tahsil gördü. pek çok dil bilirdi. son derece hareketli bir yapısı vardı. daha sonra siyasî işlere bulaşmış, mısır hükümeti kendisini sürgün etmiş, o da paris'e giderek, orada mısırlı ögrencisi muhammed abduh ile birlikte "el-urvetü'l-vüskâ" adlı bir gazete çıkarmıştır. bilahâre istanbul'a davet edilmiş, burada yaptığı bir konuşmadan dolayı devrin alimleri tarafından tenkid edilmiş ve istanbul'dan kovulmuştur. efganî, masonluğa intisab etmiştir. hatta ingiliz belgelerine göre bir ilâha inanmayı şart koşan iskoç mason locası'na üye iken, buradan allahsızlık ithamıyla kovulmuş, o da allahsızlığın makbul sayıldığı fransız grand orient locası'na reis olmuştur. taraftarlarınca efgani'nin masonluğu, davası uğruna yaptığı bir iş olarak yorumlanmışsa da konunun ehlince yapılan tenkidlerle bunun bir safsata olduğu anlaşılmıştır.

    avasas'ın notu: yukarıdaki kısım anlaşılacağı üzere copy paste marifeti ile elde edilmiştir ve aleyhte birileri tarafından yazıldığı açıktır. oysa ki maolof'un semerkant isimli kitabında gayet aydın ve nitelikli biri olarak geçmektedir cemaleddin efgani. bu kişinin türk siyasi hayatına etkileri üzerine tez bile yazılmıştır. (ilgilenenler için: cemaleddin efgani ve türk siyasal hayatı üzerindeki etkileri. yalçınkaya, alaeddin. yüksek lisans. istanbul üniversitesi, sosyal bilimler enstitüsü, istanbul, 1990. s.0158,0042 ref. danisman:doç.dr.m.şükrü hanioğlu. dili:tr.)
  • oldukça ilginç bir kişiliği ve karışık bir hayatı olan bir adamdır.
    kendisini islam birliği'nin kurucusu gibi göstermiş, ingilizler'den destek alıp, osmanlı topraklarında istediği gibi cirit atacağını, propaganda yapabileceğini sanmıştır.
    abdülhamit han saolsun bu arkadaşın niyetini anlayıp, istanbul'da alıkoymuştur.
    vefatına dek başkentte yaşamak zorunda kalan efgani yanılmıyorsam beşiktaş'ta bir yerlerde medfundur.
    abdülhamit han, afgani için şunları söylemiştir:

