şükela:  tümü | bugün
  • başlığın tam hali karakter sınırlamasına takılmasaydı "cennetteki sonsuz yaşamın insan varoluşuna aykırı olması" olacaktı.

    (bkz: augustinus) (bkz: de trinitate)’de, tin'in gizli yerlerinde bazı şeylerin bilgisine sahip olduğumuzu, onları düşündüğümüzde belirli bir şekilde bilincimizin merkezine yerleştiklerini ve sonrasında tin'in görüş alanına açık bir şekilde dizildiğinden bahseder. tin, başka bir şeyi düşündüğü sırada bile, şeylerin idrakına ve sevgisine sahip olduğunu bulur. kişiye unuttuğu bir şey hatırlatıldığında, garip bir şekilde sahip olduğu ancak görünürde bildiğini bilmediği, farkında olmadığı bir bilgi hatırlatılmış olur. bu da, düşünme eyleminin gerçekleşmesinden bağımsız bir içgörüye sahip olduğumuzu gösteriyor. onun yeri de abditum mentistedir diyor augustinus. hafızamızın gizli derinlikleri insanın kaydedilmiş hatıralarına ait olmayan içeriklere ulaştığı ve ilk defa keşfettiği yerdir. işte orada hiçbir dile ait olmayan "en gizli söz" üretilir.

    abditum mentis’te yatan o a priori bilgi en sonunda tanrı’nın ruhuyla birleşeceğimiz, bir başka deyişle her şeyin başladığı kaynağa geri döneceğimiz ve mutlak huzura ereceğimiz bilgisidir. her insan bu bilgi'ye özünde sahiptir ama kimileri bu bilgi'ye sahip olduğunun farkında değildir çünkü insan varoluşu özünde huzursuzdur, ihtiyacı olan dünyevi olan her şeyden arınarak, tanrı'ya geri dönmesidir. cennet’in bizlere dünyevi zevklerin modifikasyona uğramış hali olarak sunulması ve bunun yanında belirli tanrısal attributumlara sahip olacağımız bilgisi, eğer ki cennette biz insanlar akıllarımızdan yoksun, sersemce ve adeta stupor’a düşmüş bir vaziyette insan bedenlerimizde sonsuza dek yaşamayacak isek, bizleri eninde sonunda yok olmayı istemeye (tanrı’da birleşmeye) sürükleyecektir.

    sitivit anima mea ad deum vivum:
    quando veniam
    et apparebo ante faciem dei mei.

    canım (ruhum) tanrı’ya, yaşayan tanrı’ya susadı;
    ne zaman görmeye gideceğim tanrı’nın yüzünü?

    edit: "tecrübe edilmeyen bir konu hakkında varsayımda bulunmak çok manasız kaçar" demiş yamuk adlı yazar. kuran'da açıkça belirtilen sonsuz yaşamı deneyimlemenin bahsettiğim factumu, yani aklın cennet paradoksuna karşı zorunlu olarak vardığı noktayı nasıl değiştireceğini merak etmekteyim.cennet'i deneyimlemekle tanrı'nın cennet vaadi arasında kategorik bir fark var. buradaki mesele, cennet vaadinin insan varoluşuna aykırı olması. tanrı'nın vermiş olduğu karar, yani sonsuza dek cennette yaşayacağımız gerçeği ayrı bir kategori, onu deneyimlemek ayrı bir kategori. bu karar, deneyimlemekten bağımsız ele alınmalı ve irdelenmeli. cenneti deneyimlemek tanrı'nın vermiş olduğu bu karara (yani sonsuza dek orada yaşayacağımıza) yeni bir boyut kazandırmıyor. ayrıca sonsuzluk kavramının dünya'daki sonsuzluğa tekabül edip etmemesi de önemli değil bu noktada çünkü bu orada olacağımız gerçeğini değiştirmiyor. ayrıca insan varoluşunun genesisini dünya’yla değil, cennetle (adem ile havva) belirlemek gerekir.

    edit 2: stajyeravukat adlı yazar iman var ise mantıkla açıklanamaz diye bir argümanda bulunmuş. arkadaşlar dininizi bu kadar zayıf argümanlarla mı savunacaksınız, islam teolojisine hiç mi aşina değilsiniz?
  • bu mantığı allahın varlığını kabul ederek yürütüyorsak bu soru çok saçma. üstelik varoluş dediğimiz şeye yaşadığımız bu dünyanın mantığıyla bir anlam verebiliriz. yani tecrübe edilmeyen bir konu hakkında varsayımda bulunmak çok manasız kaçar.
  • varoluşu tanrı’dan bağımsız tutuyorsak belki, varoluş kelimesi tanrı’dan geliyorsa ise tez üretmek gereksiz hale gelmektedir.
    tam burası iman denen olgunun yol ayrımına tekabül etmektedir. yok ise sonsuz yaşam tezine de ihtiyaç yok, eğer var ise iman mantık ile açıklanamaz durumdadır