şükela:  tümü | bugün
  • ibrahimi dinlerin tamamının merkezinde yer alan ve dünya hayatının sonucunda varılması gereken ideal nokta olarak kabul edilen cennet kavramının tatmin edici bir vaat olmaması durumudur
    midenin tatmin olması, cinsel doyum, sonsuz yaşam, asla sıkılmamak her ne kadar hoş gelse de yeterli değildir. zira bunlar dünyevi hayatta pekala ulaşılabilecek şeylerdir.

    allah, tanrı, isa, yehova adı her ne olursa olsun insana: dünyada öğrenemediği bilgileri öğrenmeyi ve yükselmeyi vaat etseydi cennet istenebilir bir yer olurdu zannımca. çünkü insanın bu dünyada ulaşmak isteyip de ulaşamayacağı tek şey sınırsız bilgidir.

    “cennete gidince asla sıkılmayacağı için insan, vaadin yetersizliği önemsizdir” argümanı da iyi bir argüman değildir. çünkü mesele yaratıcının her şeyi ayarlaması değil. isterse sözünden dönerek cenneti ve cehennemi hak eden insanları yer değiştirebilir. kimse de “sözünden döndü” diyemez, hatta içinde “tanrı kötüdür, çünkü sözünden döndü” diye düşünmeye hakkına da sahip değildir. iyilik ve kötülük kavramı en nihayetinde tanrı tarafından belirlenmiştir, dolayısıyla tanrı’nın dönekliğini kötülük olarak addediyorsa bir monoteist; budalanın tekidir.

    bu argümanı eleştirmek için hacc 47 örnek olarak verilemez. çünkü yaratıcının “vaadimden caymam” sözünün zıttı bir davranışta bulunması yadırganamaz.

    öte yandan dini mantıklı bir şekilde yorumlayabilen insanlar: kutsal metinlerin herhangi birinde, cennet vaatleri arasında; dünyevi bedensel arzulardan ziyade daha tatmin edici vaatler buluyorlarsa, söylemelidirler. zira burada amaç herhangi bir dini inancı, düşünceyi eleştirmekten ziyade mantık yoluyla en doğru olanı bulmaktır. tıpkı kutsal bir bilgi kaynağının olması gerektiği gibi...

    ancak yine de belirtilmelidir ki: mantık yoluyla yaratıcı bulunamıyorsa şayet bu, yaratıcının var olmadığı anlamına da gelmez. tanrı insanı, kendisine ulaşmasına mani olacak şekilde, yetersiz bir mantıkla donatmış da olabilir. söz konusu kişi iyilik ve kötülüğün belirleyicisi olan tanrı olunca her ihtimal düşünülmelidir.
    körü körüne, açıklama yapmadan, düşünmeden inanılan her şey sarsılmaya mahkumdur; ama bugün ama bir gün.
  • cehennem benim için cennete oranla daha yeterli bir vaat. lan bi kere sırf inançsız olduğum için cezalandırılacağım, ama beni cezalandırmak için koydukları yerde ne kadar din bezirganı orospu çocuğu, pedofili piç, hırsızlık arsızlık yolsuzluk yapan orospu evladı siyasetçi, katil gaspçı tacizci tecavüzcü ruh hastası,faşisti ırkçısı varsa benimle yanacak.

    hayali bile güzel. galiptir bu yolda mağlup. bana esas ceza cennet olurdu.
  • ortada 2000 yıllık bir kanıt varken yersiz düşünce.
    he evet bir sen akıllısın.
  • kuran'a göre, cennetten önce allah'ın rızası vardır.

    allah, mümin erkeklerle mümin kadınlara, altlarından ırmaklar akan cennetler vaat etmiştir. sürekli kalacaklardır orada. adn cennetlerinde hoş meskenler vaat etmiştir. allah’ın rızası ise hepsinden büyüktür/yücedir/üstündür. işte bu en büyük kurtuluştur. tevbe suresi, 72.ayet

    görüldüğü gibi, allah bu ayette, kendi rızasının cennetten daha büyük olduğunu bildirerek, kendi rızasını kazanmanın cenneti kazanmaktan daha üstün/yüce/daha önemli bir ödül olduğunu bildirmiş olmaktadır. öyleyse, allah kendi rızasını cennetten daha büyük bir ödül olarak müjdelediyse, bir mümin için de, allah’ın rızasını kazanmak cenneti kazanmaktan daha büyük bir müjde olmalıdır.