    "hilafetin elimde olması sürekli olarak ingilizleri tedirgin etti. blund adlı bir ingilizle, cemaleddin'i efgani adlı bir maskaranın el birliği ederek ingiliz hariciyesinde hazırladıkları bir plân elime geçti, bunlar hilafetin türkler tarafından zorla alındığını ileri sürüyorlar ve mekke şerifi hüseyin'in halife ilân edilmesini ingilizlere teklif ediyorlardı. cemaleddin efgani'yi yakından tanırdım. mısır'da bulunuyordu. tehlikeli bir adamdı. bana bir ara "mehdi"lik iddiası ile bütün orta asya müslümanlarını ayaklandırmayı teklif etmişti. buna muktedir olmadığını biliyordum. ayrıca ingilizlerin adamı idi ve çok muhtemel olarak ingilizler beni sınamak için bu adamı hazırlamış-lardı.
    musul'daki ve bağdat'taki (ingiliz) heyetlerin satıh çalışmalarını bırakıp kuyular açmaya başladıklarını öğrendim. o zaman maksatları ortaya çıktı... aradıkları kırık küpler, küçük heykelcikler değil, petroldü!.. ittifak işi zaten istediğim şekilde yürümüyordu. teklifi red ettim. bununla yetinmedim, musul ve bağdat'ta açtıkları kuyuları da hükümetçe kapattım! ingilizler darılıp kazıları olduğu gibi bıraktılar. fakat hemen ardından, cemaleddin afgani yolu ile hilafet meselesini kurcalamaya başladılar. hicaz emirini ele geçirerek maksatlarına ulaşmak istiyorlardı."
    (ismet bozdağ, sultan abdülhamid'in hatıra defteri, pınar yay., istanbul-1992, s:73,78-79.)
  • kendisi kadar tehlikeli talebesi muhammed abduh'tur.
  • 1838 afganistan doğumlu batı emperyalizminin orta doğuyu işgalinin hızlanmaya başladığı dönemlerde ortaya çıkıp yaşadığı topraklardaki insanları içinde bulundukları çağdışılıktan çıkarmaya çalışmak için dünyanın hindistandan fransaya dört bir yanını gezmiş, din alimi olarak yetişmesine rağmen bunu aşıp, 19. yüzyılın en önemli sistem eleştirmenlerinden biri olarak ortaya çıkmış ve müslüman dünyanın geri kalmışlığının nedeninin islam değil islamın güç odakları tarafından yorumlanış şekli olduğunu iddia edip bunu farklı örneklerle kanıtlayarak dönemin meşhur milliyetçilik teorisyenlerinden fransız tarihçi ernest renan a sağlam bir ayar vermiş, 1897 yılında istanbulda istibdat döneminin doruk yaptığı bir zamanda şüpheli bir şekilde ölü bulunarak hayata veda etmiştir. önemli bir şahsiyettir.
  • bir kaynakta bahai olduğu iddiasını da okudum ki milliyeti ile birlikte inançları da tartışmalıdır bu bağlamda.
  • iran'da doğmuş, iran'da büyümüş zamanın en kozmopolit politikacısı. soyadını kendini sünni gibi gösterip, şii coğrafyanın dışında da etkili olabilmek için aldığı iddia ediliyor. (bkz: nikki keddie) osmanlı'ya gelişinde ikinci abdülhamit'in davetinin de etkisi vardır. etkilediği/eğittiği çıraklarından biri mirza reza kermani osmanlı dönüşü kajar şahlarindan naser al-din'i öldürmüştür. efgani iran'daki ünlü tütün protestosu zamanında da ülke dışından (ırak'tan) yazdığı yazılar ve ulema'ya gönderdiği mektuplarla etkili olmuştur.
  • batının müslüman topraklarında ilerlemesine karşı çıkmış olan politikacı. islam'ın modernleşmesinin savunuculuğunu yapmıştır. reformlarla islamın modernleşeceğini böylece müslümanların bir bütün olarak batı emperyalizmine karşı durabileceğini ileri sürmüştür. oldukça çalkantılı bir hayatı vardır, gittiği bir çok ülkeden sürgün edilmiştir. genç osmanlılardan özellikle de namık kemal den pan islamizm konusunda etkilenmiştir.
  • her yerde adı geçen ama hiçbir yerde bulunamayan garip bir adam. ilk olarak cemil meriç üzerinden gidersek* meriç'in, efgani için ziya gökalp hakkında düşündüklerinden farklı bir şey düşünmediği görülüyor. meriç'in görüşü oldukça olumsuz, efgani hakkındaki spekülasyonlara değindikten sonra efgani'nin renan'a* gönderdiği mektuptan bazı alıntılar yapıyor; burada ise islam da dahil tüm dinleri sosyal yaşamın yan ürünü olarak gören pozitivist bir cemaleddin efgani var. renan'ın takdim ettiği cemaleddin efgani ile islamcı düşünürlerin neredeyse ağız birliği ederek övdüğü cemalettin efgani arasında büyük bir tutarsızlık görüyor meriç. sanırım buradaki efgani'nin pozitivizmini de itibara layık olarak görmüyor.

    bunun yanında cemaleddin efgani'nin yazdığı tek eser dehriyyun'a reddiye. bu dehriyyun'a reddiye ise (elimdeki 1997 basımı, ekın yayınları) sadece 103 sayfalık küçük bir kitap. adından bu kadar söz ettiren ve spekülasyona yol açan birisi içinse doğrusu içerikten oldukça yoksun bir kitap. bunun yanında renan'a yazılan mektuptaki efgani ile dehriyyun'a reddiye'deki efgani taban tabana zıt. efgani dehriyyun'a reddiye'de tam bir materyalizm karşıtı. ama yine de hangi kanatta oturursanız oturun, tam bir lumpenlik gözlemleniyor efgani'de; önce demokritos'u çürütmeye kasıyor, oradan charles darwin'e geçiyor ve "yahudi ve müslümanların binyıllardan beridir çocuklarını sünnet ettirdiklerini, ama küçük örnekler dışında sünnetsiz doğan çocuk olmadığını" söylüyor. bir de "onun cevap verememenin sıkıntısıyla kıvrandığını görür gibiyim" diye de ekliyor. tabii efgani sunduğu bir-iki kendince argümanın dışında da "dehriyyun" ile ilgilenmiyor (bu "materyalizmi çürütme" iddiası topu topu 13 sayfa yani). sosyalizmi çürütmek için 2.5 sayfa ayırıyor, daha sona "dehriyyun" olarak gördüğü mormonlara sıra geliyor, onlara da 1 sayfa ayırıyor ve bu böyle gidiyor. efgani, en iyi saldırı kötü savunmadir tarzı bir ekolle mi yazıyor, neyi amaçlıyor bilinmez ama ortaokullardaki "yaz tatilinde ne yaptınız?" temalı kompozisyonların düzeyini de aşamıyor. kitabın geriye kalanında ise materyalistlerin zararlarından ve ahlakın öneminden bahsetmiş. seyyid ahmed'in açtığı modern tarzda okulları olumsuz gördüğü söylenen efgani, arada eğitime de getiriyor sözü:

    "sözünü ettiğimiz bu gruplar, düşüncelerini etkin hale getirmek için çeşitli yöntemlere başvurmuşlardır. bilim adı altında okullar açarak kendi sapık düşüncelerini genç dimağlara empoze ediyorlar. ya da normal okullara kendi adamlarını yerleştirerek, pozitif bilimlerin çerçevesi içinde kendi zehirli fikirlerini masum çocukların zihinlerine nakşediyorlar."

    efgani arada napoleon'u da hristiyanlık için yaptığı çabalar dolayısıyla övüyor, 18. yüzyıla kadar fransızların ahlaklı, faziletli ve bilimde öncü bir millet olduklarını söyledikten sonra fransızların almanlar karşısında yaşadıkları yenilginin "tek sebebi" olarak hristiyanlıktan uzaklaşmayı görüyor. dünya tarihini leğende yıkanırken okumuş gibi duran ifadeleriyle birlikte, eldeki avuçtaki efgani hakkında söyleyebileceğim (kendisine atfedilen yüceliklere kıyasla) pozitivizm açısından da islami gelenekçiler açısından da son derece ortalama birisi olduğu. bu tanınmışlığını temellendirebilecek herhangi bir eseri de ortada yok. herkes tanıyor, övüyor, ama görüşlerinin ne olduğu hakkında konuşan pek yok (hatta elde olan iki küçük verideki efgani, ancak muazzez ersoy ile werner heisenberg kadar birbirine benziyor.)
  • afganî'nin fikrî hareketinin bir altyapı oluşturularak sistematik şekilde insanlara sunulan bir hareketten çok "islam mani-i terakkidir" savına karşı üretilmiş bir anti-tez olduğunu söylemek zannediyorum yanlış olmayacaktır. bu sebebe binaen derinliğinin olmayışını bence mazur görmek gerekir. fakat onu değerlendirirken bu eksikliğini atlayacağımız anlamına gelmiyor bu.

    cemaleddin afganî bilim ve sanayiide batı dünyasını yakalamamızla meselenin çözüleceği gibi sathî bir bakış açısından öteye mateessüf gidemedi. oysa 16.yüzyıldan beri sürekli değişen, dönüşen bir batı toplumunun iç dinamikleri ve bu dinamiklerin ürettiği sanat anlayışı, medeniyet anlayışı dikkatten kaçırılmaması gereken şeylerdi. çünkü medeniyet insan çıkışlı olduğu için, her cüzünün er ya da geç insanı ilgilendireceği apaçık bir durumdur. nitekim edebiyat, resim, mimari, müzik gibi bir çok alanda batı hegemonyası karşısında çaresiz kalışımız bunu çok aşikâr gösterdi. alternatif oluşturamayan bir toplum ne kadar dışa kapalı kalmaya devam edebilir ki... afganî'den sonra da sırtımızda bir yük gibi kalacak olan batılılaşmak meselesini belki de en güzel attila ilhan özetlemişti: "bir kere yaptığımız batılılaşmak değildi, ikincisi batı zannettiğimiz gibi bir şey değildi, üçüncüsü batı'nın eriştiği yer öyle özenilecek bir yer değildi."

    afganî medeniyetin toplumu dönüştüreceği gerçeğini belki göremedi,belki de atînin evlatlarının fark edeceğini düşündü ve en elzem gördüğünü savundu;bunu bilemeyiz. ama onun aksiyon insanı olarak tanımlanmasının gerekliliği ortadadır. döneminde çok az destek gören,döneminin şeyhülislamının bile nübüvveti sanat kabul etmekle itham ederek insanları ona karşı kışkırttığı afganî'yi osmanlı coğrafyasında savunan belki de tek güçlü kalem sırat-ül müstakim'deki yazılarıyla m.akif idi. fakat zannedildiğinin aksine âkif'in de afganî'nin dediklerini harfiyyen kabul etmediğini söylemeliyiz. dileyen arkadaşlarımız 1983 yılında ihya yayınlarından çıkan m.akif'in "modernleşmek mi, islamlaşmak mı" eserini inceleyebilirler.

    değinmek istediğim bir diğer husus ise günümüzde afganî için kullanılan "reformist" sıfatıdır. "reform" kelimesini türkçe'ye "yeniden şekillendirmek" diye çevirmemiz mümkündür. ve haliyle öz kaynaklarına bağlı olmak gibi bir anlam içermediği aşikardır. o yüzden reform muadili olarak ancak "teceddüd" kelimesi kullanılabilir ki bence islam dini için teceddüdden söz edemeyiz. bunun yerine "tecdid" kelimesini kullanmak daha sıhhatli ve manaya muvafık olur zannediyorum.
  • kahire mason locasının 1355 numara ile kayıtlı olduğu iddia edilen şahsiyet.