    üstelik de zaten cennet, allah’ın razı olduğunu bilmenin getirdiği duyguları yaşamayı sağlar.

    şu acılarla dolu hayatı bile tercih edip dinden imandan ahiretten vazgeçenlerin, cennet gibi sorunsuz bir yeri beğenmemesi mantıksızdır. zira bu dünyaya bile salyalar akıtan kişilerin cennet gibi bir yerden hoşnut olamaması mümkün değildir.

    cenneti yetersiz bulanlar, ateizmin yok oluş vaadi ile aslında çöküşe ve mutsuzluğa çağırırlar.

    tam da bu konu hakkında bir yazı var buyrunuz:
    ateistlerin cennet vaadini beğenmemesi / cennet motive eder

    asıl cennet vaadi olmasaydı biterdik ve kelimenin tam anlamıyla sonumuz olurdu. ya allah'ın cennet vaadi olmasaydı?
  • dinlediğim din adamlarının, ve 14 yaşında yaptığım otobüs yolculuğunda yanıma oturan amcanın anlattığı kadarıyla, içinde çocuk yaşta (amcanın dediğine göre) veya yetişkin yaşta, benim emrime verilmiş kadınlar, hizmetçiler (yani köleler), köşkler olacak olan yerdir. bir sosyalist olarak bunların benim için de zerre kadar çekiciliği yok.

    hani olmaz ya, tüm bunlar bana verilse, ben tüm kölelere özgürlüklerini verir, üretilen her şeyin paylaşıldığı, kararın hep beraber alındığı bir komun kurardım emrime verilen hizmetçi ve hurilerle (yani kölelerle).

    yani sadece inananlara cennet vaat edilse, inanmayanlar yok olsa, veya bu dünya'daki hayatın bir benzerini yaşasa, acaba ne olurdu demiyor değilim.
  • sonsuza kadar sürmesi sıkıcı gibi. doğmadan önceki hiçlik gibi olması daha cezbedici bana göre.
  • asgari ücretle haftada 77 saat çalışanlar var bu ülkede. kimine göre gerekenden fazla bir vaat bile olabilir.
  • ölüm korkusu olmadan yaşayacağım bir yer olduğundan dolayı, benim için yeterince tatmin edicidir. yok ölümden korkmuyorum. sadece dünyada ne kadar iyi yaşarsam yaşayayım, tatmin olamamaktan ve işin sonunda, kaçınılmaz bir ölüm olmasından bahsediyorum.
  • cennet hazlarını hissetmenin zorluklarındandır. bu dünyada sürekli tehlike altında, hayati ihtiyaçlarımızı karşılayamamanın tehlikesi altında olduğumuz için haz alıyoruz. çok üst düzey bilimsel kanıtları olmasa da benim de katıldığım bir görüşe göre haz aldığımız şeylerin tamamı sağ kalımı ve üremeyi kolaylaştıran şeylerden oluşuyor. sürekli akan ırmaklardan bahsedeceksek, o ırmağı görmekten haz alacak ve almayacak şekilde yapılanmış iki ödül mekanizmasını karşılaştıralım. ırmağa çekilmek hem içinde yaşayan balıklara, hem ırmaktan su içen av hayvanlarına hem de etrafındaki verimli toprağa çekilmek anlamına gelir. bu durumda kimin avantajlı olacağı ortadadır, ırmağa çekilen arkadaşımız diğerinden daha fazla sağ kalım ihtimaline sahip olacak, daha iyi beslenecek, bu sayede daha güçlü kuvvetli olacak ve böylece hem üremek için etrafta dolaşacak daha çok zamanı olacak hem de hanımlar tarafından daha yakışıklı bulunacaktır. cennetin eğlenceli olacağı fikri, bu güdüleri cennette de taşıyacağımız varsayımına dayanıyor. kaldı ki aynı bedende dirileceğimize göre ve beyin de bedenin bir parçası olduğuna göre gene gidip "oo ırmak, oo meme" şeklinde gezmemiz mantıksız değil.

    bir sorun şu, bu hazları hakkıyla yaşamak için bazı ayarlamalara ihtiyaç duyuyoruz. çünkü aşırı haz, dopaminerjik reseptörlerde down regulationa sebep olup aynı hazzı yaşamak için daha yüksek doza ihtiyaç duymamıza sebep olacaktır. cennette sonsuza kadar doz yükseltme imkanı olabilir ancak reseptör tepkisinin değişmesi daha pratik olur. bu sorun da böylece çözülebilir.

    çözülmesi gereken bir diğer sorun şu; ölüm bir koç kılığında kesilince, yaşamanın gerçekten bir hazzı kalacak mı? ölüm korkusu olmadan yaşama motivasyonunu nereden bulacağımızı anlayamıyorum. belki de isteyen cennetliklere tamamen yok olma hakkı sunulması daha iyi bir seçenek olabilir. böyle bir seçenek, sonsuza kadar cennette kalmaktan daha çok tercih edilebilir, dengeleri yeniden kurabilir. sonsuza kadar bir kayayı dağın tepesinden itmek ne kadar anlamsızsa sonsuza kadar aynı zevkleri tekrar tekrar yaşamak da eşit derecede anlamsız. bunun bir çözüm olanağı sunulmalı. allah'ın rızasının bunu çözeceğine dair iddiayı okuyacağım vakit bulunca ama bana öyle geliyor ki o argümanda bahsedilen şeyi gerçekten bilmiyoruz, allah bilir diyip geçmenin biraz daha uzatılmış halinden bahsediyoruz. kavrayamayacağımız bir olgunun bizi kurtarmasını ümit ediyoruz.

    belki en önemli soru şu; değer mi bunun için bunca şeye? dünyada kötülük olmasaydı burası da zaten cennet bahçelerinden bir bahçe olurdu. cennete girmeden önce bir çocuğun yere düşüp toprağın yanlış kısmıyla temas ederek tetanoz kapmasına, sonra da çenesinin kasılmasıyla başlayan ve günler süren korkunç bir işkencenin ardından, başına gelenin neden geldiğini bile anlamadan, anne ve babasının kendi düşündüğü kadar güçlü olmadığını ilk defa anlayarak, kasılmaktan kemikleri kırıla kırıla can çekişerek ölmesine, bu ölümü izleyen anne babasını akıllarını oynatmış bir halde bırakmasına gerek var mıydı? böyle bir oyunu kurmak için insanın canının çok sıkılmış olması lazım. bu acının karşılığında hiçbir tehdit olmayan bir alemde haz vaadi epey yetersiz. kaldırılabilecek düzeyde sıkıntı karşılığı zaferlerle geçen, sonunda normal bir ölüm olan bir insan hayatı cennetten daha cazip olabilir. sonuçta elimizde ölçüm yöntemi yok ama, subjektif olarak birisi tersini iddia ederse ona da haksızsın diyemem.
  • (bkz: imago dei) ve sonsuz olduğunu düşünen her insan için varolan ve rasyonel kontekstte yanıtlanmayı bekleyen bir sorunsaldır.

    kutsal kitaplarda cennetle ödüllendirilecek olan insanlara ait non plus ultra şey, (bkz: sigmund freud)’un lustprinzip’ine göre bedensel zevklerin climax’e ulaşması, (bkz: friedrich nietzsche)’nin alle lust will ewigkeit'iyle bunun sonsuz bir döngüde olması ve ennui’nin ipso facto devre dışı bırakılması değil – sonsuzluk (dünyadaki muadili değil) per analogiam insan'ın pay sahibi olacağı ve deneyimleyeceği tanrısal attributumlardır. sonsuzluk, sonsuzluk kavramının içerik olarak proprium’u, spektrum’u ve bu tanrısal modi’nin insan existentia’sıyla olan korelasyonu ve sonsuzluk bilinci olan insanın genel olarak şeylere olan refleksiyonu igitur potansiyel eylemlerini buna göre belirlemesi.
    sonsuzluk bilinci olan insanın cennet'teki temporallik anlayışıyla nasıl bir korelasyon içine gireceği, bu temporalliğin insan bilincinde ne gibi paradokslara yol açacağı ayrıca merak konusudur.